Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

“BİZİM ASIL SIKINTIMIZ SÜREKLİ İÇERİDEN VURULMAMIZ”!? (VII)

Evet, sevgili okurlar.

Yazı serimize başlık olarak kullandığımız “BİZİM ASIL SIKINTIMIZ SÜREKLİ İÇERİDEN VURULMAMIZ” ifadesinin anlamlı ve kapsamlı olduğunu dün de sizinle paylaşmıştık.

Evet, gerçekten içeriden vuruluyoruz.

Nereden?

Kimler tarafından vuruluyoruz?

Ne yazık ki, özbeöz benliğimizle, kendi kendimizi içten vuruyoruz.

Olup bitenin farkında bile değiliz...

“Sosyal adalet” diyoruz, ama bir türlü bulamıyor ve uygulayamıyoruz…

“Toplumsal hayat dengesi” diyoruz, ne yaşıyoruz, ne de yakalayabiliyoruz…

“Demokrasi” diyoruz, maalesef esamesi okunmadığı gibi, herkes kendi meşrebine göre, "demokrasiyi" dizayn ediyor..

“Hukukun üstünlüğü” diyoruz, zerre-i miskal bir üstünlük vaki değil…

Tabi büyüklerimiz “Biz hukuk devletiyiz” diyorlar…

Ki ahali olarak da kabulleniyoruz..

Dış odaklara rağmen kabullenmek zorunda kalınıyorsa da ki öyledir.

Ama heyhat!

Gerçekten, bir hukuk devleti olamadık, olabilme noktasında mücadele ettiğimiz de yok…

Bundandır ki, çok büyük badireler geçirmekteyiz…

Toplum olarak, endişelerle, kuşkularla karşı karşıya kalmaktayız…

Baksanıza…

40 yıl hapis cezası alıp, Yargıtay’ca onanan "iyi çocuklar" bile bugün, serbest bırakılıyor…

Neymiş; "Bir hukuk devleti imişiz?"

Ben şahsen bu kararla, Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat Bin yıl sürecektir” sözünü şimdi kabul ediyorum…

Ve hayranlık duyuyorum!

***

Dünkü yazımızda da belirtmiştik…

Uygulamalarla, söylemler tezat içermektedir…

Zıtlık var…

Cumhurbaşkanımız ister görür, ister görmez.

Amma velâkin bize göre Türkiye’de hukukun zerresini bulmak güç…

Ki olup-bitene karşı “hukukun zerresini” arasak bulabilir miyiz diye düşünmemek ve kendimize sormamak elde değil.

Hiç kuşkusuz ki, bu halk canhiraşane bir şekilde, yıllardır AK Parti’yi bağrına basmaktadır…

Canla başla çalışma azmini hiç kırmadan, tam 15 yıl boyunca bu partiyi iktidara getirmiştir…

Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a...

On dört yıl başbakanlık…

Ve şimdi de, Cumhurbaşkanlığını yapma görevini vermiştir…

Demek ki, bu halk Cumhurbaşkanımızı seviyor ve bağrına basıyor…

Onun şahsına güveniyor…

***

Amma velâkin...

Kamu kurum ve kuruluşlarında halka karşı yapılan yanlış tutum ve bürokratik uygulamalar, gerçekten halkı bıktırmıştır.

Her zaman söylüyoruz.

Cumhurbaşkanının yüzü suyu hürmeti olmazsa…

Öyle inanıyoruz ki, bu halk, AK Parti’ye çoktan “Paydos” demişti…

Ki demek zorunda bırakılıyor…

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bürokrasinin ve rastgele bazı memurların yanlış ve keyfi uygulamaları vaki ki, onların yüzünden ekonomi nerdeyse çökmek üzeredir.

Bunların ahlaki çöküntüleriyle boğuşan bu millet artık ne yapacağını bilemiyor?

Derdini kime anlatacak?

Derdini anlatacak birini arıyor, ama bulamıyor.

Bazı belediyeler, özellikle Büyükşehir Belediyelerine atanan kayyumlar, mutlak bir keyfilik içerisindedir.

Onların keyfiyeti yüzünden, halk inim inim inliyor.

Bir mahalleye asfalt götürürken, diğer tarafa eski hal yaşatılmakta.

Soruyorlar birbirlerine.

Yolu yapılan köyün torpili var, siyaset ağır basıyor.

O filanca milletvekilinin köyüdür ondan.

Öbür taraftan bakıyorsun.

Halk büyük mahrumiyetler içerisinde yolsuz, susuz, camisiz ve imkânsız...

Trafik terörü zirvede yürürken, vatandaş o kadar bürokratik engellere takılıyor ki, şaşkın ve çaresiz!

Ne yaptığını bilmiyor.

Örneğin; tam 10 gündür bir vatandaş, bir iş makinesinin ruhsatını ve plakasını çıkarmaya çalışırken, bir türlü bürokratik engellerden kendini kurtaramıyor.

Adeta o trafik polisi, “Öküzün altında buzağı ararcasına” enva-i türlü bahaneler uyduruyor?

Hepsi de bürokrasinin antidemokratik engelleridir.

Peki, vatandaş ne yapsın?

Vatandaş diyor ki; “Eksiğim varsa, hepsini bir çırpıda iste. Taksitle isteyip bunu getir, onu götür ile benim işim bozuluyor. İş yapmaktan geri kalıyorum...”

Öbür taraftan bazı kum ocaklarına giden yollar, köylüler tarafından kesiliyor, vatandaşın çalışma özgürlüğüne engel konuluyor.

Efendim “Bu yolda duman çıkıyor, benim ürünüm bozuluyor, buradan geçemezsin” zorbalığını uyguluyor.

Ne yazık ki Valilik bunu görmüyor…

Trafik bunu görmüyor…

Jandarma bunu görmüyor…

Gören olsa da, bir şey diyemiyor.

Zira “vatandaş da haklı” diyor...

Çünkü ürün ekmiş, toz dumandan arındırılmış bir ürün elde etmek istiyor.

Ama ne fayda ki onu yakalayamayınca yol kesiyor ve iş kamyonlarını geri çeviriyor.

Peki, milletvekillerimiz nerede?

Valilik ne düşünüyor?.

Meçhul...

Öbür yandan kum kamyonu kum taşırken, aynen o bozuk yoldan dolayı ki asfalt olmadığı halde trafik polisi hemen yolunu kesiyor.

“Senin tonajın yüksek, al sana şoför efendi Dokuz bin Altı yüz lira ceza...”

Şoför efendi dizine vuruyor, dövünüyor ama iş işten geçmiş, ceza kesilmiştir...

Polis makbuzu kesti, bitti.

Diğer tarafa gidiyorsun.

Bazı vergi daireleri birçok işadamının şeref ve itibarını düşünmeden çok cüz’i bir vergi alacağı yüzünden holding dahi olsa tüm hesaplarına bloke koyuyor...

Git derdini Marko Paşa’ya anlat.

Vatandaş diyor ki;

“Yahu kardeşim, benim borcum yok.

Sen bu borcu nerden uydurdun, madem borcum var niye resmi yazıyla istemedin.

Çok cüz’i bir para için benim kurumsal hesabıma bloke koyamazsın… Ama koyuyor..”

Keyfiyet içerisinde, vatandaşın ticari itibarı sıfıra iniyor.

Vatandaş diyor ki;

“Ey vergi dairesi!

Sen borcunu resmen istedin de mi ben ödeyemedim…”

Yok...

Yani sözün kısası…

Her zaman söylediğimiz gibi…

Gerçekten, devlet içten vuruluyor…

Millette, inim inim inliyor.

Ve Hindistan’daki “Sağır Sultan” dahi bunun farkında olduğu halde, benim iktidarım kendi vatandaşlarına sahip çıkamıyor.

Peki, bu işler nereye kadar böyle devam edecek?

Bu soruya da cevap bulamıyoruz.

Bu köşede her zaman değindiğimiz, dile getirmek istediğimiz can alıcı konular bunlardır...

Ama ne yazık ki hala da sanki devletin bazı önemli kurum ve kuruluşlarının bünyesinde hükümetin işini laçkalaştırmak için, 2019’daki oyların mizansen gerçeğini düşürmek için, ellerinden geleni yapıyorlar…

Tıpkı, haşhaşiler gibi…

Hem de resmi kanallarla bu yapılıyor.

Bu bir hayali terör örgütü müdür yoksa?

Amerika’da CIA’nın gölgesinde yaşayan Fetullah Gülen’in kadrolarının hala mevcudiyeti midir?

Yoksa AK Partinin vurdumduymazlığı mıdır?

Erdoğan’ın misyonunu taşımayan birilerinin Erdoğan’ı halktan ayırıp yalnızlaştırma politikası mıdır?

Her ne ise; "Görünen köy kılavuz istemez!"

Var olan gerçek şudur ki, hükümetin ve iktidarın işinin düzgün gitmemekte olduğunu, “Sağır Sultan” dahi biliyor…

Ki duyuyor, işitiyor ve görüyor…

Ama birileri, "perdelemeyle" Erdoğan'ı yalnızlaştırma duvarını sinsice örmeye devam ediyor…

En derin saygı ve sevgilerimle…

  1. ADALET ADALET

    Bir de YÖKün Dicle Üniversitesine neden ambargo koyduğuna bir temas etseniz eminim Sayın Cumhurbaşkanının bundan haberi yoktur. Üniversitenin şahsında bütün bölgenin cezalandırıldığını YÖK bilmiyor galiba buradaki kalifiye elemanların diğer üniversitelere kaçtıklarını duymuyor galiba! kadrosunu alamayan profesörlerin, doçentlerin ve yardımcı doçentlerin buradan kaçtıklarını ve bir çok bölümün ya kapandığını veya kapanmak üzere olduğunu Sayın YÖK başkanı bilmiyor galiba !


Yorum Yap

Yazarın Önceki Makaleleri
İSTANBUL’DA KUDÜS ZİRVESİ!? | 14 Aralık 2017 Perşembe
SİYONİZM'İN HÂKİMİYETİ - MÜSLÜMANLARIN ZAFİYETİ! (III) | 12 Aralık 2017 Salı
SİYONİZM'İN HÂKİMİYETİ - MÜSLÜMANLARIN ZAFIYETİ! (II) | 11 Aralık 2017 Pazartesi
SİYONİZM'İN HAKİMİYETİ - MÜSLÜMANLARIN ZAFIYETİ! | 8 Aralık 2017 Cuma
GİZLİ DÜNYA DEVLETİ’NİN HÂKİMİYETİ, ABD VE İSRAİL!? (II) | 7 Aralık 2017 Perşembe
GİZLİ DÜNYA DEVLETİ’NİN HÂKİMİYETİ, ABD VE İSRAİL!? | 6 Aralık 2017 Çarşamba
Tüm Yazıları