Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ, AVUKATIN RANTI MI..? (III)

Evet sevgili okurlar!

“Hukukun Üstünlüğü mü, Avukatın Rantı mı?” başlıklı yazı serimizin üçüncü günündeyiz.

Şu iyi bilinmelidir ki, kaleme almış olduğumuz hiçbir mevzuda, farklı bir düşünce, ya da art niyet, ön yargı gibi bir olumsuzluk fikriyatı içerisinde olmadık, olmayız da!...

Tek gayemiz var, herkesin olup biten hakikatlere vakıf olmasıdır, gerçeklerin yüksek sesle ifade edilmesidir..

Bu yazı serimizde de, amacımız hukukun üstünlüğünün toplumda icra edilmesi gerektiği gerçeğidir...

Eğer bir ülkede hukuksuzluk söz konusu ise o toplumda “hakikatsizlik” hakimdir demektir..

Yani, Adaletsizlik vardır..

Yani başıboşluk  vardır..

Yani Vurdumduymazlık  vardır..

Yani Kişisel rant temini vardır...

Kısacası mesleğini kötüye kullanma vardır..

Dün de ifade etmeye çalıştığımız gibi “hukuksuzluk" devletsizlik demektir.

Bir ülkeyi ayakta tutan doğruluktur, dürüstlüktür, hukuktur ve adalettin tecellisine yönelik istikamettir,.

Bu dört ana gerçek ülkelerin ve insanlığın temel taşıdır.

Mülkün de esasıdır…

Ama sen gel bu kutsal özellikleri tümüyle kişisel ranta çevir, paraya çevir, zulmün başına adaletin cübbesini giydir, sonra da rantın başına hukukun külahını giydir; olur mu?…

Daha doğrusu “Kuzunun postunu kurda giydir” ve kuzuyu da o kurda teslim et..

Hal böyle olunca, “toplumda” ne denge kalır, ne istikrar kalır ve ne de adil yönetim kalır!…

Elbette ki o ülkenin ömrü de, uzun olamaz!

Bu ülkenin beytülmalı olan hazinesinde tüyü bitmemiş yetimin, dulun, yoksulun emeği var.

Bu beytülmal olan hazine, keyfi davranışlara, vurdumduymazlara yönelik hazırlanmış kazanç sofrası değildir...

Hele ki, kurtlar sofrasına de yem hiçte değildir...

Böylesi bir yapı, bu ülkenin yekvücut olarak varlığına ve güçlenmesine, uzun ömürlü yaşamasına yönelik “suikast” demektir.

Bu itibarla diyoruz ki; hukuk büroları demek soygun büroları demek olmamalıdır…

Adalet ve hukukun cübbesi altında “Akı kara, karayı ak yap” uyuşturucu davalarında müvekkilden amansız ücret al ve ona sonra envai türlü hileli oyunlarla birilerine bölüştür ve kısa bir süreç içerisinde o uyuşturucu şebekelerinin tahliyelerini sağla.

Katilleri suçsuz hale getir..

Suçu maktullere yükle..

Ücret adı altında aldığın yüksek meblağlara karşı fatura kesme…

Devlete herhangi bir vergi ödeme..

Ve çık, kendini adaleti savunan hukukçu olarak göster…Bunu da, hukukun üstünlüğünü savunan biri olarak yap!...

Böyle bir şey mi var?

Bu kandırmacadır, aldatmacadır, oyundur, tezgahtır, sebepsiz yerde zengin olmaktır ve cepleri doldurmaktan başka bir şey değildir.

Adalet Bakanlığı burada gerçekten çok büyük bir sorumluluk taşıdığı gibi, aynı zamanda büyük bir “vebal” altındadır…

Ama ne var ki; Türkiye’de her mesleğin bünyesinde meslek taassubu varlığı söz konusu olduğu gibi, Adalet Bakanlığı kurumunda da meslek taassubunun varlığı söz konusudur…

Birileri, birilerinin kuyruğuna basmama dikkatindedir.

Hele hele siyasi ve ideolojik oy potansiyelini sağlamak için oluşturulmuş çağdışı bir iş kanununun yarım asırdan beridir yürürlükte olması ve ona dair herhangi bir iyileştirme getirme….

Ve “tek dişi kalmış bir canavar” olarak toplumu onunla yargıla… Sonra çık, “ben hukuk devletiyim” de…

Hangi çağda yaşıyoruz?..

Bu devlet, bu kanunla, yani bu çağdışı durumda kalan yasalarla işveren, istihdamı yaratan, kamu hizmetleri gören şirketleri bir hırsız, bir cani veyahut uyuşturucu kaçakçısıymış gibi yargıla, sorgula ve müsbet resmi olarak kanıtlanmış delillerini de hiçe say, uyduruk yalan söyleyen tanıklarla resmi belgelerini yok sayarak karar ver…

Allah aşkına sorarım size..

Yeryüzünün hangi devletinde böylesi bir hukuk garabetiyle karşılaşabilirsiniz...

Varlığına inanmıyorum …

Afrika’nın kabile devletlerinde bile bu hal yaşanmaz...

Ancak sermaye düşmanlığı yapan komünist ülkelerde bununla belki, karşılaşılabilinir.

İnanın sevgili okurlar!

En geri kalmış ülkelerde bile bu çağda bu tür keyfi dayatmalara rastlamak mümkün değil?.

Dediğimiz gibi; hukukun üstünlüğü varsa bu tür keyfiliklerin varlığı söz konusu olamaz.

Zira hakimin takdiri bir davada kanıtlayıcı delil bulunmadığı takdirde “ O hakim orada istediği şekilde yeni deliller bulmak için elbette ki tanıkları da dinler ve takdirini de” bu beyanda kullanır.

Ama kaziyeyi muhkeme durumuna gelen bir davanın kanıtlayıcı resmi delillerini görmezlikten gelip, hiçe saymak, karşı tarafın rant peşinde koşan cübbeli avukatlarının uyduruk ve yalancı tanıklarını dinleyip, onların dediklerini doğru kabul et…

Bazı hakimler vardır ki öylesine ileri gidiyorlar ki, “davalının tanıklarına yemin verdirmedikleri gibi, yemin verdirse bile illa ki yalan söyle dercesine yönlendirmede” bulunuyor...

Ya da karşı tarafın avukatlarının, o tanıkları mahkeme huzurunda, adeta “sorgu savcısı” gibi sorgulamalarına izin veriyor..

Oysa ki hakimin tanıklardan sorması gereken soruları, karşı tarafın avukatları hakimi susturup kendileri "yönlendirme" adına soruyor..

İşte Türkiye’de böylesine çağdışı yasaların varlığı vicdanları vahşileştiriyor, kalpleri karartıyor, hak hukuku tanımaz duruma getiriyor...

Bizim burada özellikle ve öncelikle dostane tavsiyemiz Adalet Bakanlığı’nın ivedilikle bu işe el atmasıdır..

Diyarbakır Barosu’na da tavsiyemiz bünyesini böylesi kirli, şaibeli üyelerden temiz tutmasıdır.

Yoksa geçmişe yönelik yani 90’lı yıllara dönersek, bu Baro’nun bünyesinde avukat olarak kendini gösteren nice acımasız PKK avukatlarının barındığını biliyoruz..

Ki o dönemde, Diyarbakır Adliyesi öyle bir hal almıştı ki; PKK örgütü tarafından ğadre uğrayan nice mağdurların davalarını almak için avukat bulunamıyordu?…

Çünkü davaları kabul etmiyorlardı..

Var olan, davayı kabul eden için de, her babayiğidin karı değildi ki; PKK’ya karşı bir davayı savunabilsin..

Diyarbakır Barosu’nun bünyesinde böyle garabetleri de gördük.

Bugün o hal yoksa da, ama o paralelde haksız yerde devlete bir kuruş vergi vermeden para kazananların varlığı söz konusudur.

En derin saygı ve sevgilerimle….

Not: Bu yazıları yazmamızda temel amacımız, hakkın, hakkaniyetin, hukukun tecellisidir..

Başka herhangi bir kasıt ve garezle birilerine suçlama ve eleştiri getirmek değildir..

Özellikle hukukun üstünlüğü için, Adliye’nin ve gerçek hukukun şahsiyeti maneviyesini korumak için, bu amaçla bu yazıları yazıyoruz.

Yoksa rastgele kimseye bir suçlama getirme niyetimiz söz konusu değildir...

Olamaz da…