Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

FETÖ HEYÛLASI İLE BU MEMLEKET NEREYE GİDER..?! (II)

Evet sevgili okurlar!

Dünkü sohbetimizde de ifade ettiğimiz gibi, ülke insanı olarak gerçekten "pusulamızı" şaşırmış durumdayız.

Bir türlü yönümüzü kestiremiyoruz.

Sağımız, solumuz, kuzeyimiz, güneyimiz, kıblemiz vs. hangi yönde istikametimizi sürdüreceğimizi bilemez hale geldik...

Kestiremiyoruz da...

Bundan sonra da "kestirecek değiliz" gibi geliyor bize…

Zira ruhen, ahlaken çürüyen bir toplum ne ile kendini içerisine düştüğü o çürümüşlükten kurtarabilir?..

Aslında "çözüm ve kurtuluş" reçetesi bellidir...

O da şu; geçmişteki ecdadımızın tüm dünya kamuoyu nezdinde yaptıkları kahramanlıkları kendimize icra edersek, onları temsil edebilirsek, işte zaman gerçekten o çürümüşlükten kurtulmuş oluruz...

Aksi takdirde makyajlamayla, siyasetin parlak nutuklarını atmakla, geçmişe dair, özellikle yakın tarihimizi bize doğru olarak anlatan gerçek tarihi yakalayabilmemiz imkansız!…

Ki ne mümkün?...

Eğitim sistemimizdeki çocuklarımıza okutulan mufredat bilimsellikten yoksun, hurafelerle dopdolu maceracılık, yanlış yamalak oyunlarla putlaştırılmış sistemin yaratıcılarından ve uygulayıcılarından ne zaman kurtulacağız.. Ve onları ne zaman tanıyacağız?...

Ve ne zaman tarihi gerçekleri gerçek tarih olarak nesillerimize okutacağız...

Yalansız “tarihi” toplumumuza  ne zaman öğreteceğiz?

İşte bu soruları kendi kendimize sormak ve cevap aramak zorundayız...

Kendimizi sınavdan geçirmek maksadıyla bunları sıraya koyarsak gerçekten bir nebzecik olsa dahi toplumsal vicdani rahatlama adına “hakikatlere” vakıf olabiliriz...

 

***

 

Yoksa Yusuf  Kaplan Bey’in dediği gibi “ruhumuzu yok eden çağdaş hurafelerle vaktimizi geçireceğiz…”

Keşke hurafeleri gerçekten hurafe olarak tanımış bir şansa sahip olabilseydik.. Ki bunu kavramış olsaydık, zaten sorun kalmazdı.

Ama oyunlarla, komplo teorileriyle, münafıkça tezgahlar yaparak, olmayan bir şeyi olmuş gibi göstererek, yolumuzu şaşırarak, belirsizlikler içerisinde yaşamımızı sürdürürsek, işte o zaman daha katmerleşmiş orunlar yumağı karşımıza çıkar.. Yeni yeni  “badirelerle” yüz yüze gelebiliriz...

Önümüze çok daha büyük karanlık ve bunaltıcı “sinsi” oyunlar çıkar...

Ki çıkması da mukadderdir.

Bu şekilde şaşırtıcı oyunlar, kurulan mekir ve hileler daha çok FETÖ Heyulasını bize yaşatır

Heyûla demek; olmayan bir şeyi olmuş gibi maddeleştirip topluma yutturma halleridir.

Olmamış şeyleri olmuş gibi göstermektir.

Soyut olanları somutlaştırıp devleştirme demektir.

Hayalleri meyal göstermektir.

Hal böyle olunca perde arkasında oynayan oyuncular daha rahat bir şekilde "rollerini" sergileyebiliyorlar…

Yani, onlara yol açmış, sahne kurmuş oluruz.

Oysa ki heyûla denilen nesne hiçbir zaman maddeye yönelik bir görüntü veremez.

Sadece hayaldir, o da yoktur…

Senaryodur, mekirdir, hiledir..

Birilerini devleştirip onu kullanarak bir yerlere ulaştırmaktır.

Tıpkı FETÖ denilen nesne gibi!..

Fethullah Gülen ve cemaatini kast ederek bunu güçlü bir varlık olarak heyulalaştırıp toplumun diğer tarikat ve cemaatlerine suç getirme fırsatını yaratmak demekten başka bir şey değildir.

Dünkü yazımızda da siz değerli okurlarımıza arz ettiğimiz gibi, gerçekten ülke çok bunaltıcı dumanlı bir hava içerisinde gösterilmek isteniyor ve o dumanlı havadan da kudurmuş kurtlar veya köpekler faydalanmak istiyor.

Başlık olarak kullandığımız Heyula denilen kavram da bundan ibarettir.

Olmayan bir şeyi somutlaştırıp birilerinin yüzünde başkalarını suçlayıp, silsileli suç ve suçluları yaratmaktır…

Ama umut varız ki...

Artık bu millet, bunlara kanmaz.. Ki bu oyunları, mekirleri yapan da kendi kendini aldatmaya devam eder!.

Çünkü, bu halk vicdanen rahattır ve rahatlık içerisinde de yaşayacaktır inşallah.

 

***

 

İsterseniz Yeni Akit Gazetesi’nin deneyimli yazarı saygıdeğer Abdurrahman Dilipak’ın yazısından bizi teyit eden bir iki paragrafı sizinle paylaşalım.

Abdurrahman Bey’in dediği gibi; olmayan her şeyi olmuş gibi gösterip tarihte “Racul-us Sanem” tartışması veya “Doktor Rıza Nur’u” okumak tüm söylediklerimizi açıkça ortaya çıkaracaktır.

Ve tüm yanlış yamalakların gerçek yüzü ortaya çıkarılacak düşüncesindeyiz.

Sayın Dilipak “Kan ve Toprak” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“İttihat Terakki içinde, “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak” “3 tarz-ı siyaset” olarak en çok tartışılan konuların başında geliyordu.. İttihat Terakki’deki Mehmet Akif’in temsil ettiği kanat kaybetti. Kurtarılması gereken topraklar artık “Hilafet” ve “Osmanlı yurdu” değil “Türklerin vatanı” idi. Osmanlıda İttihat Terakki’nin askeri kanadı yenilgiye uğradı ve Cumhuriyet döneminde İttihat Terakki’nin siyasi kanadı işbaşı yaptı.

İslam Birliğini savunan kanat kazansaydı, onların şiarı “Ay ve Güneş” olacaktı. Bugün Azerbaycan ve Malezya bayrağındaki gibi yani! Çünkü bir ayet var, “Ay ve Güneş Allah’ın iki şeairidir” diye. Çünkü bizde bütün günlük ibadetler Güneş’in, yıllık ibadetler Ay’ın hareketine göre yapılır. Temel kavramlarımız bile “Şemsi” ve “Kameri” karakter gösterir.

Mesela, esas olarak Hilafet münevverlerinin dilinde Vestfalya’da anlam kazanan “ulus” ve “ulusal vatan”, “ulusal kimlik” yerine, Ana yurt, yurt, memleket, ülke daha çok kullanılır. Bugün biz devlet ve hükümet arasındaki, ya da Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişki ve çelişkilerden bile haberdar değiliz. “Cumhuriyet” ve “Şeriat” ya da “Laiklik” konusunda bile, bir halk ansiklopedisi seviyesinde bile doğru düzgün bir bilgiye sahip değiliz. Dahası bilmediğimizi de bilmeyiz. Zaten bu konuda ne ciddi bir kaygı, ne bir talep ve ne de bir arz vardır. “Para kazanmak” gibi çok önemli işlerimizden bu tür “furuat”a ayıracak zamanımız yok!?

Kafanızı karıştırmaya devam edeyim mi? Sanırım bulanmadan durulmayacak. Bu konu “Racul-us sanem” tartışmasının ya da “Rıza Nur’un hatıratı”ndan çok daha önemli bir konu.”

En derin saygı ve sevgilerimle….