Görüş Bildir

'Başbakanım beni arıyorsunuz'

Başbakan Binali Yıldırım'ın bugün medya temsilcilerine Çankaya Köşkü'nde verdiği kahvaltılı toplantı ilginç bir olayla başladı.

Toplantının başında Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in  cep telefonu çalmaya başlayınca, Başbakan Yıldırım'a yönelerek,  "Başbakanım beni arıyorsunuz" dedi. Yıldırım ise, "Hayır ben aramadım seni, nerede benim telefonum, belki korumalar yanlışlıkla aramıştır" diyerek cep telefonunu istedi.

Başbakan Yıldırım'ın cep telefonu getirilip kendisine verildiğinde telefonunun kayıtlarında Şimşek'i aramadığı görüldü. Şaşırtan bu olay üzerine medya temsilcilerinin "Siber saldırıya mı maruz kaldınız" esprisi Başbakan Yıldırım ve toplantıya katılanları kahkahalara boğdu.

Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklamalarının satır başları şöyle;

"DARBEYE KARŞI CUMHURBAŞKANIMIZIN KOYDUĞU NET DİRAYET"

Başbakan Binali Yıldırım, FETÖ'nün darbe girişiminden sonra yaşanan sürece ilişkin, "Bundan sonra kamuoyunu ne bekliyor? Bürokrasideki operasyonları görüyoruz. Bir taraftan mağduriyet dillendirmeleri var. Süreç bundan sonra nasıl ilerleyecek" şeklindeki soru üzerine, şunları söyledi: "Şu hakkı teslim etmemiz gerekir, bu darbe teşebbüsü ile beraber medyamız herhangi bir telkin olmadan, durumdan vazife çıkararak, karşı darbe yapmıştır. Bunu bir kere söylememiz gerekir. Bihakkı teslim etmemiz gerekir. Darbeye karşı, Sayın Cumhurbaşkanımızın koyduğu net dirayet, hükümetimizin, bizlerin bu konudaki kararlılığı ‘asla öyle bir şeye izin vermeyeceğiz ve de sorumluları da hesap verecek’ tarzındaki duruşumuz ve milletin işe sahip çıkması, belki işin sihirli tarafı bu. Darbecilerin, veya darbeye kalkışanların hesaplamadığı tek alan bu ve medya diye düşünüyorum. Burada hesapları tutmadı. Dolayısıyla hem millet olarak hem medya olarak hem hükümet olarak hem Cumhurbaşkanımız hep beraber olduk, kenetlendik ve dünya darbeler tarihinde belki de emsali hiç görülmeyecek bir işi gerçekleştirdik."

BATI DÜNYASINDAKİ GAZETECİLERİN YORUMLARI

Darbe girişiminden sonra bazı Batılıların, Batı dünyasındaki gazetecilerin, yorumcuların, 'darbeciler nerede hata yaptı' diye programlar yaptığına dikkati çeken Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti: "Darbeyi Türkiye def etti, demokrasi kazandı diyecek yerde, ‘şu şu hataları yapmasalardı başarılı olacaklardı’, onları tenkit eden, nerede hata yaptıklarını anlatan haberlere yer verdi. Bundan sonra daha dikkatli olmaları gerektiğini telkin ettiler. Şaka gibi ama değil. Maalesef bunu yaşadık. Zaten hemen darbe sonundaki şaşkınlıkları suç üstü yakalandıklarını ortaya koydu. Büyük bir şaşkınlık geçirdiler. ‘Bize böyle dememiştiler, ne oldu, hesaplarda terslik mi var’ dercesine tutum içine girdiler. Bunları biz direk suçlama, ispat etmeden kimseye suçlama yapmayız ama bu tutum demokrasiden yana tutum değildir. Bu bizde çok büyük hayal kırıklığı yaşattı."

"BURASI MISIR DEĞİL"

Batının da 7 Ağustos Yenikapı fotoğrafından sonra yavaş yavaş gerçekleri görmeye başladığını ve duruşlarını düzeltmek mecburiyetinde kaldığını vurgulayan Yıldırım, "Bunu bir Mısır gibi görmek istediler başlangıçta, Türkiye’deki bu girişimi. Mısır gibi değerlendirmek istediler ama olmadı. Burası Mısır değil, burası Türkiye. O farkı hesap edemediler. Şimdi artık işler onlar açısından da normale döndü" dedi.

"Bizim en azından öngörümüz, vatandaş artık bu darbe teşebbüsü, darbe ile yatıp kalkmak istemiyor. Vatandaş işine gücüne bakmak istiyor, geleceğin planlamak istiyor, ülkesinin hem içeride hem dışarıda daha güzel şeylerle anılmasını istiyor" diyen Yıldırım, şöyle konuştu: "En azından izim kabulümüz bu, bizim olmasını istediğimiz şey bu. Bunu sağlayacak olan kim? Biz yapacağız. Vatandaşa hangi gündemi verirsek vatandaş o gündemle meşgul oluyor. Eğer ilgisini çekiyorsa. İlgisini nasıl çekecek? insanların gerçekten hissettiği, düşündüğü beklediği konuları siz öncelikli olarak ele alırsanız o zaman vatandaş da bütünleşmiş olursunuz. Dolayısıyla da her şey rahatlamış olur. Biz buna dikkat edeceğiz. Ne yapacağız? Önümüzde bir sorumuzu var. Sorunun en acıtıcı tarafını hallettik ama arkasında bir temizlik tamir bakım işi var, bir de yani toplumsal birlikteliği muhafaza etme işi var. Bunu bu darbeyle başardık. Siyasi partiler de başta Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere burada çok net duruş ortaya koydular darbeden, tanktan tüfekten yana değil demokrasiden yana bir dayanışma içine girdiler bizi hemen aradılar, görüştük, desteklerini verdiler hatta bu süreç darbe girişiminden sonra da devam etti. Yenikapı’dan sonra da biz bunu, bu birlikteliği gözümüz gibi koruyacağız diye milyonlara taahhüdümüz var. Hakikaten bunu korumak zorundayız. Buna ihtiyacımız var. Çünkü toplumun kenetlenmesi, bir beraber olması, hem içeride hem dışarıda ülkemiz hakkında iyi düşünmeyenlere çok önemli cevap niteliği taşıyor."

"Burada en önemli konu, bu suç örgütüne irtibatı olana ilişkisi olan, kişilerin tespit edilip cezalandırılması" diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların bir kısmı zaten suç üstü yapıldı ve adalete teslim edildi. Onlar da sorun yok. Ama bu darbe girişiminde bir fiil, görev almamış, fakat arka planında görev almış veya yıllardan beri bu altyapının hazırlanmasında aktif katkısı olmuş bütün herkesin çok titiz bir çalışmayla belirlenmesi lazım ve adalete teslim edilmesi lazım. Bunlar nerede var? Bürokraside var, bürokrasi deyince asker yargı sivil bürokrasi, bütün bakanlıklar, bütün yerel yönetimler, yani devletin 3 milyonu aşan memur çalışan bunların içerisinde var, iş aleminde var, üniversite camiasında var, toplumun bütün kesimlerinde var bunlar. Bu bir sır değil. Burada tabii bunları nasıl tespit edeceğiz. Burada hatasız nasıl iş yapacağız, herkesin kafasındaki soru bu. Yani kolay bir iş olduğunu söylemiyorum."

"BİZİM İÇİN ÖLÇÜ 17-25 ARALIK SONRASIDIR"

FETÖ’nün kapalı bir örgüt yapısı bulunduğuna dikkati çeken Yıldırım, dolayısıyla üyelerinin tespit noktasında da zorlukların olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: "Peki ne yapacağız? Biz belirli kriterleri ortaya koyduk. Bu örgütle irtibatı, kendi isteğiyle, kendi azmiyle olanlarla hasbelkader buraya ilişki içinde olmuş olanları birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyorum. Burada da ölçüyü ya 1973’ten beri alamayız, bizim için ölçü 17-25 Aralık sonrasıdır. 17-25 Aralık sonrasındaki örgütle ilişkilerde eğer bilerek ve isteyerek bizatihi örgütün, bizatihi ekonomik faaliyetlerine, sosyal faaliyetlerine, siyasi faaliyetlerine katılmışsa bunları tespit edecek araçlarımız var. Bu bir ölçü. Buna bakıyoruz. Bunların kendi kurdukları iletişim ağları var. Özel. Yani hiç kimsenin kullanmadığı bir iletişim altyapısı kurmuşlar, o iletişim altyapısında 50 binin üzerinde isim var. Bunlar üzerinde gidiliyor."

Örgütün elemanlarının belirlenmesinde emniyet istihbarat biriminin kayıtlarının da dikkate alındığını belirten Yıldırım, "Buradaki kayıtlar da tabi 17-25 Aralık öncesine de var, sonrasına da var. Burada milat 17-25 Aralık olarak belirlediğimiz için önceki kayıtları dikkate almayacağız. Bir başka konu, MİT’in tespitleri var. Devlet Denetleme Kurulu’nun tespitleri var. Bir de Bakanlıkların kendi tespitleri var. Yani bilinen herkesin ortak kanaati şu şu isimler, örgütle doğrudan temaslı, bunlar biliniyor. Yani ne denir, kuvvetli şüphe böyle bir şey var, kanaat var. Eskiden beri biliniyor ama örgüt masum kabul edildiği için darbe girişimine kadar veya 17-25 Aralık, o da değil 7 Şubat 2012 bir adım, örgütün hükümete karşı ilk yönelmesi odur. Ondan önce Balyoz, Ergenekon gibi davalarda etkin oldu, hükümete karşı orada başlıyor. Dershanelerin kapatılması, MİT Başkanının alınmaya çalışılması, Gezi olayları sonrası tutumları ve 17-25 Aralık ve sonrasında gelişen olaylar" şeklinde konuştu.

"FETÖ’YE ÜYE OLAN VE OLMAYANLARIN AYNI AİLEDE OLMASI KRİTERİ"

Örgüte üye olan ve olmayanların aynı ailede olması durumunda esas aldıkları kritere değinen Yıldırım, şunları söyledi: "Aynı ailede bireyler var, birisi hakikaten örgütün aktif içinde, birisi değil. Ya bu kan bağına şeyine bakmak lazım, neticede, bu bir diyelim ki kocası kamuda üst bir düzey yönetici, hanımı abla. İşte burada nasıl davranacağız önemli. Burada da 17-25 Aralık sonraki faaliyetlerde acaba örgütle devam ediyor, eşine rağmen devam ediyor ve ilişkilerinde herhangi bir sorun yok. Bir müdahale yok, orada risk var. Tabi suçların şahsiliği esas olmak itibarıyla bir de o suça iştirak etme, etmeme gibi durumları da dikkate almak lazım. İşin bu kısmı bizim işimiz değildir. Bu kısmı yargının işi. Burada bize çok soru geliyor. İşte ailede şu var, bu var. Siz bütün herkesi sorumlu tutuyorsunuz. Bu doğru değil, bunu yapmamamız lazım. Her şeye rağmen, biz birinin suçundan dolayı başkasını sorumlu tutarsak, bu hukuk devletinde olan bir şey değil, doğru yapmamış oluruz.  Bunun da sürekli gündemde kalmasını istemiyoruz. Yani kamuoyunun bu işle sürekle meşgul edilmesi, ülkemizin hayrına değil. Milletin de hayrına değildir. Biz bir yandan bir şey sağlamaya çalışıyoruz, birliktelik. Ayrışmayı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Yapacağımız çalışmaların da bir ayrışma konusu olmamasına dikkat etmemiz lazım. Bizim için kritik konu bu. O yüzden de bunu bir an önce minimum hata ile, hatasız çok iddialı bir şey, hatasız yaparız dersek bu inandırıcı değil ve mümkün de değil. Elimizdeki veriler, sınırlı. Örgütle ilgili yapı çok kapalı. Hiç, eğer öyle olmasa yıllardır yanında taşıdığı adam, koluna kelepçe takıyor, kuvvet komutanın, Genelkurmay Başkanının. İşin vahametini anlamak için başka örneğe gerek yok. O yüzden burada titiz davranmamız lazım."

"CEZALANDIRMAYI KURAMA DEĞİL KİŞİLERE YAPACAĞIZ"

Başbakan Binali Yıldırım, “Normalleşme esas, normalleşme millet için çok önemli. Hele hele ekonomi tarafı, iş dünyası tarafı daha da önemliö vurgusunu yaparak şunları söyledi: "Nasıl önemli? Şimdi burada diyelim ki bir hakikaten örgütün finans kaynağının sağlayan firmalar var. Artık kamuoyu tarafından bilinen, gizli saklı olmayan, bunlarla ilgili bir tereddüt yok. Bir de bazı firmalar da var. Bunlarla hakikaten iç içe girmiş yöneticileri, sahipleri bunlarla isteyerek, yahut istemeyerek hareket ediyor fakat firma da ülkenin bir değeri olmuş. Binlerce çalışanı var. Burada da ölçümüz şu; kurumları değil kişileri esas alacağız. Cezalandırmayı kuruma değil kişiye yapacağız. Tıpkı bizim parti kapatma konusundaki bakışımız gibi. Partinin bir mensubu yanlış yaptı diye partiyi kapatma fikri ne kadar demokratik değilse veya hukuki değilse burada da durum aynı. Orada kişiler hedef alınacak, onlar ayıklanacak. Kurum çalışmaya, üretmeye devam edecek. Aksi halde ekonomide olumsuz etkiliyor. Şimdi bizi arayan var, ben vaktiyle buraya mal vermiştim, ben şimdi FETÖCÜ müyüm, ne yapacağım’ diye endişe ediyor. Bankalar, FETÖ’cülere kredi verdim diye sorgu sual olur mu, bu tehlikeli bir şey. Böyle yola girdiğimiz zaman maazallah FETÖ darbesinden daha çok sıkıntılar yaşarız. Ekonomik olarak yani istihdamın azalması ekonomide durgunluk, büyüme oranının ayağı düşmesi gibi risklere karış biz tedbirli olmalıyız."

"DOLAYLI İLİŞKİLER TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUBU GİBİ MUAMELE GÖRMEYECEK"

Başbakan Yıldırım, terörün finanse edilmesinin uluslararası bir suç olduğunu kaydederek, sözlerine şöyle devam etti: "Dolayısıyla bu suça bilerek, isteyerek katılanlar affedilmeyecek. Bunlar cezalandırılacak ancak bunlarla iş yapmış, mal vermiş, mal almış, ticaret yapmış, bunları sorumlu tutamayız. Burada da ölçümüz 17-25 Aralık. iş yapmaya devam etmiş, ilişkilerini geliştirmiş. Bunu da masum sayamayız sadece basit bir ticari münasebet dışında 17-25 Aralık’tan sonra bu bilinen terörün finansmanını sağlayan şirketlerle çok derin ilişkileri devam ettirenler varsa onlar da sorumlu olacak ancak orada şirketin kendisi değil bu işin içinde olan yöneticileri veya ortakları sorgulanacak veya onlardan hesap soracak. Burayı da kim yapıyor, bu işi, MASAK yapacak. Mali işlerle ilgili konuların takipçisi MASAK olacak. MASAK’ın vereceği raporlara göre işlem yapılacak. Dolaylı ilişkiler aslında terör örgütü mensubu gibi bir muamele görmeyecek."

"TERÖRİST BAŞININ TÜRKİYE’YE GELİP, YARGILANMASINDAN BAŞKA BİR UZLAŞI YOLU YOK"

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü'nde medya temsilcileriyle yaptığı görüşmede, "Batı'nın tutumundan, 'Türkiye'nin duyduğu üzüntüyü, kaygıyı' ifade ettiniz. Vize meselesi ve terörist başının ABD'den iadesi gibi konularda Türkiye sert bir söylem belirledi. Sonuna kadar bunun arkasında kalınacak mı yoksa bir yumuşama olacak mı?" soruna şu yanıtı verdi: "Terörist başının Türkiye'ye gelip, yargılanmasından başka bir uzlaşı yolu yok. Bu kadar bedel ödet Türkiye'ye... 240 şehidimiz, 2 bin 195 gazimiz var, diğer tahribatı, toplumsal, psikolojik, maddi onları hiç saymıyorum. Bunlar ortadayken bir uzlaşma diye bir şey olmaz."

"İPE UN SEREREK..."

Amerika'nın Türkiye'nin dostu, stratejik ortağı olduğunu belirten Yıldırım, bu ülke ile 1950'den beri ilişkilerin gittikçe geliştiğini, birçok alanda müttefik olunduğunu söyledi. Amerika'nın, bunca olaydan sonra "ipe un sererek", Gülen'in iadesini geçiştirme yoluna gidemeyeceğini belirten Yıldırım, şöyle konuştu: "Ayan beyan, ayna gibi bu adamın bunu yaptığı, yaptırdığı belli. Adamlar bülbül gibi ötmeye başladı. Kendini kurtarmak için doğruları söylüyor. Dolayısıyla bütün bunlar ortadayken, kalkıp aksine bir tutum içine girmeye devam ederse, o zaman bu milletin, 79 milyonun hissiyatını görmemiş olur ve bizden de şunu bekleme hakkı yok, 'Niye sizin vatandaşlarınız, bize kötü gözle bakıyor?' Ne yapsın vatandaş yani? İyi mi ettiniz vermemekle, bunu mu bekliyor? Hadi şu darbe teşebbüsü olmadan önce efendim 'Delildi, bilmem neydi' diye birtakım itirazlar vardı. Diyelim ki yeterince ikna edici şeyler yok, bizim için açık da... Öyle düşünseler bile anlaşılabilirdi ama şu anda, 15 Temmuz'dan sonra böyle bir şey düşünmeleri hiç ama hiç iyi niyetle, dostlukla bağdaşmaz. Bu konuda olumlu adımlar atılmıyor mu? Atılıyor. Hakkı teslim etmek lazım. 15 Temmuz sonrası Amerika'nın yaklaşımı, 15 Temmuz öncesine göre çok farklı. 22'sinde bir heyet gönderiyorlar, teknik heyet, hukukçular gelip burada bizimkilerle görüşecek. 24'ünde Başkan Yardımcısı geliyor, onunla değerlendireceğiz. Daha önce Genelkurmay Başkanları geldi. Bizden heyet gidecek, dosyalar orada, inceleniyor. Ben burada olumlu bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. Aksi bir durum söz konusu olamaz. Bunu Amerika kendisine izah edemez, Türkiye ile ilişkileri bakımından izah edemez. Amerika hakkında yayılan kanaati önlemenin tek yolu bu adamı buraya teslim etmektir ve Türk adaletine yaptıklarının hesabını sormasını temin etmesidir."

"BİDEN GELECEK"

"Türkiye'ye, 24 Ağustos'ta ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden mi yoksa ABD Dışişleri Bakanı John Kerry mi gelecek?" sorusu üzerine Yıldırım, Biden'in geleceğini söyledi.

"GEÇMİŞ DÖNEMLERDEN, FÖTÖ ÜYELERİNİ SORGULAYANLARIN FETÖ ÜYESİ OLDUĞUNU GÖRDÜK"

"Geçmiş dönemlerden, FETÖ üyelerini sorgulayanların da FETÖ üyesi olduğunu gördük. MASAK ve diğer kurumlara artık yüzde yüz güveniyor muyuz?" sorusuna, Yıldırım şu yanıtı verdi: "Bu endişeler yersiz değil, bu endişeler giderek azalsa da var. Baştan beri söylediğim, örgüt kapalı. Bu, bizim en büyük zorluğumuz. Burada hala örgütün 'kripto' diye tabir edilen elemanları olabilir. Yapabildiğimiz kadar ayıklama, temizlik yapıyoruz ama buna rağmen kalmış olabilenler mümkündür. Onun için birkaç çapraz kontrolü yaparak, nihai kararı veriyoruz. Bundan başka da elimizde başka bir konu yok."

Kurumlarda, kritik noktalardaki karar verici kişilerle ilgili 2014'ün Aralık ayından sonra bir çalışmanın yapıldığını hatırlatan Yıldırım, "15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu süreç hızlandırıldı, bu temizlik işi. Dolayısıyla büyük oranda burada yapılan çalışmalarda hata payının azaltıldığını düşünüyoruz ama 'Sıfır hatayla yapacağız', çok iddialı bir şey olur. O hatayı da yargı düzeltecek. Bizim verdiğimiz karar, bir yargı kararı değil, yargının olayı aydınlatması için bir ön çalışma niteliğindedir. Yargı işin sonunda doğrusunu tespit edecektir" diye konuştu.

Yıldırım, dış ülkelerin, başlangıçta yaptıklarını affettirecek bir tutuma girmeleri için fırsatın olduğunu, bunu beklediklerini kaydetti.

RUSYA İLİŞKİLERİ

FETÖ'nün darbe girişiminin sivil ayağının kimlerden oluştuğunun ortaya çıkıp çıkmadığıyla ilgili bir soru üzerine Yıldırım, şunları söyledi: "Darbenin sivil ayağıyla ilgili elimizde somut bir şey yok. Orada da dedikodular var. Bizim bildiğimiz tek şey, Sulh Konseyi'ndeki bütün isimleri içerideler. Onlardan dışarıda olan kimse yok. Onların hazırladığı listelerde de müsteşar var belediye başkanları var. Daha üzerinde bir şey yok. Genelkurmay Başkanının karşılığı da boş bırakılmış. Sivil ayağıyla ilgili paylaşacağımız bilgi yok. Çeşitli söylentiler ve iddialar var."

Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde atılan adımların Suriye meselesine nasıl yansıyacağının sorulması üzerine Yıldırım, şunları söyledi:  "Rusya ile ilişkilerin normalleşmesi her bakımdan iyi. Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı ve komşusu. Karadeniz'i birlikte paylaşıyoruz. Olması gereken normalleşmeydi. Uçak krizinin ardından ilişkilerde kötüleşme oldu ama bağlar kopmadı, yani hep düzelmesi seçeneğini bir kenarda tuttuk. Nihayet düzelme sürecine girdi. Tekrar 24 Kasım öncesine dönmesi hemen bir günde olmaz, adım adım. Bu süreç başladı, bu adımlar atılıyor. İş adamları gidip geliyor, turizmde adımlar atıldı. Enerji, ulaşım konularında işbirliğine hız verilmesi kararlaştırıldı. Tarım konusunda biraz daha ağır gidiyor, orada da zamana bağlı olarak iyileşme devam edecek. Suriye politikası bakımında Rusya'nın Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin çok büyük faydası var. Orada çözüm için birbirine zıt iki pozisyon varken, şimdi çözüme yönelik birlikte çalışma istek ve iradesi var. Bu bir kere en temel değişiklik. O halde ne oldu, buna İran'ı ve Amerika'yı da katarsanız Türkiye ile beraber bu sorunun çözümü için şartlar gittikçe olumlu hale geliyor ve bunun çözüme çok ciddi katkısı olacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki 6 aylık süre içerisinde Suriye konusunda kayda değer gelişmeler yaşarsak şaşmayın."

"TSK GÖZBEBEĞİMİZDİR"

Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde darbeye karışmamış olan askerlerin, kimi vatandaşların bazı olumsuz tepkisiyle karşılaştığı yönündeki bir olayın anlatılması ve benzer şeylerin yaşanmaması için nelerin yapılacağı yönündeki soruya Yıldırım, "Biz başından beri asker elbisesi içerisindeki teröristler ile Silahlı Kuvvetlerin ülkesini, milletini, bayrağını seven mensuplarının birbirinden ayrı olduğunu hep söyledik. Bu bizim, 'Peygamber Ocağı' dediğimiz, gözbebeğimiz bir kuruluşumuz. Buradaki yanlışlardan dolayı burayı yıpratmak, sorumlu tutmak bize yakışmaz, bizim milletimize yakışmaz" yanıtını verdi.

Vatandaşların tepkisinin anlamaya çalıştıklarını dile getiren Yıldırım, şunları söyledi: "Bu konudaki serzeniş yerindedir. Bu kadar yaşanan kötü olaylardan sonra böyle düşünmesi vatandaşın ayıplanacak bir şey değil. Bunu torunum bana söyledi. 11 yaşındaki çocuk 'Bunlar bizim askerimiz, neden bizim insanımızı öldürüyorlar?' diyor. Biz bunu tamir edici her türlü tedbiri alıyoruz. Yenikapı'da Genelkurmay Başkanına 5 milyon vatandaşın karşısında 'çık konuş' demek bile, burada Silahlı Kuvvetlerin kurumsal kimliğinin ayrı tutulduğunun en güzel örneğidir. O yüzden bundan sonra yapılacak şey, Silahlı Kuvvetlerin kendi içerisinde bu konularda hiçbir gecikmeye mahal vermeden çalışmalarını titiz şekilde yapmasıdır ve süratle bu sarmaldan çıkmasıdır. Bunun alt yapısını biz hazırladık. Her türlü desteği veriyoruz. Moral değerleri süratle düzeldi. Daha azimli ve kararlılar. Askerler, 'Balkan Harbi'nden beri biz böyle bir zillet yaşamadık. Biz bunun hesabını soracağız' diyorlar. Bu kararlılıkta olmaları iyi bir şey. Bölücü terör örgütü ve FETÖ ile mücadele de bu çok önemli. Devlette açığa alınan 76 bin 597 kişi. Memuriyetten çıkartılan 4 bin 897 kişi. Bunların 3 binden fazlası asker, bir kısmı hakim, bir kısmı da sivil memur. Hem açığa alınanlar hem de memuriyetten çıkartılanların toplamı 81 bin 494 kişi."

"BYLOCK DEŞİFRE OLDUĞU İÇİN YENİ BİR SİSTEME GEÇTİLER"

Memuriyetten açığa almalarla ilgili incelemelerin devam ettiğini söyleyen Başbakan Yıldırım, şu anda yapılan en önemli çalışmanın bu olduğunu, gelecek hafta memuriyetten çıkarma işlemlerinin devam edeceğini düşündüğünü söyledi. Parti parti bu isimlerin belli olduğunu ve bunların kanun hükmünde kararnamelerle yayınlandığını belirten Başbakan Yıldırım "Bu bylock ile ilgili bu 50 bin kişinin tamamı devlette çalışmıyor. Bir kısmı devlette, devlette çalışmayan da var. Şimdi başka bir ağa geçtiler, bylock deşifre olduğu için yeni bir sisteme geçtiler. Bilişim konusunda bunlar oldukça mahirler. Yeni yeni öyle bilgiler geliyor istihbarattan" dedi.

"FOTOĞRAFI GÖRMEYE ÇALIŞTIM..."

"15 Temmuz gecesi bir televizyon kanalına yaptığınız açıklama son derece belirleyici oldu. Böyle bir açıklamayı yapmadan önce Cumhurbaşkanı ile bir temasınız oldu mu?" sorusu üzerine, Başbakan Yıldırım,  "Vakit de çok ilerliyordu ve bu açıklamanın yapılması gerektiği kanaatine vardım ve yaptım. Bunu da yaparken yarım saat bir durum tespiti yaptım. Çünkü o açıklamanın ondan sonraki gidişatı belirleyecek bir şey olduğunun farkındaydım, onun için saha araştırması yaptım. Ankara'da, İstanbul'da, diğer illerde temas kurabildiğim insanlarla konuştum. Fotoğrafı görmeye çalıştım ve sonunda öyle bir açıklamanın yapılmasının uygun olacağı düşüncesi bende hakim oldu. Çünkü Genelkurmay Başkanı ile irtibat kuramıyoruz, İçişleri Bakanı da tesadüf uçakta, onunla da temas kuramadık. Ankara Valisi, İstanbul Valisi ve bir, iki komutanla konuştum, önemli noktalardaki birkaç komutanla konuştum ve işin sonunda o açıklama geldi. Daha sonra Cumhurbaşkanı'mızla hemen sonra konuşma fırsatımız oldu. Onunla da değerlendirdik ve ondan sonra vatandaşların sokağa, meydana davet edilmesi gerektiği görüşünü beraber kararlaştırdık ve o daveti de Cumhurbaşkanı'mız yaptı."

"17-25 ARALIK...ONUN ÖNCESİNE GİDERSEK BU İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMAYIZ"

"Darbe girişiminin sivil ayağı var deniliyor. Bu konuda kendi partinizdeki bazı kişilere ya da eski çalışma arkadaşlarınıza uzanacak diye bazı şeylerin üzerine gitmiyor musunuz?" sorusunu Başbakan Yıldırım, "Kılıçdaroğlu'na, 'Sizde paralelci var mı yok mu?' diye sormuşlar. 'Biz bilmiyoruz, Hükümet söylesin, biz de gereğini yapalım' demiş. Herkes bizden bekliyor yani. Şimdi orada da ölçü aynı. 17-25 Aralık. Onun öncesine gidersek bu işin içinden çıkamayız. Siyasette de ölçü bu. Burada siyaset bu işten muaf değil, kimin neyi varsa hepsinin ortaya çıkması lazım ama kuşkuyla bakmak doğru bir yöntem değil. Biz yan yana çalıştığımız arkadaşlarımızla ilgili endişe duyarak, kuşku duyarak bir arada olamayız. Bir genel başkan yardımcımızın kardeşi asker de tutuklandı. Şimdi onun hesabını bundan sormamız doğru bir şey değil. Bu tip ilişkiler olabilir, yakınındakilerin birtakım ilişkileri olabilir ama o ilişkilere bizim arkadaşlarımız bilfiil destek veriyor, onu savunuyorsa ayrı bir şey, değilse ayrı bir şey. Bunları birbirinden ayırmamız lazım. Hiçbir kişi, siyasetçi, memur, asker, iş adamı ve medya mensubu fark etmez. Aklınıza gelen kim varsa muafiyeti yok. Bu örgütle içli dışlı olmuş, bu örgüte bilerek, taammüden destek vermiş herkes aynı muameleyi görecek, gereken hesabı verecek."

"DARBECİLERİ TERS KÖŞEYE YATIRAN VE BİTİREN DE BU OLDU"

Kalkışmayı yapan grubun kim olduğunu o anda bildiğini ama ilkten söylememeyi tercih ettiğini belirten Başbakan Binali Yıldırım şöyle devam etti;  "Emindim ama adını söylemedim. Onun başka türlü istismar edilebileceğini düşünerek adını söylemedim ama daha sonra o da söylendi. Yani o işin bizim açımızdan nasıl görüldüğünü ve Hükümetin bu şey konusundaki tutumunun ne olduğunu ifade etmek için kamuoyuna yapılan beyandı ama o beyanı yapmak zorundaydık. Cumhurbaşkanı'mız ile bu konuda aynı kanaatteydik. 'Asla pes etmeyeceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz, ucunda ölüm dahi olsa vazgeçmeyeceğiz' dedik. Bu kararlılık önemliydi vatandaş için.

Çünkü bunun milletin emanetine karşı bir sorumluluk olduğunu düşünüyorduk ve böyle davrandık. Millet çağrımıza tereddüt etmeden karşılık verdi. Darbecileri ters köşeye yatıran ve bitiren de bu oldu. Darbecilerin bütün gücünün kırılmasında bu beyanatın ciddi bir payının olduğu ifade edildi. Genekurmay Başkanı anlattı bunu. Bu şeyden sonra onların kimyasının bozulduğunu söyledi."

"1982'DEN BU YANA 662 TANE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME ÇIKTI"

"Kanunlarda değişiklik yapıyorsunuz, köklü reformlar yapıyorsunuz, bunla olağanüstü hal ile ilgili değil." şeklinde eleştiriler aldıklarını belirten Başbakan Yıldırım, "1982'den bu yana 662 tane kanun hükmünde kararname çıktı. Bunlar da benzer düzenlemeler" dedi.

"KAMUNUN HER TARAFINA ÇÖREKLENMİŞLER"

Başbakan Yıldırım, "Kamunun her tarafına çöreklenmişler. Burada Hükümete kafa tutacak, devleti ele geçirecek güce eriştiklerinden emin olan bir örgüt var. Bu örgütü nasıl ortadan kaldıracağız. Bu tasarruflarla, devletle ilişkilerini keserek. Bu yapının tekrar yeşermemesi için burada yapısal değişikliklere ihtiyaç var. Bunlardan biri Türk Silahlı Kuvvetleri. Bu yaptığımız düzenleme 1859'dan beri TSK'da yapılan en büyük reformdur. Burada ne var, Milli Savunma Bakanlığı, Yüksek Askeri Şura, Jandarma ve Sahil Güvenlik'in İçişleri Bakanlığına tam olarak bağlanması, askeri okullar ve GATA ile ilgili düzenlemeler var. Genelkurmay'ın, askerin elindeki fabrikalar, hastaneler, pastaneler, tersaneler var. Askeri yargı ile ilgili düzenleme var ama sınırlı. Anayasa değişikliğine konu olduğu için bir kısmını daha sonraya bıraktık. Onun görüşmeleri de partilerle başladı, devam ediyor. Buradaki niye böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu derseniz, bu terör örgütünün asker içindeki yapılanmasının başlangıcı askeri liseler. Liselerde okuyan, harp okullarında okuyanların yüzde 95'i bunların. Kendi ifadelerini söylüyorum, albay ve aşağısı rütbelerde oran yüzde 60-80 arasında değişiyor, yani bunlar tabii tahminler. Keşke bu paylaşım darbeden önce olsaydı da bunu yaşamasaydık. Bir de işin bu tarafı var yani. Bu olduktan sonra bunları paylaşmaları önemli ama daha önemlisi önceden bunun farkına varmak" dedi.

"NECDET ÖZEL, ŞİMDİKİ GENELKURMAY BAŞKANI ASKERİ LİSEDEN GELMİYOR Kİ"

Başbakan Yıldırım, "Her türlü liseden, meslek lisesinden, düz liseden girenler, burada yarışsınlar. Üniversite sınavı gibi girsinler, bir çok gelişmiş ülkede hep böyle. Necdet Özel, şimdiki genelkurmay başkanı askeri liseden gelmiyor ki. Asker içindekilerin yarısına yakını yine sivil kaynaklardan geliyor." diyen Yıldırım, 'Askeri liseler giderse bu iş çöker' gibi iddialar mesnetsiz.  Askeri liseler yerine, sivil kaynaktan kurulacak Milli Savunma Üniversitesinin içinde Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu, Hava Harp Okulunun olacak. Onların adlarını da değiştirmiyoruz yani fakülteye falan da çevirmiyoruz, aynı isimle çalışmalarına devam edecek. Harp akademileri kalkıyor, üniversite içerisinde yüksek lisans enstitüleri açılıyor. Kurmay ihtiyacı da oradan karşılanacak." dedi.

"HARP AKADEMİLERİNİ KAPATIYORUZ"

"Hava harp okullarına bu yıl öğrenci alınacağı haberleri doğru mu?" sorusuna Başbakan Yıldırım, "Harp akademilerini kapatıyoruz. Üniversite bünyesinde yüksek lisans bölümleri olacak. Bu enstitü şeklinde olabilir, bölüm şeklinde olabilir yani diğer üniversitelerdeki gibi. Dolayısıyla lisanstan sonra mesleğe başlayıp, arada gelip yüksek lisansı yapıp kurmaylığa ayrılma işi burada veya yurt dışında olacak" diye yanıt verdi.

"SINAVLARIN KONTROLÜNÜ TAMAMEN ALIYORUZ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINA"

Başbakan Yıldırım şöyle devam etti; "Bir, liseleri ele geçirmişler, iki sınav sistemini ele geçirmişler, üç kurmaylık yolunu ele geçirmişler. Geriye ne kalıyor, sınıf subaylığı… Sınıf subaylığında zaten yukarıya gitme yolunu kestikleri için sınıf subayları orada garipler geliyor eli kolu bağlı bekliyorlar. Şimdi liseleri kaldırıyoruz, giriş sistemindeki sınavların kontrolünü tamamen alıyoruz Milli Savunma Bakanlığına. Kurmaylık müessesine düzenleme getiriyoruz bir de sınıf subaylarının general olmasının yolunu açıyoruz. Açtık, bu YAŞ'ta ilk defa yüzde elliye çıkardık. Bu zaten asker için de çok ciddi, moral değerlerde yükselmeye neden oldu. Çünkü bunlar geliyor geliyor albaylıkta orada umutları, hedefleri yok oluyor. Hatta iki tane de astsubayı general yaptık. Yani astsubaylıktan subaylığa geçen iki tane de general olan asker var. Bunlar silahlı kuvvetler içerisindeki büyük değişim ve dönüşümdür. Komuta kademesi, yaşadığımız bu şartlardan sonra herkes, olması gereken iş olduğu kanaatine onlar da geldi yani, başka çaresi yok."

"ARA SINIFTAKİ ÖĞRENCİLER İSE GİRİŞ PUANLARINA GÖRE SİVİL OKULLARA YERLEŞTİRİLECEK"

"Mevcut öğrencilerin durumlarına" ilişkin soruya, Başbakan Yıldırım, "Bu öğrenciler, liselerdeki öğrenciler mesela diploma alamayacak yani askeri öğrenci olarak, lise mezunu diploması alacak. Mevcutları konuşuyorum, 4 bin civarında öğrenciden bahsediyorum, lise diploması alacaklar. Yani eğer astsubay meslek yüksekokulundaysa ona göre diploma, hak ettikleri diplomayı alacaklar. Ara sınıftaki öğrenciler ise giriş puanlarına göre sivil okullara yerleştirilecek.Harp Okulu da mezun vermeyecek. Ne deniz ne kara ne hava, Harp Okulu bu yıl mezun vermeyecek, onlar da üniversite mezunu olacak. Yeni dönemde liselerden, önümüzdeki sene için kastediyorum harp okullarına, deniz, kara, hava bir de astsubay meslek yüksekokulu... Bunlara sıfırdan öğrenci alınacak, dört sene sonra bunlar da mezun verecek. Sistem bu. Tabii alınınca bunlar ikiye, üçe, dörde geçince mezun olacaklar, şu anda uygulama böyle olacak. Milli Savunma Üniversitesinin bir rektörü, fakültelerinin ise dekanları olacak. Buradaki müfredat, Milli Eğitim Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından ortaklaşa belirlenecek. Yani, öğretim görevlileri, sivil ve asker olacak. Yani siviller de olacak askerler de olacak mesela işte muharip, harbe hazırlık, şu bu gibi dersler var. Yani askerin asli işiyle ilgili ihtisas gerektiren konular var. Orada hocalar öyle olacak ama diğer konularda da profesörler sivil kaynaktan hocalar olacak. YÖK, Milli Savunma Üniversitesi ve Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda müfredat belirlenecek ve böyle devam edecek. Buradaki tek amacımız bu FETÖ'cülerin buraya girişte etkilerini ortadan kaldırmak, onun dışında başka bir amaç yok ki bundan sonra gelecek kuşakların böyle bir zehirlenmeye tabi tutulmasın…" diye konuştu.

"YÜZDE YÜZ ÖRGÜTÜN İÇİNDE OLANLAR AYIKLANACAK, HİÇ BAŞKA ÇARESİ YOK"

Başbakan Yıldırım, "Albay ve altındakilerle ilgili, Milli Savunma Bakanlığı ile Kuvvet Komutanlıkları müşterek bir çalışma yapıyor. Burada da yüzde yüz örgütün içinde olanlar ayıklanacak, hiç başka çaresi yok. Ancak kritik görevde olanlar var. Diyelim ki bir zafiyet oluşacak orada yapacağımız işte. Biz üst kademeyi olabildiğince devam ettireceğiz. Yani diyelim ki komuta kademesinde kalış sürelerini gerekirse uzatacağız, aşağıdan yeterince insan kaynağı gelinceye kadar." dedi.

"O KANUNU DA BU KHK'DA İPTAL ETTİK"

Başbakan Yıldırım, "Neticede bu, yakın takiple sürdürülecek bir konu. Bildiğimiz bir şey var 86, 87, 88 ve 89 dönemlerindeki albaylarla ilgili fazla sıkıntı yok, 90'dan itibaren başlıyor. Dolayısıyla onların daha fazla... 15 Temmuz öncesi bunların teşvik verilerek emekli edilmesine dair bir kanun getirdiler. Bunun da onların marifeti olduğunu şimdi anlıyoruz. O kanunu da bu KHK'da iptal ettik. İstedikleri kadar kalacaklar. Bu bir anlamda aşağıyı kontrol etme anlamında bir tedbir olarak ele alınabilir." diye konuştu.

"SİLAHLI KUVVETLER İŞİNİ YAPACAK"

"Albaylara teşvik verilerek emekli edilmesine dair kanunun, hükümet tarafından imzalandığının" hatırlatıldığı  Başbakan Yıldırım,  şunları söyledi;  "Tabii imzaladık ama bize öyle anlatılıyor, 'Burada efendim dünyada albayların ordu içerisindeki oranı yüzde 5, bizde yüzde 10-15. Dolayısıyla burada bir yığılma var, buna çare bulmamız lazım, teşvik edelim, 50 bin lira ilave para verelim, şu, bu.' Biz de çıkardık bu kanunu. Şimdi bunu iptal ettik, bu tedbirlerden biri de bu. Burası biraz kritik bir şey ama yapabileceğiz, orada bir endişe yok. Ne yapabileceğimizi en azından biliyoruz, bir sıkıntımız yok. Silahlı kuvvetler işini yapacak. Silahlı kuvvetler yurt savunması, savaşa hazırlık, değişik tehdit türlerine göre kendini yapılandıracak, daha dinamik, daha uzmanlaşmış, harekat kabiliyeti daha artmış bir silahlı kuvvetlere geçiş yapıyoruz, yaptığımız bu. Hastane, tersane işletecek, bakımhane çalıştıracak... Yani bürokrasiden silahlı kuvvetleri kurtarıyoruz. Silahlı kuvvetlerin, Genelkurmay'ın yaptığı işlerin yüzde 60-70'i bürokrasi. Askerin bürokrasiyle ne işi var? Oraya bilmem ne potin, elbise alınacak, iaşe ihaleleri yapılacak. Adam orada yaparken bir yanlış yapıyor, geleceği kararıyor. Bunlar işi değil ki askerin."

"ASKERİN İŞİ ÜLKEYİ HERHANGİ BİR TEHDİDE KARŞI HAZIR TUTMAK"

Başbakan Yıldırım, "Askerin işi ülkeyi herhangi bir tehdide karşı hazır tutmak, gerekli eğitimleri yapmak.  Hatta silah alımlarının kararını bile vermeyecek. İhtiyaç verecek, 'Benim şuna ihtiyacım var, şunu bana temin edin.' Bu kadar, bunda ne yanlış var? Onun yapımıyla da kararıyla da her şeyiyle uğraşıyor. Bu sefer bir senede olması gereken iş, beş senede yapılmıyor. Zaman geçiyor, tehdit değişiyor, alacağımız silah bir işe yaramıyor mesela, öyle durumlar var" dedi.

"KUVVET KOMUTANLARI SAVUNMA BAKANLIĞINA BAĞLANIYOR"

Başbakan Yıldırım, "Kuvvet komutanları Savunma Bakanlığına bağlanıyor. Ancak kuvvet komutanlarıyla, Genelkurmay Başkanının bağı kesilmiyor, bu çok önemli. Genelkurmay Başkanının, kuvvet komutanlarıyla tabii ki harekat konularında, askeri konularda hiyerarşik bağları devam ediyor. Yani, 'Ben savunma bakanına bağlıyım, seninle işim kalmadı.' diyecek hali yok. İşin bir boyutu idari, bir boyutu askerlik." ifadesini kullandı.

TERFİLER NASIL OLACAK?

"Terfiler nasıl olacak?" sorusuna, Başbakan Yıldırım, şu yanıtı verdi: "Terfi konusunda yine YAŞ devam edecek. YAŞ'ın yapısı değişiyor. YAŞ'ta da önceden Başbakan, Milli Savunma Bakanı, diğerleri de orgeneraller, oramiraller yani 14 artı 2. Şimdi nasıl oluyor? Başbakan başkan, Milli Savunma Bakanı, Dışişleri, İçişleri, Adalet Bakanı ve beş tane Başbakan Yardımcısı, 11 artı Genelkurmay ve üç kuvvet komutanı, toplam 14. 14'ün 4'ü asker, 10 tanesi sivil. Yüksek Askeri Şura'yı çağırma ise başkanın yetkisinde, eskiden Genelkurmay Başkanı'nın yetkisindeydi. Şimdi başkan, başbakan oluyor. Başbakan yılda bir taneden az olmamak üzere, Yüksek Askeri Şura toplantısı yapabilir. Sekreterya Genelkurmay İkinci Başkanıydı, sekreterya Milli Savunma Bakanı oldu" dedi.

"PROFESYONELLEŞME VE UZMANLAŞMA SÜRECİNE BUNDAN SONRA GİDİLECEK"

"Dünyanın en büyük ordularından birine sahibiz diyorduk. Böyle mi ilerleyeceksiniz? Yoksa dünyanın en profesyonel ordularından birine mi sahip olacağız?" sorusuna Başbakan Yıldırım, "Oraya geçiş süreci başladı zaten. Bu bir süre alacak, yani bugünden yarına değil. Askerlerin de zaten buna ihtiyacı var. Bunu uzun süreden beri dillendiriyorlar. Şimdi bu süreç hızlanacak. Vatandaşı, gençleri silah altına alma işi sadece yurt, vatan sevgisi, askeri iklimin yaşanması anlamında dikkate alınacak. Yoksa silahlı kuvvetlerin, muharip elemanları gibi düşünülmeyecek. Yani profesyonelleşme ve uzmanlaşma sürecine bundan sonra gidilecek." diye yanıt verdi.

"200 YILLIK GELENEĞİ DEĞİŞTİRİYORSUNUZ. BU BİR REFORMDUR"

Darbe girişiminin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısıyla ile ilgili yapılan değişikliklere müttefik ülkelerin nasıl baktığının sorulması üzerine Başbakan Yıldırım, "Müttefiklerimizin herhangi bir rahatsızlığı olamaz. Bu yaptığımız iş suyu tersine akıtmak değildir. Birçok ülkede Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlı, birçok ülkede de Milli Savunma Bakanlığının Müsteşarına bağlı. Bu konuda biraz daha yapılacak iş var. Bir kısmı anayasa konusu, ayrı tuttuk, onun dışındakileri yaptık. Bu konuda konuşmalar ve yorumlar elbette olur, 200 yıllık geleneği değiştiriyorsunuz. Bu bir reformdur. Bir bünye kendisine reform yapamaz. Mesela uzun yıllar Ulaştırma Bakanlığı yaptım, 'Orada reform yap' deseniz yapamam. Burada ufak tefek düzeltme ihtiyacı var. Bunu da Meclis'te görüşeceğiz bu KHK'yı. Ana muhalefet partisinin talepleri var, MHP'nin talepleri var, inceliyoruz. İşin özünü, esasını değiştirmeden, bazı Anayasa ile çelişebilecek hususlar olduğu iddia ediliyor, bunları titizlikle inceliyoruz. CHP, Genelkurmay ile kuvvet komutanları ilişkisinde bir belirsizlik olduğu düşüncesinde. Bunu dikkate alacağız, Meclis'te görüşülürken bunları düzeltmenin yoluna gideceğiz" dedi.

ASKERLİK SÜRESİNİN KISALMASI

Askerlik süresinin kısalmasının gündemde olup olmadığı ile ilgili soruya ise Başbakan Yıldırım, "Bununla ilgili beklediğiniz cevabı veremiyorum. Çalışmaları yapmadan bu söylemek yanlış olur. Ülke ihtiyacı ne, zamanlaması ne? Bu konu üzerinde çalışmamız gereken bir konu. Ama bu yönde iyileştirme yapma ihtiyacının olduğunu söyleyebilirim." diye yanıt verdi.

PROFESYONEL ORDUYA GEÇİŞ

Profesyonel orduya geçişle ilgili sürecin başladığını söyleyen Başbakan Yıldırım, "Bununla ilgili bir Yüksek Askeri Şura sonbaharda toplayacağız ve burada bunun adını da koyacağız. Ülkenin ihtiyaçları, jeopolitik konumu, tehdit önceliklerini dikkate alarak bunun kararını vereceğiz. Ama kesinlikle bir azaltma söz konusu olacak." dedi.

"OHAL'İ BİZ MİLLETE İLAN ETMEDİK, BİZ KENDİMİZE İLAN ETTİK"

OHAL'in süresine değinen Başbakan Yıldırım, "Şu anda onunla ilgili bir şey söylemem erken. O noktaya gelmedik. OHAL'i biz millete ilan etmedik, biz kendimize ilan ettik. Onun için milleti ilgilendiren bir tarafı yok. Biz nasıl böyle bir vurgunu yedik, bunu bir daha yememek için ne yapmamız gerekiyor? OHAL'in şu anda görevi bu. Yoksa ne millete ayar vermek ne de ekonomiye yön vermek gibi bir amacı yok." diye konuştu.

"ADAMI TESLİM ET, BU ZANDAN KURTUL"

"FETÖ'nün darbe girişiminin arkasında ABD'nin olduğu" iddiaları hatırlatılarak "Amerika bu işin neresinde" şeklindeki soruya Başbakan Yıldırım,  "Bizim, 'Amerika bu işin içinde' şeklinde kesin bir hüküm içerisinde olmamız doğru değil. Biz vatandaşın, onun, bunun değerlendirmelerine göre değil somut bilgi ve belgeye göre hareket etme mecburiyetindeyiz. Bizim düşündüğümüz Amerika stratejik ortağımız, Amerika'nın böyle bir işin içinde olmasını asla düşünemeyiz. Ama burada FETÖ'nün elebaşını teslim etmemekte ısrarcı olursa Türkiye'de 79 milyonun gittikçe Amerikan karşıtlığı artık bir husumete dönebilir. Biz diyoruz ki burada ciddi bir durum var, adamı teslim et, bu zandan kurtul. Böyle bir kanaatin bizde olması söz konusu değil, biz devletiz. Toplumda böyle bir yaygın kanaat var. Bu yaygın kanaati ortaya çıkaran da Amerika'nın buradaki terörist başını vermede yavaş davranması. Eğer bu konuda gerekli adımları atarlarsa ki bu yönde sinyaller var, o zaman süratle bu algı tersine dönebilir. Onun için biz Amerika'ya çağrı yapıyoruz, 'Bu konu Türk milleti için çok önemli bir konudur. O yüzden burada daha titiz davranmanızı bekliyoruz', dediğimiz bu." diye yanıt verdi.

"TÜRKİYE'NİN EKONOMİK GÖSTERGELERİYLE İLGİLİ BİR SORUN YOK"

Başbakan Yıldırım, "Türkiye'nin ekonomik göstergeleriyle ilgili bir sorun yok. Yani algı oluşturulmaya çalışılıyor, algı da yok. Olgu çok net yani Türkiye, tarihinin en büyük darbe girişimini başarısızlıkla sonuçlandırdı, demokraside karar kıldı. Ekonomik göstergeler herhangi bir tekil olaydaki kadar, o sınırlar içerisinde oynadı. Yani risk birimi 20 baz puan, dolar Türk Lirası esnemesi yüzde 2,5 borsa yüzde 7. Başlangıçta böyle bir zıplamalar, indi bitti, geldi geçti. Yani Rusya ile krizde hangi dalgalanmalar olduysa parametrelerde, onun da altında gerçekleşti. Bu Türk ekonomisinin direncini gösteriyor. Şoklara, darbelere karşı Türk ekonomisi dirençli. Türkiye, 26 çeyrektir AK Parti iktidarlarında hep büyüyor. Küresel krizde bile küçülmedik, hep büyümeye devam ettik. Şimdi de büyümeye devam ediyoruz." dedi.

"TURİZMDE BİR GERİLEMEMİZ VAR AMA O BİLE BİZİM GÖSTERGELERİMİZİ OLUMSUZ ETKİLEMİYOR"

Başbakan Yıldırım, "Şimdi turizmde bir gerilememiz var ama o bile bizim göstergelerimizi olumsuz etkilemiyor. Çünkü bizim finansal yapımız çok güçlü, bankacılık sistemimiz çok güçlü, sermaye yeterlilik oranlarımız birçok gelişmiş ülkenin iki katı, kamu borcumuz OECD'nin üçte birinden daha az. Yani her şey dünya standartlarının üzerinde. Peki niye Türk ekonomisiyle oynamaya çalışıyorlar? Bu da bu tezgahın başka tarafı. Orada başarılı olamadılar, şimdi, 'Ekonomi üzerinden Türkiye'yi yorabilir miyiz'in derdindeler. Bu FETÖ'cüler, onların destekçileri hababam orada burda bu alanda ciddi bir bilgi kirliliği, kafa karışıklığı vermeye devam ediyorlar. Maliye Bakanı'mız Mehmet Bey konuşuyor o değerlendirmecilerle, uluslararası yatırımcılara anlatıyor. Onlar tabii ikili görüşmelerde, 'Tabii sen haklısın da yine de bundan sonra ne olacak' diyor. Ya bundan sonra ne olacağını görüyorsunuz işte, millet meydanlarda şenlik yapıyor, nöbet tutuyor. Önce 'Polarizasyon artacak, Hükümet diğerlerini asıp kesecek' dediler. Herkes kol kola girince, 'Bu dediğimiz de çıkmadı, başka bir şey bulalım' dediler. Orada da şiştiler ama durmuyorlar, sürekli Türkiye'yi yormak için gayret eden birtakım odaklar var. Bu odakların gayretlerini boşa çıkarıyoruz, birçok reformlar yapıyoruz." diye konuştu.

"YATIRIMIN TÜRÜNE GÖRE, YATIRIM YAPACAĞI BÖLGEYE GÖRE ÖZEL TEŞVİKLER VERECEĞİZ"

120'ye yakın yatırımları, teşvikle ilgili iş dünyasını ilgilendiren düzenleme yapıldığını belirten Başbakan Yıldırım, "15 Temmuz öncesi başladık, birkaç gün ara verdik yine devam ediyoruz. Türkiye Varlık Fonu'nu kuruyoruz, tasarrufları arttırmak için Bireysel Emeklilik sistemine otomatik katılım getiriyoruz. Geçmiş vergileri uzlaşarak, el sıkışarak, devletle vatandaş arasındaki sorunları sulh şeklinde hallediyoruz. Stok farkı olanların, bunu beyan etmek ve bu sıkıntıdan kurtulmalarını sağlıyoruz. Hesap dışı açığa para alanların, kasa fazlası olanların bu sorunlarını çözüyoruz. Bir şekilde yurt içinde yurt dışında parası olanlar getirsin vergi mergi vermeden, getir yatır bankaya, sen de kurtul… Bu şekilde yatırımcıya bir el uzatıyoruz, barış eli uzatıyoruz, kardeşlik eli uzatıyoruz. Esnek istihdam, Ar-Ge Reformu, iş ortamının iyileştirilmesi ve yeni teşvik paketi hakikaten büyük bir devrim niteliğinde, çok ciddi teşvikler var. Yani ısmarlama öyle konfeksiyon teşvikten, ısmarlamaya geçiyoruz. İsteğe göre karşımıza alacağız yatırımcıyı, yapacağı yatırımın türüne göre, yatırım yapacağı bölgeye göre özel teşvikler vereceğiz." dedi.

PATENT KANUNU

Çıkartılmasını öncelikli gördükleri kanunların yasalaşması konusunda da muhalefetin desteğini istediklerini ifade eden Başbakan Yıldırım, şunları söyledi; ""Mesela Patent Kanunu. Türkiye'nin üretiminde, ihracatında katma değeri arttıracak bu Patent Kanunu biraz kalabalık maddesi var, 'Bunu gelin çıkaralım' diyoruz. Herkesin benimsediği bir kanun, bir şey yok. Tamamen teknik bir konu. KOBİ'lerin finansmana erişimi ile ilgili reformlar var, taşınırların rehin verilmesi gibi. Bunları bugüne kadar birliktelik sağladık, bunlara bir ara verilecek o ara öncesinde çıkarabilmemiz çok iyi olur. Muhalefete buradan çağrı yapıyorum, gündemimizdeki konuları bir temizleyelim ondan sonra bir araya gelelim Kurban Bayramı sonuna kadar ve böylece darbe sonrası süreci tamamlamış olalım. Güneydoğu ve Doğu için çok kapsamlı bir çalışma yaptık, sona geldi. Önümüzdeki hafta bunu kamuoyuyla paylaşacağız, bir müjdesini vermiştik çalışmaları başlattık diye yani burada yatırım destek var, üretim tesislerinin taşıma desteği var, kurumlar vergisi muafiyeti var, çağrı merkezlerinin o bölgede kurulması için teşvikler var, genç girişimci merkezi kurulması var, özel ekonomik bölgeler oluşturulması var, cazibe merkezleri…. Cazibe merkezlerindeki fuar ve diğer ticari faaliyetlerin desteklenmesi var, geleneksel iş ve ticaret merkezlerinin orada ihyası için yapılacak destekler var, danışmanlık destekleri var, gönüllü iş birliği programı var."

"6 AYLIK SÜRE İÇERİSİNDE SURİYE KONUSUNDA KAYDA DEĞER GELİŞMELER YAŞARSAK ŞAŞMAYIN"

Başbakan Yıldırım, "Suriye politikası bakımında Rusya'nın Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin çok büyük faydası var. Orada çözüm için birbirine zıt iki pozisyon varken, şimdi çözüme yönelik birlikte çalışma istek ve iradesi var. Bu bir kere en temel değişiklik. O halde ne oldu, buna İran'ı ve Amerika'yı da katarsanız Türkiye ile beraber bu sorunun çözümü için şartlar gittikçe olumlu hale geliyor ve bunun çözüme çok ciddi katkısı olacağı kanaatindeyim. Yani önümüzdeki 6 aylık süre içerisinde Suriye konusunda kayda değer gelişmeler yaşarsak şaşmayın." dedi.

"FAALİYETLERİNİN HIZ KESMEDEN DEVAM ETMESİ GEREKİR"

"Futbolda, toplumsal barış adına seyircilerin deplasmana gitmeleri kararı alındı. Bu konuda görüşünüz nedir?" sorusuna Başbakan Yıldırım, "Her türlü sosyal etkinliklerinin, spor ve turizm faaliyetlerinin hız kesmeden devam etmesi gerekir." diye yanıt verdi.

"VATANDAŞIN HİÇBİR KISITLAMAYA GİTMESİNE İHTİYAÇ YOK"

Başbakan Yıldırım, "Kurban Bayramı'nı da biraz uzun yapacağız. Vatandaş çalışsın, dinlensin, spor faaliyetlerine, kültürel faaliyetlere katılsın. Olağanüstü hal işi bizim işimiz. Biz nöbetteyiz. Onlar rahatına baksın, onların yerine biz göz kulak oluruz her şeye. Vatandaşın hiçbir kısıtlamaya gitmesine ihtiyaç yok. Aksi halde bazı şeylerin olduğu algısının yayılmasına da biz de bilerek, bilmeyerek katkı sağlamış oluruz." dedi.

"DENEYECEKLERDİR EN AZINDAN"

"FETÖ, silahlı eylem yapabilecek türde bir örgüte dönüşür mü? Bu konuda istihbari bilgiler var mı? Bundan sonra terör örgütü mantığıyla farklı eylemler yapabilirler mi?" sorusuna Başbakan Yıldırım "Yapabilirler, yaptırabilirler. İhtimal dahilinde, yapabilirler de. Yaptılar çünkü. Deneyeceklerdir en azından. Bireysel eylemlere, bazı önemli isimlere yönelik birtakım çalışma içine girebilecekleri, girmekte olduklarının bilgileri geliyor" diye yanıt verdi.

"ÖRGÜTLE İLGİLİ BİZİM İÇİN MİLAT 17 ARALIK'TIR"

"Örgütü tam olarak ne zaman fark ettiniz" sorusuna Başbakan Yıldırım,  şöyle yanıt verdi; "Örgütle ilgili bizim için milat 17 Aralık'tır. 17 Aralık öncesi faaliyetlerde açıkçası 2010'dan itibaren belirtiler ortaya çıkmakla beraber biz toplumda yeterince bu örgütün niyetinin ne olduğu konusunda bir mutabakat sağlayamadık ama 17 Aralık itibarıyla bizim hiçbir tereddüdümüz kalmadı. Bu işin ilk bence hayırlı sürece girmesi dershanelerin kapatılma çalışmasıdır, 2012'dir. Ve bunun ilk dalgası 17 Aralık'ta gelmiştir. Karşı dalga. Ve son, en büyük kalkışma da 15 Temmuz'dur. 15 Temmuz'dan sonra kimsenin artık 'Masumdu bunlar, zararlı işlerle uğraşmıyor.' diyecek hali kalmamıştır. Ama 15 Temmuz'a kadar bunu en yakınımızdaki insanlar da diyebiliyordu. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı'mızın o feryatlarının ne kadar haklı olduğunu bugün herkes kabul ediyor. Bazı arkadaşlar da günah çıkarmaya başladılar. Bu da iyi bir gelişme."

"MİLLETİN TEDİRGİN OLMASINI ENGELLEMEK BİZİM İŞİMİZ"

FETÖ'nün 14 Ağustos'a yönelik iddialarına ilişkin Başbakan Yıldırım, "14-15 Ağustos işi bizim işimiz, milletin işi değil. Bizim sorumluluğumuzda. Dolayısıyla milletin güvenliğini sağlamak, milletin tedirgin olmasını engellemek bizim işimiz." karşılığını verdi.

"ŞU AN ELİMİZDE BÖYLE BİLİMSEL BİR VERİ YOK"

Başbakan Yıldırım, "Sizden de istirhamım 14-15'ine yönelik kim ne düşünürse düşünsün, onların ekmeğine yağ sürecek bir tutum içinde olmamamız. Bu, hafife almamız anlamına gelmiyor. Biz içeride tedbirlerimizi alıyoruz, her boyutuyla alıyoruz. Terör örgütü, 'Tekrar toplumu nasıl hareketlendiririm, bir kaos ortamı çıkarırım' diye ciddi bir gayret içinde. Çünkü uluslararası alanda da algı oluşturmakta epey mahirler. Bunu da görüyoruz. İşi şuraya kadar götürdüler, '17 Ağustos'u zaten Amerika yaptırdı. Amerika'nın elinde bir alet var, faylara bir parmak atıyor, depremi başlatıyor'. Bu da söyleniyor. 'Bunu da hayli hayli yapar, 17 Ağustos'u yaptığına göre bunu yapabilir.' diye söylentiler var. Bunun bilimsel bir dayanağı yok. Fay hareketlerini izlersiniz, ne kadar, hangi yılda, gece, gündüz sıcaklık farklılıklarına göre hareketlenmeleri ölçersiniz ama bunu depreme dönüştürme işiyle ilgili şu an elimizde böyle bilimsel bir veri yok. Şu var, kehanette bulunanlar var. Bu kehanetin tutma ihtimali de var, zayıf da olsa o zamana (14 Ağustos) rastlar, 'O zaman ben bilmiştim.' der, ortaya çıkar. Ne yapalım onu? Yani ne derler, 'Bozuk saat günde iki sefer doğruyu gösterir' gibi bir şey." diye konuştu.

"HÜKÜMETİMİZE VE ÜLKEMİZE DESTEĞİ TAKDİRLE KARŞILANMIŞTIR"

Başbakan Yıldırım, "Birleşik Arap Emirlikleri ile ülkemiz makamları arasında darbe girişimi sonrasında son derece etkin bir iş birliği tesis edilmiş, bu ülke makamlarının Hükümetimize ve ülkemize desteği takdirle karşılanmıştır. Şunu söylemekte fayda var, yani bu darbeyle ilgili olarak bundan sonrasının toplumun sürekli bununla meşgul olması, psikolojimizin bozulmasının hiç memleketimize, milletimize faydası yok. Millet yapacağını yaptı, ununu eledi, eleğini astı. Bundan sonrası bizim işimiz, temizliği biz yapacağız. Millet daha ne yapsın, ülkeyi uçurumun kenarından döndürdü, en büyük görevi yaptı. Dolayısıyla bizim artık bundan sonra milleti, toplumu, kimseyi rahatsız etmeden, bir sürek avına da bu işi dönüştürmeden yaşla kuruyu da birbirine karıştırmadan yapmamız lazım. Baştan beri bir şey söylüyorum, intikam duygusuyla hareket etmeyeceğiz, bu çok önemli. Duygusal da hareket etmeyeceğiz, adaletle hareket edeceğiz." dedi.