Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

FETÖ HEYÛLASI İLE BU MEMLEKET NEREYE GİDER..?!

Evet sevgili okurlar!

Gerçekten ülke ve millet olarak “korkunç” bir süreçten geçiriyoruz..

Öyle ki, hemen her gün, Türkiye yeni bir güne merhaba derken; mutlaka vahim ve akla ziyan bir hadiseyle uyanmaktadır..

Olumsuzluklar, zinciri “halka üzerine halka” alıyor...

82 milyonun yedisinden yetmişine kadar; “varlığına ve yaşamına” kast eden; olumsuzluklarla yüz yüze geliyor...

Kirli ideolojilerle, benlik sömürgesi yapılıyor...

Çok vahim ve ucube mevzular; “millete ve devlete” esir düşürücü şekilde; dikte ediliyor..

Özellikle son dönemlerde sosyal medya üzerinden yapılan “kirli ve kasıtlı yayınlar” bize göre devletin terör örgütleriyle vermiş olduğu mücadelenin yanında; “solda sıfır” kalmaktadır.

Kasıtlı ideolojilere dayalı dayatmalar manen ve hükmen toplumumuzu rencide ediyor.

Ahlaken istila ediyor.

Sanki Türkiye’de hiçbir sorun yok!!.

Sanki, ekonomiksel sıkıntı yok,...

Sanki, piyasa ve iş dünyası “iflas” bayrağını çekmiş değil...

Sanki, Esnaf “kepenk” indirme noktasına gelmiş değil..

Sanki, işverenler “işçinin, çalışanın” maaşını anında ödüyor?

Hasılı kelam...

Sanki ülkede, “toplumsal bir buhran” yaşanmıyor..

Fakr-ü zaruret, ahlaki çöküntüler, vücut bulmuyor...

Ne yazık ki, bini bir para...

Her gün Türkiye genelinde en azından onar tane aile çöküyor...

Koca karısını öldürüyor..,

Kadın kocasını öldürüyor...

Baba, eşini, evlatlarını, “göz göre göre” katlediyor...

Evlat babayı, anneyi gözünü kırpamadan “kesiyor, biçiyor” öldürüyor.

Aile faciaları, artık sıradan mevzulara döndü..

Yetim kalan, çocuklar..

Öksüz kalan bebeler..

İşte tüm bunlar; silsile misali yaşanırken...

 Birileri; “her şey güllük gülistanlık mış” gaflet ve dalalet maskesiyle; olaylara bakıyor...

İşte bu; “ehliyetsiz ve liyakatsız” kervanlarına karşı ne demek gerekir.

İnanin kı, söylenecek söz bulamıyorum...

Bakınız...

Ahlaki çöküntüler diz boyu…

Uyuşturucu, fuhuş ayyuka çıkmış durumda…

Toplumsal çürümüşlük almış başını gidiyor…

Terör, şiddet alabildiğine “can” alıyor...

Suç ve suçlular artıyor...

Ne müeyyideler yeterli ne de cerimeler caydırıcı..

Tüm bunlar vuku bulurken..

Birileri varsa yoksa; “İslam’a” karşı bina dikmektedir..

İşte son günlerdeki; “ağızlarına” sakız ettikleri..

Tarikatlar, cemaatler, medreseler!...

Yani; İslam şiarına sahip oluşumlara karşı; “diş bileniyor?”

Deniliyor ki; “bunlarla mücadele” edilmesi gerekiyor...

Öyle ya; “yıllardır” yapıla gelinmektedir...

İlla ki “Türkiye’den bu cemaatler, bu tarikatlar, inançlı kesimler ne pahasına mal olursa olsun “silinip yok” edilmesi gerekiyor” diyen bir hain anlayış, yeniden kendine zemin yokluyor...

Ne yazık ki, aynı bu tarikatların, bu cemaatlerin alın terinden dökülen vergilerle bütçelerini, maaşlarını temin eden boş, kalitesiz piyonlar bu “hain planı” kurgulamaktadır…

Yıllardan beri, nerdeyse FETÖ Heyûlası ile Fethullah Gülen ve cemaatini aldatarak işleyebildiler ve bu sayede 17 – 25 Aralık gibi kepazelikleri meydana getirdiler.

Taksim Gezi olayları vs.....

Tüm bunlar yetmedi bu kez “15 Temmuz hain Başarısız Darbe Girişimi’ne” girdiler ..

FETÖ Heyûlasının gölgesinde, bu girişimde bulundular..

Ama, başaramadılar.

Çünkü bu ülkenin ve milletin büyük ferasetiyle; “alt” edildiler..

Halk, darbeye darbe yaptı..

Çünkü, devletin başında siyaseti çok iyi bilen, aklı, beyni, imanı yerinde olan bir devlet büyüğü vardı..

Ki o da Recep Tayyip Erdoğan’dı…

Böylesine oyun, mekir ve hilelerle “onu” alt edip, yenemeyeceklerini anlayanlar bu kez laikçilik ve Kemalist bir anlayışın perdesiyle yola çıktılar...

 Ve Türkiye’nin yegane varlığı olan ehl-i sünnet ve cemaatten müteşekkil tarikat ve cemaatleri hedef aldılar.

Evet!

Gerçekten Türkiye’yi çok tehlikeli zifiri  karanlık bir bataklığa sokmak isteyen bu hain, masonik kafaların daha ne zamana kadar düdükleri ötecektir diye de sormak gerakiyor!.

 “Bu tarikat ve cemaatler Türkiye’den kaldırılmasa iç savaş çıkacak” diye zırvalayan bir general ne yazık ki Türkiye gibi demokratik insan temel hak ve özgürlüğüne bağlı bir devletin bünyesinde varlığını sürdürebiliyor....

Yasa ve kanunları hiçe sayarak kendini yasa ve anayasanın üstünde görüp; “dem” vuruyor...

Ki yeniden, 28 Şubat’ları veya 15 Temmuz’ları ihdas etme planları içinde olduğu da açık ve nettir.

Doğrusu dünya tarihini kendi kahramanlıklarını yazdıran Türk Silahlı Kuvvetleri böyle darbeci kirli anlayışları bünyesinde barındırıyorsa milletin güvensizliğine sebebiyet vermiş oluyor.

Gerçekten geçmişlerimizden, kahraman o ecdatların evladı olarak bu tür hıyanet şebekeleriyle karşılaşmakta olduğumuza bu millet inanmıyor.

Ama ne yazık ki vardır.

Siyasilerimiz hangi partiden olursa olsun, özellikle bazı partilerin lider kadrosundaki şahsiyetler maalesef bir türlü bu milletin kültürüne, inancına, tarihine “sahip” çıkıp, cevap veremiyorlar.

Konuştukları her şey tahriften, saptırmalardan başka bir şey değil...

Dün Bilecik’te “738. Söğüt Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenlikleri” töreni vardı...

Burada konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin nerdeyse A’dan Z’ye kadar konuşmalarının tümünü, harfi harfine dinleyip izledik.

Selçukluları, Sultan Alpaslanları, Ertuğrul Gazi’leri anlatırken uzaktan yakından hiç alakası olmayan “saptamaları” millete anlatıyordu.

Sanki hiç tarih okumamış...

İslam’a inanmış, İslam kültürüyle Doğu Roma İmparatorluğu’nu yenmiş o Selçukluların, Osmanlıların, o büyük ecdadlarının İslamla yoğrulmuş hallerini ve kahramanlıklarını anlatmıyor...

Varsa yoksa, kupkuru bir Türkçülük milliyetçiliği ile “İslam” tarihini, anlatmaya çalışıyor...

Ne yazık ki, bu şahsiyette yıllardan beri bu partinin “liderlik” koltuğu üzerinde siyasi hayatını idame ediyor...

İslamsız bir Türk milletinin bekasını istiyor.

Bu sözlerini izlerken inanın ki “bu zatın hali perişanlığına ağlayalım mı gülelim mi” dedik.

İnsan bu kadar tarihi gerçekleri mecrasından saptırmaz.

Zerre kadar milletine, bu milletin ecdadına, tarihine, kültürüne, dinine, inancına saygısı olan bir insan bu kadar gerçekleri ırkçılık ve Turancılık anlayışıyla 82 milyon insanın karşısına çıkıp da anlatamaz.

Sayın Bahçeli lütfen, yalan söyleyen tarihi değil, yalan söylemeyen tarihi anlat.

Gerçekleri anlat ki bu millet sana inansın, güvensin.

Sen yıllardan beri kartlaşmış yanlış bir ideoloji uğruna bir partinin başına geçmişsin, sanki babanın mirasıymış gibi kimseye geçit vermiyorsun, gençlere de konuşma hakkı  da tanımıyorsun, konuşma hakkı da vermiyorsun...

Yaşın buraya kadar gelmiş!...

Hala da bir abdest suyu dahi yüzüne değmemiş bir insan olarak nasıl olur da Müslüman Türk milletinin tarihinden bahsedebiliyorsun.

Ertuğrul Gazi’lerin, Osmanlıların, Alpaslanların İslamsız bir hal hikayelerini anlatabilme cesaretini kendinde görebiliyorsun?.

Yazıklar olsun demekten başka bir şey diyemiyoruz.

 

***

 

Bakınız sevgili dostlar!

Deneyimli yazar Yusuf Kaplan “Yeniden tarih yapmamızı mümkün kılacak köklü kaynaklarımız kurutulmaya çalışılıyor!” başlıklı dünkü yazısında şöyle diyor:

“Şunu söylüyorum ve her zaman, her yerde de söyleyeceğim: Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket, başına ne geldiğini bilememesidir.

Belki felâketin bundan da büyüğü, bir toplumun önünü açması beklenen aydınlarının, fikir, bilim ve düşünce dünyasının temsilcisi öncü isimlerinin o toplumun başına gelen şeyin ne olduğunu bilemeyecek kadarzihnî felçleşme, entelektüel körleşme ve kültürel köleleşme yaşamaları ve celladına âşık olmalarıdır.

CEMAATLER, TARİKATLER MESELESİ VE ENTELEKTÜEL FELÇLEŞME

Cemaatler, tarikatler meselesi rastgele hortlatılmadı ve hiç bir zaman da kolay kolay bu ülkenin gündeminden inmeyecek böyle gidersek...

Cemaatler ve tarikatler meselesi, hem Türkiye’nin bekasıyla hem de geleceği, hem bölgenin hem de uzun vadede kürenin geleceğini Türkiye’nin belirleyebilmesinin imkânsız hâle getirilmesiyle ilgilidir.

Bu kurduğum cümle özür dileyerek söylüyorum- kolay kolay es geçilecek bir cümle değil!

Oysa Türkiye’de cemaatler meselesi, kriminal bir mesele, en fazla siyasî ve sosyal bir mesele olarak tartışılıyor. Türkiye’deki iki ana sosyolojik ve ideolojik eğilimin (laikler ve İslâmî kesimlerin) birbirileriyle sürdürdükleri iktidar mücadelesinin bir aparatı olarak ele alınıyor!

Sadece bu bile ülkenin yaşadığı entelektüel sığlığı, sefaleti ve felçleşmeyi gözler önüne sermeye yeter de artar!..”

 

***

 

Evet sevgili dostlar!..

Ne yazık ki, devletimizin en kutsal kurumu olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde, özellikle yakın tarihimiz boyunca böylesi ruhi kirlenmelerinden dolayı İslam düşmanlığı besleyen nice darbeci Kemalist, laikçi generalleri gördük...

Maalesef, tümüyle Cumhuriyet Halk Parti’nin batıl inancına hizmet edip Kemalist, laikçilik adı altında darbeleri hazırlamış 27 Nisan’ları, e-muhtıraları hazırlayanlar olarak karşımıza çıkmışlardır...

Bölgede PKK’yla gizliden gizliye dolaylı yollarla işbirliği yaparak terörü alevlendirmeye çalışanlar olarak gördük.

Bir medya grubu olarak yakın takibe aldık, baktık ki aynı bu felsefeyi taşıyan birileri Yahudi asıllı olup, halen Yahudicilik anlayışı içerisindedir...

Ama isim değiştirerek, pozisyon değiştirerek şerefli Türk Silahlı kuvvetlerimizin en üst makamına kadar gelebilmeyi başarmışlardır...

Yine İslam düşmanlığı besleyen hatta AK Parti’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığını, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını içine sindirmeyen anlayışa sahip generaller, olarak tarihe not olarak düşmüşlerdir...

Ki onlardan birisi de kızını bir İsrail Yahudisiyle evlendirmiştir.

Gerçekten bunlar hep birer soru işaretleri olarak “cevap” istemektedir...

Keşke birisi çıkıp da Türk milletine karşı bu şaibeleri “cevaplama” noktasında, sildirmiş olsaydı...

En derin sevgi ve saygılarımla…