|
14 Şubat 2012 Salı malialtindag@diyarbakirsoz.com M. Ali ALTINDAĞ |
|
| NE BU AZGIN FİTNE!? | |
Evet, sevgili okurlar.
Şimdiye kadar milletten gizli kapaklı "saklanan önemli sırlar, gizlilikler" yavaş yavaş gün ışığına çıkmaktadır.
Elbette ki; millet her şeye rağmen siyasilere, yönetimlere, otoritelere güveniyor, güvenmese oy vermez.
Ama beslediği emel maalesef kursağında kalıyor.
Devletin en güvenilir kurumlarının bünyesinde casus çıkıyorsa ve devletin sırrını dışarıya veriyorsa, devletin güvenilirliğini para karşılığında yitiriyorsa, artık bu ülke nereye gidiyor sorusuna cevap aramaktan başka yapılacak bir şey yok.
Evet, bir haftadan beri basın yazıyor.
Türkiye’ye iltica eden Suriye ordusundan bir albayın Hatay’da bir yerde saklanırken, daha doğrusu devlet onu koruma altına almışken MİT denilen Milli İstihbarat Teşkilatının bünyesinde satılmış hıyanet erbapları o insanı yüz bin dolar karşılığında Esed’in ordusuna teslim ediyor.
Ve ne acıdır ki Esed onu sorguladıktan sonra idam edebiliyor.
Düşünün Türkiye ne kadar küçük düşürülüyor, ne kadar güvenilirliğini yitiriyor.
Dünya kamuoyu nezdinde inanmıyorum ki böylesine ikinci bir olay başka bir devlette yaşanabilsin.
Suriyeli muhalif albayı Esed’e teslim eden bu çete maalesef Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bünyesinde çıkmıştır.
Varın gerisini siz düşünün.
Türkiye’ye sığınan Suriyeli Albay Hüseyin Mustafa Harmuş ile Binbaşı Mustafa Kassum’u Esed yönetimine teslim etmekle suçlanan ve aralarında MİT mensubu Ö.S’nin de bulunduğu çete nihayet yakalanarak tutuklandı.
Zaten dün de buna değinmiştik.
Ama bu tür olayların ciddi bir devletin, ciddi bir kurumunda gerçekleşiyorsa vay bu ülkenin haline?
Bu ülke nereye gidiyor, diye düşünmemek mümkün değil?
Ne var ki olayların gerçek yüzüne bakıldığında her zaman ifade ettiğimiz gibi kurt ağacın içinde olmasa hiçbir zaman o ağaç çürümez.
Keza devletler de öyledir.
AK Parti’nin yaklaşık dokuz yıldan beri memleket için gösterdiği çaba bir çırpıda intikamcı bir hıyanet şebekesi tarafından büyük bir komplo teorisiyle hem de devletin özel savcısını kullanarak Milli İstihbarat Teşkilatının başında kişilere yönelik tutuklama gerçekten düşündürücüdür.
Düşündürücü olduğu kadar da vahimdir.
Bu teşkilatın başındaki müsteşar ve yardımcıları direk Başbakana bağlı olan kimselerdir.
Kurumun bünyesindeki görev yapma şeklinin biçimlendirilme gereği olarak yapılan görevi “Sen niye bu görevi böyle yaptın da, gel buraya suç işledin” demek ya devletin çalışma stilini bilemeyecek kadar gözü kapalı bir gaflet içerisinde iş yapan ve hukuktan anlamayan savcılar olması gerekir.
Ya da birileriyle siyasi bir danışıklı dövüş yaparak bu tür sarsıntılı görevi üstlenen bir özel yetkili savcı olması gerekir.
Zira bu da bize göre doğrudan doğruya devletin Başbakanını böylesine zor duruma sokan anlayış, bu demektir ki demokrasi yerine yeni yeni kaoslar yaratmaktır.
Ve ana muhalefet partisi ile diğer iki küçük muhalefet parti gizliden işbirliği yaparak Ergenekon terör örgütüyle, PKK terör örgütü bir ittifak içerisinde hareket ederek devletin yargısını kullanma girişimi olabilir.
Bu nedenle tıpkı ittihat ve terakki cemiyetinin yarattığı Osmanlının bünyesini dinamitleyerek İslam hilafetini dağıtıp gizli emperyalist odaklar namına çalışıp, kısa bir süreç içerisinde devletin altını üstüne getirip kocaman tarihi bir cihanşümul devletin hain Osmanlı paşaları ve onlarla beraber İsrail adına, Siyonist emperyalizm adına çalışan nice hain yerli Lawrence’lar olduğu herkesin malumudur.
O girişim ne yazık ki bugüne uzanmaktadır.
Hele hele gayretkeş(!) medyamızın basmakalıpçı kalemşor yazarlar hedef şaşırtarak büyük bir fitneyi uyandırmak için bu kez muhterem Fethullah Gülen hoca efendi cemaatiyle iktidar arasında bir anlaşmazlık havasını yaratmak ve bu kez o kanaldan girip kaleyi içten yıkmaya çalışmaktadırlar.
Bunlar basınımızın içine sızan nice satılmış Lawrence’lardır.
Onun için tek istek, arzu ve vazgeçilmez temenni halkın devletiyle, iktidarıyla yekvücut olarak büyük bir birliktelik içerisinde olmaları gerekmektedir.
Dün muhterem hoca efendi tüm dünya kamuoyu karşısına çıkıp Başbakan’a içtenlikle bir an evvel sıhhatine kavuşması için dua etmesi birçok yamuk çevrelerin gediğine taşı koymuştur.
Gerçekten Gülen hoca efendi büyüklük gösterdi, Erdoğan’a acil şifalar diledi, ikinci kez ameliyat olan Başbakana bir mesaj da gönderdi.
Erdoğan’ın ilk ameliyatını duyduğunda derinden üzüldüğünü belirten Fethullah Gülen hoca efendi, iyileşmesi için her daim dua ettiğini belirterek “Bu ameliyatın tamamlayıcı müdahale olmasından müteselli (teselli) oldum, ümitlendim. Milletimizin medarı iftiharı haline gelmiş Başbakanımızın sağlığına kavuşmasını niyaz eder, acil şifalar temenni ederim” dedi.
Gülen hoca elinin tersiyle, birçok kirli, yıkıcı fitne düşüncelerine manevi bir tokat atmış gibi olmuştur.
Biz de tüm halkımız adına Sayın Başbakanımıza acil şifalar dilemekle beraber, Cenabı Allah’tan uzun, faydalı bir ömür nasip etmesini dileriz.
Ve halkın yüzde 50-60’ı Başbakanı candan sever ve bağrına basar.
Bu paralelde merhum Mehmet Akif Ersoy’dan bugünkü halimizi andıran bir iki mısrasını sizinle paylaşmak istiyorum.
Böylece sohbetimize son olayım.
“Ya ilahi bize tevfikini gönder
Doğru yol hangisidir millete göster”
Akif’in dediği gibi biz de buna âmin diyoruz.
Merhum Akif devamla şöyle diyor;
“Ruhi İslam’ı şedait sıkıyor öldürecek (şiddet ve dalalet)
Bir günahız çoğumuz…
Yakma ilahi bizi”
Âmin.
“Boğuyor âlemi İslam’ı bir azgın fitne
Kıt’alar kaynayarak gitti o girdap içine
Mahvolan (yok olan) aileler bir sürü masumundur
Kalan avarelerin hali de malumundur”
En derin saygılarımla. |
|
|
| |
![]() |
Bu yazı 9339 defa okunmuştur. |
|
|
| Copright © 2012 - Tüm hakları saklıdır. ANADOLU BASKI İŞLERİ ve GAZETECİLİK |
| Tasarım ve Programlama: |













