Dijital fotoğrafçılığa meydan okuyan kardeşler

DİYARBAKIR'da fotoğraf stüdyosu bulunan Zülfü Demirkıran (54) ve kardeşi Mesut Demirkıran (50), sektörde dijital teknolojilerin kullanılmaya başlanmasına rağmen, negatif filmlerle çalışmaya devam ediyor.

Dijital fotoğrafçılığa meydan okuyan kardeşler

Diyarbakır'da yaklaşık 38 yıldır fotoğrafçılık yapan Zülfü ve Mesut Demirkıran kardeşler, dijital fotoğrafçılığın yaygınlaştığı dönemde negatif filmlerle de çalışmaya devam ediyor. Demirkıran kardeşler, fotoğraf sanatçılarının isteği üzerine dijital fotoğrafçılığın yanında negatif filmlerle de çalışıyor. Fotoğraf sanatçılarının çektiği filmleri karanlık odada yıkayan ve karta basan kardeşler, Türkiye'de analog çalışmaya devam eden az sayıdaki fotoğrafçılar olarak biliniyor. İki kardeş, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ise tek analog fotoğrafçısı olarak mesleğe devam ediyor.

RÖTUŞTAN PHOTOSHOP'A

Fotoğrafçılığa 1980'li yıllarda çırak olarak başladığını söyleyen Mesut Demirkıran, "Biraz öğrendikten sonra o dönemlerde seyyar fotoğrafçılık yapan Zülfü ağabeyim ile beraber stüdyo açtık ve 30 yıldır burada beraber çalışıyoruz. Bir dönem sabahtan akşama kadar kara kalemle film üzerinde insanların suratlarına rötuş yapıyordum. Bu işlem büyük bir hassasiyet gerektiriyordu. Şimdiye dek 150 bin civarında insanın portre fotoğraflarına rötuş yaptığımı tahmin ediyorum. Benim içim fotoğrafçılık sektöründe en önemli iş rötuş işiydi. Bu, herkesin yapabileceği bir iş değildi. Göz nuru, emek ve hassasiyet gerektiren bir işti" diye konuştu.

Fotoğrafçılık sanatında bir dönemin rötuş işlerini bugünkü photoshop işlerine benzeten Mesut Demirkıran, "Bir dönem karanlık oda ve rötuş işleri yapıyorduk. Bu sanatımız, gelişen dünya teknolojisiyle beraber bilgisayar ve photoshop sanatına dönüştü. Yani ben bu dijital fotoğrafçılığı da sanatsal bir iş olarak görüyorum. Gelişen dünya teknolojisiyle beraber sanatımızda da bir değişim oldu ve bu değişime ayak uyduramayanlar maalesef kepenk kapattılar. Bizi ayakta tutan unsur ise kendimizi yenilememiz ve teknolojiye ayak uydurmamız oldu. Şu an ikisini bir arada yürütüyoruz. Analogda kalsaydık biz de yok olup gitmiştik" dedi.

'PARA KAZANDIĞIMIZ YOK'

Mesleğe kardeşinden kısa bir süre önce başladığını anlatan Zülfü Demirkıran ise 1980'li yıllarda seyyar fotoğrafçılık yaptığını söyledi. Zülfü Demirkıran, şunları kaydetti:

"O dönem çok popüler bir makine olan Lubitel marka bir fotoğraf makinem vardı. Toplam 12 pozluk olan bu makinemle köy köy dolaşır fotoğraf çekerdim. Sonra Mesut ile beraber bu dükkânı açtık. İlerleyen yıllarda renkli filmler çıktı ve artık siyah beyaza olan ilgi azaldı. Ancak renkli filmler de çıktığı ilk dönemlerde siyah beyazlar gibi karanlık odada filmleri tab ettirirdik. Bu da çok meşakkatli bir işti. Düşünün, adamın fotoğrafını çekiyoruz, adam 2.5 ay sonra ancak fotoğrafına kavuşabiliyordu. Çünkü yetiştiremiyorduk. İş çok ama bu işi yapacak yeterli usta yoktu."

"Gelinen noktada teknoloji film işini bitirdi. Ancak bizim gibi analogda diretenler de varlıklarını hâlâ sürdürüyor" diyen Zülfü Demirkıran, şöyle dedi:

"Aslında biz teknoloji ve analog işini bir arada yürütüyoruz. Analog işini yapan fotoğraf sanatçıları ve fotoğrafçılar hâlâ var. Bu nedenle biz bunların bize getirdiği filmlerin banyosunu yapar ve isterlerse fotoğraflarını karta basarız veya bunları dijitale çevirir kendilerine veririz. Bunun için tamamıyla eski yöntemler kullanılıyor. Yine bu iş için film banyolarında kullanılan ilaçları temin ediyoruz. Bu işten para kazandığımız yok, hatta kökü zarardır. Çünkü yıkanacak filmler ister 100 tane olsun ister 1 tane olsun, birkaç gün sonra o banyonun suyu bayatlıyor ve değiştirmek durumunda kalıyoruz. Dolayısıyla gider çok, getirisi yok. Ancak müşteri memnuniyeti sebebiyle bu işi sürdürmekte kararlıyız. Çünkü müşterilerimizin dijital işlerinden kazanıyoruz."

Kaynak: Diyarbakır Söz