Görüş Bildir

MANŞETTEN

İLİMİZDE BAZI STK’LAR VE DEĞİŞMEYEN YÜZLER

Ak Parti iktidarı ile beraber ülkenin hemen her ilinde yeni yeni sivil toplum

kuruluşları ardı sıra kurulmaya başlanmıştı.

İlk dönemler geçmişi 60’lı ve 70’li yılların hareketli siyasi dönemlerine dayanan

bu STK’lar her dönemde büyük zorluklar yaşasalar da ayakta kalmayı

başarabilmişlerdi.

Fikirsel Kökenleri o dönemlere ait olan bu STK’lar ciddi değişim ve dönüşüm

süreçlerinden geçerek daha güçlü ve etkili ve de kurumsal hale gelebildiler.

Her birinin dayandığı ayrı bir dava ayrı bir mevkuresi vardı.

Gelenekçi ve muhafazakar olan bu kuruluşlar geçmişleri üzerine kurdukları

modern metod ve yönetim şekilleri ile yeniden dirilip yeşerdiler.

Ak Parti iktidarı ile eş zamanlı olarak yeniden biçimlendiler ve tüm zorluklarda

korkmadan yan yana durmayı başarabildiler.

Kökleri geçmişleri mukaddesatçı ideolojiye dayanan Milli Türk Talebe Birliği,

Ensar Vakfı vs. dernek ve STK’lar komünizm ile mücadele ederken bir yandan da

gençliği iman ve irfan noktasında kurtarmaya çalışıyorlardı.

1991’de kurulan Türkiye Gönüllü Teşekkülleri Vakfı tüm muhafazakar STK’ları

bir çatıda toplayabilmişti.

MÜSİAD 1994 yılında kurulmuştu.

Anlayacağınız bedel ödenmesi gereken dönemlerde bedel ödenerek şehit

verilerek zindanlarda eziyet çekilerek gelişti tüm bu teşkilatlar.

Büyüdüler ve büyüttüler inandıkları bu davalarını.

Bu STK’ların zamanında ne kadar eziyet, zorluk çektiğini, davalarından

vazgeçmeyen bu kuruluşlarının gönüllü erlerinin ne cefalar çektiğini hepimiz

biliyoruz…

Bunların her biri birer inanç hareketi idi.

Kimseden bir şey almadan, sadece kendilerinden vererek bu günlere

gelebilmişlerdi.

Günümüzde ise;

Bu hak davanın, ihsan ve manevi değer hareketlerinin adeta içi boşaltılıyor.

Bu hareketler ve kuruluşlar rant kapısı olarak görülüyor.

Büyük emeklerler harcanarak hazırlanan ve kurulan bu oluşumlar davalarına

inanmayan insanlar için bir geçim kapısına dönmeye başlıyor.

Ülkenin çoğu yerinde olduğu gibi ilimizde de bu davayı sömürerek kendi şahsi

menfaatleri için kılıktan kılığa giren o kadar çok insan ve kuruluş var ki…

Ak Parti’nin sosyal politikaları gereği Devletin topluma sağladığı bir takım maddi

manevi hizmetler içeren harcama bütçeleri var.

Bu sosyal çalışma ve harcama kalemleri proje bazlı olup, daha çok Dezavantajlı

gruplara yönelik olarak devletin bütçeden ayırdığı harcamalarla sağlanıyor

genellikle.

Yerel yada ülke genelinde faaliyet gösteren kuruluşların il temsilcilikleri

üzerinden bu kaynaklara ulaşma imkanı oluşuyor.

İşte bu imkanlar dan istifade etmek için STK, Dernek vs. adı altında faaliyete

bulunan bazı şahısların hem temsil etiklerini söyledikleri davaya hem de Ak

Parti’ye verdikleri zararın haddi hesabı yok artık.

Son 10 yılda bu projelerden istifade eden bu dernekler hemen hemen aynı.

Tüm il yönetimleri boyunca bunların protokollerde temsil edilme ve kaynaklara

ulaşma noktasında bir sıkıntıları olmadı.

Burada bulunan şahısların ortak özeliklerine gelince.

Öncelikle memuriyet hayatlarında bir başarı görülmüyor.

Oradan atladıkları siyasi kulvarlar da hayal kırıklıkları yaşadıkları tespiti ortaya

çıkıyor.

Ekonomik sorunlarının olduğu biliniyor.

Ve en önemlisi temsil etikleri dernek ya da STK‘nın inanç ve amacını taşımıyor

yada hiçbir malumatı hakkında bilgi sahibi değiller.

Yıllarca ilimize hangi Vali geldi ise etrafına hemen yapışıyorlar.

Kadın dernek temsilcileri Hanımefendileri markaja alıyor.

Bo bol pozlar verip resim çektiriyorlar.

Sürekli kendilerine dünyevi kazanç, makam, itibar sağlayan oluşumlara dahil

oluyorlar.

Engellilerimizi ilgilendiren ülke çapındaki bir derneğimize ilimizde devlet şehrin

en güzel yerinde tarihi bir binayı tahsis ediyor mesela...

Bu derneğimizin bu güne kadar bildiğimiz bazı kıymetli şahsiyetlerden tekerlekli

sandalye istemekten başka bir faliyeti göze çarpmıyor...

Engellilerimiz hakkında ne yaptığını gerçekten merak etsek te başka alanlarda ki

çalışmaları hakkında az çok bilgi sahibi olabiliyoruz...

Sürekli kadın istihdamı ile ilgili proje yapmanın amacı ne merak ediyoruz.

Tek engellilerimiz yürüme engeliler mi?..

Diğer engelli kardeşlerimiz hangi projeleri sundular neler yapmışlar bir gün

bizde dinlemek isteriz doğrusu...

Bu derneğin genel başkanı çok değerli eski milletvekilimiz bu derneğin

temsilciliğini elbette denetliyordur...

Ancak kendilerine doğru bilgiler veriliyor mu bilemeyiz.

Zira bu derneğin kadın istihdamı ile ilgili SODES projeli yaptığını biliyoruz.

Yani amacı dışında projeler.

Bu projeler de her sene kabul edilip ödenek ayrılıyor

Derneğin başında da sapasağlam olan ve milletvekili aday adayı olmuş Ak

Partinin kadın kollarında hizmetler almış bir hanım efendi duruyor.

Bu dernekte il koordinatörü adı altında bir görev ihdas ediliyor.

Bu göreve de her protokolde gördüğümüz milli imam(!) diyebileceğimiz bir hoca

efendi verilmiş…

Buarada bu hoca efendi aynı zamanda milletvekili aday adayı olmuş bir dönem.

Kadrolu imam olarak devletten maaşını alıyor..

Ama nasıl?..

Her halde imam olmak onu tatmin etmiyor demek ki…

Avukatlık belgesi var üstelik, ancak illaki büyük selatin camilerde görev almak

istiyor…

Tabi sözde imam..

Maharetli..

Şaibeli..

Şuuyu vukuundan beter…

Civa gibi..

Ortama göre; şekil alır..

Nitekim, derneği perde arkasından yönetmek yetmiyordur.

Dernek Genel Merkezinin Bölge koordinatörü ise kadrosunun bulunduğu

camide hangi ara namaz kıldırıyor; o da Allah bilir.

Büyük bir vebal bu…

Eee..

Sözde imam ise…

Ne yazık ki; herşeyi yapar..

Bir cemaate imam olmak kadar ulvi bir görev yok bu dönemde…

Hele bölgemizde gençliğimizin iman noktasında yaşadığı sorunlar ve siyasi

durum göz önünde bulundurulunca.

Milletvekili olmak, koordinatör olmak, SODES projelerini takip etmek, devlet

protokolünde boy endam etmek, tamamıyla nefsi ve dünyevi bir hevesten

başka bir şey değildir.

Bu tür insanlar daha büyük kalabalıklar önünde nefsi ihtiraslarını tatmin etmek

istiyorsa büyük camilere dadanmaktan vazgeçmeli…

Memurluktan istifa edip siyasi bir figür olarak halkın karşısına çıkmalıdır.

Cami minberleri dünyevi hırs ve hevalara alet edilmemelidir.

Allah(c.c) bunu kabul etmez…

Bu vakıa, bu türler için sadece bir numune...

Dahası da var tabi ki.

Genel merkez ile direkt bağlantılar kurup ilin tüm yetkililerini aşıp işlerini

oradan yöneten bay ya da hanım temsilcilerde olmuyor değil...

Bunların ihtirasları gerçek dava insanlarını küstürüyor ve de soğutuyor.

Devlet bunları baş göz ederken bana orada yer olmaz diye düşünen o kadar çok

insan var ki..

Bir de temsiliyet noktasında bu insanların sıkıntı ve sorunları var.

Devletin kadrolu dernekleri ve STK’ları adeta.

Daha önceki yazılarımızda korumalı zübükzade dernek ya da hareket

temsilcilerinden bahsetmiştik.

Bu yazımızın başlığına ve tarifimize en çok yakışanda bunlar.

Dava nedir, mukaddesat nedir, bilmeyen eğitimsiz bazı şahsiyetler türedi son

dönemlerde.

Bu şahsiyetler, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın siyasi hayatının başladığı önemli bir

dönemde savunduğu fikirlerinde müteşekkil bu ulvi hareketin ilimizde ki

temsilcisi olmamalıydılar.

Ama maalesef bir takım karanlık odakların çalışma ve tavsiyeleriyle olabildiler.

Tüm ülkede olduğu gibi bölgemizde de yer bulması ve yaygınlaşması için

kuruldu bu temsilcilikler.

Liyakat sahibi dava erlerine teslim edilmez ise eninde sonunda devlet

kuruluşlarından irili ufaklı ihalelerin alındığı iş takipçiliğin yapıldığı mafya türü

olayların yaşandığı yerlere dönüşür.

Aynı zamanda insanlara ayar çekildiği kurumların dizayn edildiği ve kendileri bir

hiç iken ağababa rollerine soyunduğu mekanlar oluverirler.

Hatta o kadar ileri gidilir ki devletin en mahrem işlerini yürüten kıymetli ve

başarılı bürokratlara kumpasların düzenlendiği odaklar haline gelir bu yerler.

Bizim görevimiz uyarmak gerisi devlet büyüklerinin vereceği bir karar.

Sayın Cumhurbaşkanımızın yanındaki dostlarına ve yakın bazı milletvekillerine

yalanlar söyleyerek bir şeyleri temsil ettiğine inandırarak ve sahte raporlarla

koruma sahibi olarak bu ilde tahakküm kurmak isteyen zübükzadelere asla geçit

verilmemelidir.

Devlet büyüklerimiz bu şahıslara değil temsil etikleri değerlere önem verip

sahiplendiğinden bunların gerçek yüzlerini tıpkı kadrolu imam hocada olduğu

gibi görmekte zorluk çekiyorlar.

Bu insanlar geçen 10 yıl boyunca hep aynı değeri gördüler.

Ülkenin yönetimsel anlamda darbe girişimi ile sonuçlanan sürece kadar bu

insanlar el üstünde tutuldu.

Bu dönem hala eski pozisyon ve itibarlarını korumaya çalışmaları oldukça ilginç

ve düşündürücü.

Yazının girişinde davaları için mücadele eden büyüklerimizin öncülerimizin

nereden nereye geldiklerini yazmaya çalıştık.

O gün mücadele eden dava erlerimizin amacı bu gün için görmek istedikleri

nesil ve temsilciler bunlar mıydı?

Yüce Allah’ın sevgisine mazhar olmuş bir ceddin nesli olarak önümüzde

ötemizde, berimizde, gerimizde bu tür insanlar istemiyoruz.

İlla ki dava,

İlla ki hak,

İlla ki istikbal ve muvvafakiyet…

Bu desturla yürümek isteyen kim varsa neferiyiz ve de arkasındayız.

Buyurun mübarek olsun…