Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜM TERÖRÜN ANA KAYNAĞI HAÇLI UNSURLARDIR! (III)

Evet, sevgili okurlar.

Bilindiği üzere günümüzdeki yerküremiz küfrün, şirkin, münafıklığın, edepsizliğin hegemonyası altında yürümektedir.

Bunun başını çekende elbette ki Haçlı unsurlardır..

Bu paralelde zaman zaman ittifak edip, bir araya gelen "Siyonist Yahudilerdir.."

Tıpkı iki gün önceki yıllardan beri İsrail işgali altında bulunan Golan Tepelerinin İsrail’e ait olduğunu söyleyen Donald Trump’ın attığı imza gibi…

Bu en önemli kanıtlayıcı ve tarihi bir delildir.

Nitekim Beyaz Saray’da Golan Tepelerinin İsrail’in olduğuna dair belgeye imza atarken arkasında Netanyahu’nun bulunması da, işin deşifresidir…

O imza ve kurulan ittifak "hayra alamet" değildir...

Bu Ortadoğu’yu adeta Dinamit Fitili gibi fitilliyor ve her an için patlamaya hazır hale getiriyor.

Günümüzdeki sözde dünya devleti olan ABD işte böylesine kansızlıklara, edepsizliklere, imza atıyor…

Dünya görüşlerine ve BM'nin görüşüne rağmen Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak Trump’ın kabul etmesi de çok düşündürücü.

Acaba Trump’ın İsrail’e vefa borcu mu veya maddi bir borcu mu var; böylesine aşağılık şekilde "siyonizme" yalakalık yapıyor?

Tabi ki, Donald Trump’ın İsrail adına çalıştığına dair kesin kanıtlayıcı belge ve bulgular da yok değil; vardır.

Kendisi de bunu inkâr etmiyor.

Zira dolar mahkûmudur.

Gerçi tüm Avrupa, yani batı dünyasının tarih boyuncu zikzak çizdiğine dair tespitler söz konusudur!…

İşte birinci dünya savaşında İngilizlerin daha İstanbul’u işgal etmeden önce Emanuel Karasu’ların, Dr. Herzl’lerin ve diğer jön Türklerin ittifakıyla Osmanlının I. Dünya savaşına girmesi…

Osmanlının çok kısa bir süre içerisinde tarihten esamisinin silinmesi…

Hepsi, Batı'nın "şeytani" plan ve zikzaklı siyasetiyle rastgele gelişen olaylar değildir.

Hele hele 1923’lerdeki karma politik çalışmalar; kendiliğinden oluşmadı..

İttihatçıların, jön Türklerin ittifak ettikleri bazı konuların başında Osmanlıdan mütebaki kalan ufak bir coğrafya ve az bir ordu, ne yapıp yapıp kendini onlardan yana göstermesi lazımdı ki işlerini yürütebilsinler...

Her zaman burada ifade etmeye çalıştığım konu, İstanbul’u işgal eden, hem de hiçbir kurşun sıkmadan İstanbul’a giren İngilterenin hiçbir şekilde, Türkiye üzerinden "planlarını" eksiltmemesi..

Rahat da durmuş değil..

Önce Lozan muahedesini gerçekleştiriyor, sonra da Hilafet-i İslamiye’yi dağıtıyor…

Bunlar, bireysel olaylar değildir.

Hiçbir şekilde "zafer" içermeyen, hezimet olarak gerçek tarihe geçen Lozan anlaşmasından sonra, devletin önemli makamlarını ihraz eden zevat her kim ise itilaf devletleriyle gizli ittifak kurarak, faaliyet yürüttü..

İşte onlardan bir örnek, Ayasofya!…

600 yıllık bir İslam eseri tümüyle orijinalliğinden çıkarıldı?

Tıpkı Tevhid-i Tedrisat adı altında medreselere anahtar vurulması, camilerin kapatılması, Kur’an kurslarının ortadan kaldırılması gibi kati bir kararla "Ayasofya" ibadete kapatılarak, "müze" statüsüne çevrildi…

Ki yıllardır, bu statüyle tabiri caizse Batının emir-komutasıyla açıp-kapanıyor..

Ancak, millet uyanık davrandı, oyunlarına gelmedi!…

Geçici de olsa uzun bir süreç sabırla bekledi.

Ve nihayet iki gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bayrağını oraya astılar.

Dünya keferetül fecerelerinin karşısında dimdik duran Başkan Erdoğan'ı bu çıkışıyla ve samimiyetinden dolayı tebrik ediyoruz.

Bu çıkış, bu hareket yeni bir Osmanlının dirilişe geçme hareketi gibidir…

Yaptığı konuşmalardan tüm toplum büyük memnuniyet duymuştur.

Biz de burada memnuniyetimizi arz ederken, Sayın Başkanı dualarla anıyoruz…

Zira televizyonda iki gün önce yaptığı açıklama, artık bundan sonra Ayasofya "müze" değil, Cami statüsünde olacak..

İnşallah gün gelecek, "ibadete de" açılacaktır..

* * *

İnanın sevgili dostlar.

Sayın Erdoğan kendini “Tevbe” suresinin 18. ayetine mazhar kılmıştır.

Büyük bir iman kahramanlığı göstermiştir.

Ve Sultan Ahmet Camisi gibi, “herkes kendi ibadetini yapabilsin, cami adını taşısın, namaz kılınsın” diyen Erdoğan, çağ atlatmıştır bizce.

Bakınız, “Tevbe” suresinin 18. ayeti bize aynen şöyle diyor;

“Allah’ın mescitlerini; ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı ikame eden, zekâtı veren ve Allah’ın (azabın)dan başka hiçbir şeyden korkmayan onarır. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.”

Gerçekten Ayasofya’nın açılışı bu ayetten çıkan bir ibret vesilesidir.

Ve kemal-i itmin’nan (çok büyük bir memnuniyet) ile ortaya konmuştur.

***

Bakınız, yazar Yavuz Bahadıroğlu yine aynı anlayışla Ayasofya’yla ilgili şunları yazmıştır.

“Ayasofya konusunda ilk müjde nihayet geldi: Sayın Cumhurbaşkanımız, “Seçimden sonra Ayasofya’ya giriş ücretsiz olabilir. Ayasofya’yı müze statüsünden çıkarır, camii olarak ortaya koyarız.

Ayasofya’yı müze olarak değil, cami olarak ziyarete açabiliriz” diyerek kapıyı araladı.

Teşekkürler Sayın Başkan!

Konu çok önemlidir, zira Ayasofya dendiğinde içini hicranla çekmeyen bir ‘Anadolu insanı’ bulmak zordur.

Tabii bu sözüm ‘Anadolu insanı’ özelliklerini taşıyanlara ilişkindir: Doğu ile Batı arasında bocalamaktan tıknefes olmuş ya da kendi değerlerini elinin tersiyle itip kendi halkına yabancılaşmış olanları kapsamaz.

Cami oluşundan tam 481 sene sonra müzeye çevrilen Ayasofya, bu milletin yüreğinde derin bir hüzün, şuurunda ‘beka sorunu’dur!

Hem Osmanlı Devleti’nin kuruluş amacı, hem de Türkiye’nin ‘hükümranlık hakkı’dır!

Ayrıca Bizans fethinin dayanağı, Peygamber-i Âlişan Efendimiz’in fethe ilişkin müjdesidir (“Konstantîniye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır, onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir!” [kaynak: Ahmed bin Hanbel, Müsned; c.4, s.335] şeklindeki meşhur hadis-i şerif). Bu müjdenin kalbi ise Ayasofya’dır!”

En derin saygı ve sevgilerimle...