Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BASİRET KAPALI MI? GÖZ GÖRE GÖRE YİNE BİR YERLERE Mİ SÜRÜKLENİYOR TÜRKİYE?

Evet sevgili okurlar!

Bilindiği üzere 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’ye karşı başarısız bir darbe girişimi yapıldı.

Bu kalkışma durup dururken yalnız o geceye münhasır olarak algılayanlar yanlış yolda gidiyorlar.

Hele hele tümüyle FETÖ’ye giydirme, makyajlandırma ve FETÖ de ona ses çıkarmama, onunla uyum sağlama bize göre rastgele olup bitenler değil…

17 -25 Aralık ile Taksim Gezi olayları tamamıyla AK Parti’ye ve özelikle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan kirli bir suikast olaylarının serisidir.

Bunun dayanak noktası da, yani sürdürülegelen aklı da kesinlikle 28 Şubat’a dayalı BÇG (Batı Çalışma Grubu)’nun bir uzantısı olup, mutat olan Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 10 yılda bir meşru hükümetlere karşı hatta inanan aziz milletimize karşı batı emperyalizmi ile içimizdeki derin mahfelerin giriştikleri oluşumlardır.

27 Mayıs’ı kim tezgahladıysa,

12 Mart’ı kim tezgahladıysa,

12 Eylül’ü kim tezgahladıysa,

28 Şubat’ı kim tezgahladıysa,

27 Nisan e-muhtırayı kim tezgahladıysa,

Hiç kuşkusuz ki 15 Temmuz da aynı kirli tezgahın bir uzantısıdır...

Ama bu kurnazca FETÖ denilen gafil, aptal, ihtiras ve şöhrete mağlup düşen Fethullah Gülen’in ta kendisidir.

15 Temmuz gecesindeki darbeci Hava Komutanı Akın Öztürk’ün Akıncı üssüne götürülen dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a söyledikleri söz aynen şöyleydi:

“Bizim liderimiz başımız Fethullah Gülen’dir, biz hepimiz ona uymak zorundayız, sen de bize tabi olacaksın...”

Darbeci Generalin bu sözü tarih sayfalarına geçmiştir.

Amma velakin tüm bunlara rağmen işin içinde oyun, oyun içinde oyun ve çok hileli tezgahlar tertiplendi...

Tüm olaylar tersyüz edildi..

Ki o gece 258 şehit veren bu aziz millet, o şehitlerin kanını yerde bırakmadı, yapılması gereken her şey yapıldı...

İntikam katlama oldu...

Ama ne yazık ki hala da olay tam manasıyla açıklığa kavuşmuş değil…

İnkişaf bulamadı.

Zira ortada bir gerçek var.

28 Şubat döneminde Sincan’da tankların yürütülmesi ve dönemin Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Çevik Bir’in “burada balans ayarı yapıyoruz” demesi çok şeyleri insanlara hatırlatmaktadır…

Ama ne yazık ki hala da her şey muamma, her şey üstü kapalı..

Çünkü, gerçek FETÖ’cü olanlar nerdeyse elini kolunu sallayarak AK Parti’nin bünyesinde görülmesi de ayrı bir olay ve çok düşündürücü bir olaydır.

Burada Abdurrahman Dilipak’ın dediği gibi;

“Basiretimiz mi bağlanıyor, neden bilmiyorum, göz göre göre yine bir yerlere doğru sürükleniyoruz sanki. Herkesin gördüğü gerçeği karar vericilerin görmemesini neyle ve nasıl açıklayabiliriz.

Aşk, öfke, korku ve ihtiras gözü kör eder, kulaklar sağırlaşır. Bir iş zamanında yapılmıyorsa, bu hastalığın tedavisi gibidir, yarın çok daha pahalı ve zor şartlar bizi bekliyor olabilir.

Onun için “Hayırda acele ediniz” denmiştir. Demir tavında dövülür. Giden fırsat geri dönmez. Namaz vaktinde kılınır, oruç zamanında tutulur, Hac zamanında gerçekleşir, kurban zamanında kesilir.

Siyasetin kuralı da zamana bağlıdır. Tarihin tekerrür etmemesi için tarihi övgü ya da sövgü kitabı yapıp, onu mefahirle sarmalayıp, törenlere boğmadan halkın idrakinde canlı tutarak ders almayı sağlamamız gerekiyor.

Ha bu darbe bize ders olsun!..

Hani “bir musibet bin nasihatten iyidir” derler ya, umarım ders alırız. İbret almazsak, tarih yine tekerrür eder.”

Evet sevgili dostlar!

Sohbetimizin başında ifade etmeye çalıştığım gerçeklerin özeti aynen bundan ibarettir.

Geçmişe yönelik Osmanlı’nın son döneminde Sultan Abdülhamid’e karşı kurulan tezgah, kirli oyun kimler tarafından kaynaklandı, kimlerle işbirliği yapıldı ve nihayet ulu hakan Abdülhamid Han’ı tahttan indiren kimlikler kimler oldu ve nereye dayandıklarını tarih oldukça yazıyor.

Hem de açıkça net olarak, yazıyor…

Bizim tümüyle yalandan ibaret tarih derslerinde geçenler değil, yabancı ellerin objektif kalemleriyle yazılan bu yakın tarihimizdeki yapılan oyunlar koskocaman bir “Devleti Aliye'yi Osmanlı’yı” yok eden unsurlar o gün ne yaptılarsa bugün aynı o unsurların uzantısı olarak devlete karşı, milli iradeye karşı, demokrasiye karşı yapılan suikastlerin dik alası yapılmaktadır.

Hem de kimlik değiştirerek…

Sınıf değiştirerek..

Birilerini makyajlaştırarak, bir avizeye giydirilen gelinlik gösterme gibi FETÖ’yü ön plana süren arka plandaki günümüzdeki Mohis  Cohen’ler olabilir.

O günün Ziya Gökalp’larının uzantısı olarak bugün yeniden hortlanıyor ve kahraman oluyor.

Hem de Seküler bir anlayışla, hem de Kemalist bir anlayışın arkasında yeni yeni tezgahlar yapılıyor.

Bizden dostça uyarı…

Bize göre FETÖ’yü göstererek olayları geliştiren rastgele bir oyun değildir...

FETÖ bu oyunda rol oynuyorsa, ki oynuyor...

Rolü, ahmakça ve şerefsizce bir aldatmacadan ibarettir...

Ama dediğim gibi yüz yıl evvelki Yahudi asıllı Mohis Cohen ve Ziya Gökalp Selanik’te birbirleriyle karşılaşıyor, tanışıyor ve dost oluyor...

İkisi de aynı Mason mahvellere bağlı görevli insanlar olup, İstanbul’a gelerek İttihat Terakki cemiyetini kuruyorlar...

Böylece bir devlete son verme planını hayata geçiriyorlar...

Sadece Turancılık anlayışına sahip bir devlet anlayışı gerçekleştiriliyor ve böylece Osmanlı dağılıyor.

1914’te bu devlet bile bile 1. Dünya Savaşı’na giriyor ve yok olup gidiyor.

Ondan sonra daha macera çok.

Ama zamanımız elverdiği müddetçe bunları yazmaya devam edeceğiz.

Bize göre tarihi gerçekler de budur.

Yine sayın Dilipak’ın dünkü yazısında dediği gibi...

“Hatta iş artık sadece “Ilımlı İslam” değil, “Ilımlı Kemalizm”, “Ilımlı sol”, “Ilımlı milliyetçilik” projelerine dönüştü. Dört koldan harekete geçtiler. Etkin konumdaki partilerin hepsi yeniden dizayn ediliyor.

AK Parti de, CHP de, MHP de, İyi Parti de, HDP de yeniden yapılandırılacak ve yeni siyasi oluşumlar, yeni ittifaklarla siyasi dengeler yeniden kurgulanacak!

FETÖ, BÇG’lilerden yakasını kurtarıp ipleri ele geçirseydi, onlara göre 15 Temmuz’a gerek kalmayacaktı.

Şimdi FETÖ ve BÇG’ye yön veren üst akıl, “Kansız” bir şekilde, “silahsız kuvvetler” eli ile yeni bir yol deneyecek!”

Dostça bizden uyarı…

Elbette ki tarihi gerçekleri dile getirmek vicdanımızın gereğidir.

Merhum Eygi hocanın dediği gibi..

“Bunu söylemezsek kendimizi hain ilan ediyoruz.”

En derin sevgi ve saygılarımla…