Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BASMAKALIP MÜSLÜMANLIK, MÜSLÜMANLIK DEĞİLDİR!? (II)

Evet, sevgili okurlar.

Cuma günkü yazımızın gerçek hedefi, stratejisi, maksat ve amacı, Yüce İslam dininin pelesenk, perakendeci, pısırık, korkak kişilerin elinde yıpranmaması hususuydu...

İslam’da "ılımlı İslam" yoktur, tek kelime ile gerçek İslam vardır.

Gerçek İslam, İslam’ın ana ruhunu, kaydelerini yaşabilmek ve yaşatabilmektir…

Toplumun bireyinden tut ailesine kadar, devletine kadar, hükümetlerine kadar.

A’dan Z’ye kadar herkesin gerçek İslam’ın ruhunu yaşabilmesidir…

Hem de inanarak, bilerek, öğrenerek, öğreterek yaşabilmektir, gerçek İslam!!.

Bu itibarla İslam’ın ana gerçeği, hukuksal yönü, toplumsal hareketi bütünlüğüyle yaşanmadığı bir ülkede, bir bireyin "Ben Müslümanım" diyebilmesi için, bin şahit lazım.

Onun için ihlaslı, samimi İslam, İslam’ın bölünmez bütünlüğünü yaşamak ve inanmak bir Müslümanın olmazsa olmazıdır!!.

Aksi takdirde, hele ki siyasete dayalı göstermelik Müslümanlık, kandırmacadır ve basmakalıptır.

***

Bir Müslüman, İslam’ın on bir ana ilkesini kendine şiar edinmediği müddetçe, o Müslümanlıkta yer bulma sıkıntısını çeker.

O on bir ana gerçek nelerdir?

1- Allah’a inanmak

2- Melaikelere inanmak.

Tek kelime ile amentünün altı şartı ile İslam’ın beş ana rükunlerine, usul gerçeğine inanarak yaşamak…

Yani savm (oruç), salat (namaz), hac (hac farizasını yerine getirme, ticari işlere dökmemek kaydıyla), zekat ve kelime-i şehadet.

Bu beş rükün ile amentünün altı şartına inanmayıp, yaşanmadığı müddetçe, "o kişi" Müslüman olamaz..

İster siyasi olsun..

İster sıradan bir şahsiyet olsun..

İster devlet-i aliyede nüfuz sahibi olsun…

Hiç bir şekilde; o kişiye "gerçek, samimi ve ihlaslı" müslüman denilemez!…

Olsa olsa, riyakarlık olur…

***

Nitekim böyle siyasi oyunlarla İslam’i kılık ve kıyafetini, libasını üzerine çeken, göstermelik, kirli sakal bırakmak ve hacılık kelimesini isminin önüne koymak, Müslümanlık değildir..

Bu tür yaşam sahiplerine Kur’an diliyle telaffuz edersek, tek kelimeyle “münafık” diyebiliriz...

Münafık ve münafıklığın yeri Kur’anda da belirtildiği gibi “esfelis-safilin”dir, cehennemin en derin çukurudur.

Siyasi hayat olsun, ticari hayat olsun, piyasa hayatı olsun, cami hayatı olsun…

Her ne amaçla olursa olsun…

Kur’an diyor ki;

“Ela lillahi’d-dinul halis”

“Uyanmış olun, ancak halis bir din, Allah için din sayılabilir...”

İhlasla, samimiyetle dine sarılmadığın zaman, O dini yaşamış sayılamazsın!!…

Onun için, "İslam'ı" gerçek ve samimi ruhla yaşamayana basmakalıp diyoruz, hamiyetfroşluk diyoruz, kandırmaca diyoruz.

Ve bu tür algılar arasında en tehlikelisi de; "siyasi bir yaşam" şeklidir.

* * *

Evet, sevgili can dostlar.

Bizim buradaki temel amacımız yüce İslam dinine sımsıkı sarılmamızla ilgilidir.

Kur’an-ı Kerim, Âli Îmran suresinin 102. ayetinde bizi uyarıyor.

“Ey inananlar!…

Derin bir duyarlılıkla ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. O’na kendinizi yürekten teslim etmeden (hakiki Müslüman olmadan) ölmeyin!”

103. ayet ise aynen şöyledir;

“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a/Kur’an’a) sımsıkı sarılın (hayatınızı ona göre düzenleyin) ve (İslam’la çelişen davranışlarınızla gruplara ayrılarak) birbirinizden kopmayın!

Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini düşünün ki, cahiliyet devrinde birbirinize düşmanlar iken O, sizin kalpleriniz arasında ülfet (yakınlık) meydana getirdi de O’nun nimeti sayesinde din kardeşleri oldunuz.

Hem siz ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da oraya düşmekten sizi (Kur’an ile) O kurtardı.

İşte Allah size âyetlerini böylece açıklıyor ki, doğru yola eresiniz.”

***

Bunun içindir ki Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri, açık ve net olarak diyor ki;

“Eğer biz hal ve etvarımızla İslamiyet’i yaşarsak, yani göstermelik değil yüzümüzü gerçekten İslam’la renklendirirsek, sair dinlerin mensupları fevc fevc İslamiyet’e dehalet edecektir...”

Ama tam tersine ne yazık ki bugün fevc fevc İslam’dan uzak durma tehlikesini yaşıyoruz.

Yazıklar olsun demekten başka bir şey bulamıyoruz.!!

Nitekim İslam tarihinde meşhur Haccac-ı zalim olarak bilinen bir yönetici vardı…

Müslüman olduğu halde 125 bin insanı katletmiştir.

Ona zalimsin diyenleri ve zalim değilsin diyenleri de öldürebilecek bir Nemrut timsali şahsiyet sahibi.

Günün birinde çarşıda dolaşırken, kendi küçük dükkanında hafızın biri Kur’an-ı Kerimin, “Nasr” suresini okuyor.

Ve şu ayet-i celileyi okuyor,

“Vere eytennase yedğulune fidinillahi efvacen”

Gerçek Kur’an ibaresi yerine diyor ki;

“Vere eytennase yeğrucune fidinillahi efvacen”

1. ayetin gerçek manası; “İslam fütuhatı yaklaştıkça insanlar grup grup İslamiyet’e girecektir.

Bunu demesi yerine, diyor ki;

“Seni gören herkes, İslamiyet’ten grup grup ayrılacaktır.”

Bu ayeti yüksek sesle okurken, ses Haccac’a gidiyor.

Haccac durup dinliyor.

Bittikten sonra diyor çağırın o Hafızı gelsin…

Hafız, hiç korkmadan huzura gidiyor.

Hafıza diyor ki “Sen niye ayeti tersyüz ettin, seni idam edeceğim...”

Hafız da “Hayır, ben seni gördüm diye öyle okudum.. Gerçekten Kufe halkı senden illallah ediyor.. İslam’dan kafile kafile uzaklaşıyorar.”

Haccac o kadar zalim olmasına rağmen, adam korkmadan, çekinmeden pısırıklaşmadan, büyük bir yüreklilik ve cesaret göstererek o zalime karşı bunu söyleyebiliyor.

Haccac da onu idam etmek yerine mükafatlandırıyor…

Ve diyor ki “ben bundan sonra insanlara iyilik yapacağıma.. Bunun sözünü veriyorum…”

İşte İslam’ın yaşam ruhu bu olmalıdır.

Bize göre İslam’da samimiyet bundan ibarettir.

Siyasi ve ideolojik, saptırmalarla değil.

En derin saygı ve sevgilerimle...