Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ, YASALARIN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ?! (II)

Evet sevgili okurlar!

Dünkü sohbetimizde ifade etmeye çalıştığımız gibi dün olduğu gibi bugün de, Türkiye’de hukuksuzluğun, adaletsizliğin, diz boyu antidemokratik uygulamaların yaşanmakta olduğu, tartışılmaz bir gerçektir..

Ki, her şey aşikardır.

Her ne kadar siyasetin dili, ister muhalefet olsun, ister iktidar olsun ağzını açan; “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” diyorsa da!…

“Adalete ve demokrasiye bağlı, çağdaş muasır medeniyet seviyesinde yürüyen bir rejim var” diyorsa da!…

“Devleti yönetenlerin milli iradeye bağlı olduğunu, her platformda devletin çok önemli kurum ve kuruluşlarında uygulamalar silsilesi içerisinde yürüyen milli iradeyi temsil eden müesses bir nizam vardır” diyorsa da...

“Devlet tüm kurum ve kuruluşlarıyla milletle bölünmez bir birliktelikle içerisindedir.. Güç birliğine sahibiz” diyorsa da!...

Yani ağzı olan konuşuyorsa da; hakikat hiçte öyle değil…

Bilakis tam tersi; vahim bir durum söz konusudur...

Siyaset dilinin, yaşananlar karşısında söyledikleri tümüyle rastgele ifadelerdir..

Yani, toplumu idareyi maslahatla ikna etmeye dair bir dil kullanmaktadır…

***

Bakınız sevgili dostlar..!

Bugün meşhur 28 Şubat “Postmodern, BÇG darbesinin” 23. yıldönümü..

Öyle bir yıldönümü ki, milli irade tarafından seçilmiş bir Başbakan, iki tane generalin tehdidiyle alaşağı edildi...

Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’de “tehdit ve hakaretlerin” gölgesinde evine gönderildi..

Yani, “halkın iradesine” despotça “el konulan, al aşağı” edilen, tarihe kara leke olarak geçen skandalın sene-i devriyesidir bugün!..

Şöyle bir kaide, bir usul var..

Denir ki;

 “Kim ne yapmışsa hep yanında kar kalmıştır..”

İşte tarihte vuku bulan hadiselerin seyriyle halk deyimine dönüşen bu ifadenin ışığında yola çıkarsak, “meşhur 28 Şubat bin sene devam edecek diyenlerin” ne hazindir ki yaptıkları yanlarına kar kaldı..

Çünkü, “o sözleri” ne onlara “tevdi” edilebilindi, ne de hesap sorulabilindi?

Ne de “o bin yıl sürecek” anlayış yok edilebilindi?

Görünen o ki, “bin sene değil, kıyamete dek” o tarihi sözler(!) kendini idame etmeye devam edecektir...

Zira 28 Şubat’ın o baskıcı postmodern hareketinin “anlayışı” hala kendini diri tutuyor..

BÇG’nin uygulamaları “yer yer” varlığını gösteriyor...

Hep derim, her kim BÇG’yi kurmuşsa, 28 Şubat’ın zihnini savunup onu kollamışsa, İstanbul Gezi olaylarını da onlar ayarlamıştır, 15 Temmuz Başarısız Darbe girişimini de onlar planlamışlardır..?

FETÖ'yu da onlar örgütlemişlerdir..

Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Ve aynı örnek aynı girişim yavaş yavaş “saman altından bugün de su yürütürcesine” gizliden gizliye faaliyet içerisinde bulunuyor...

Geliyorum, “hissini” uyandıran mesajlar veriyor..

Sonuç itibariyle sözü şuraya getirmek istiyorum..

Gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devleti milli iradeye, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, insan temel hak ve özgürlüğüne, tarihine, kültürüne bağlı bir devlet olmuş olsaydı…

Ve bu minvalde devlet yapısını oluşturmuş olsaydı, bugün o 28 Şubat’ı uygulayan BÇG grubu denilen yapının aktörleri, elini kolunu sallayarak, rahatlıkla dolaşmazlardı?

Dolaşamazlardı, faaliyet içerisinde bulunacak zemin, elde edemezlerdi?

Tehditler savuracak güçleri bulunmazdı?..

Ne yazık ki, öyle değil...

Çünkü onların yaptıkları yanlarına kar kaldı.

Geniş kapsamlı düşünürsek..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, eğer ki milli olmuş olsaydı, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, insan temel hak ve özgürlüğüne bağlı olsaydı...

Ve bunu halkıyla, kamuoyuyla bütünlük içerisinde, inanmış ve ikna etmiş bir zihinle varlığını ifademe etseydi, bugün Cumhuriyet Halk Partinin “anlayışının” varlığı söz konusu olmazdı?

Çünkü bu parti tarih boyunca kurtarıcılık, çağdaşçılık, Cumhuriyetçilik, Laikçilik, Sekülarizm, Kemalizm gibi kavramlarla kendini buraya kadar getirmişse; demek ki burada bir zafiyet vardır..

İşte bu zafiyet karşısında, hala varlığını gösteriyorsa,  bravo dememiz gerekir...

Nitekim, BÇG, Postmodern, 15 Temmuz gibi darbe hareketlerinin devam edegelmesi tümüyle CHP anlayışının geçerliliğini ortaya koymaktadır..

Devletin önemli kurum ve kuruluşlarının, ister yasama olsun, ister yürütme olsun, ister yargı olsun, hukukun üstünlüğüne bağlı “net bir” görüntü veremiyorlar?

Eğer hukukun üstünlüğüne inanmış olan bir güç bünyesinde var olsaydı; “terör odaklarının” varlığı olmazdı?

Bırakın terör odakları, terörün esamisi okunmazdı..

Ama bakıyorsun ki, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 28 Şubat’taki skandallar zincirinin yaşandığı gibi bugün yine aynı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da skandallar devam ediyor…

AK Parti iktidarına rağmen PKK terör örgütü gibi DEAŞ veya PYD unsurları bu bölgede hala cirit atıyorlar?

***

Özellikle, 28 Şubat’taki Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin uyguladıkları yargılama şekli bugün ne yazık ki Diyarbakırımızda görmekteyiz...

İş Mahkemeleri’nin uyguladıkları skandal yargılama şekli "akla ziyan…"

Aynen devam ediyor...

Zira o günlerde Devlet Güvenlik Mahkemeleri başında bulunan Cumhuriyet Başsavcıları ve bazı mahkemelerin hakimleri Diyarbakır’da adeta PKK ve HADEP uzantısı gibi Baro’nun bazı mensupları tarafından ne yazık ki oyuncak haline getirilmişti.

PKK’yı savunan avukatlar silsilesi Adliye kapısında sıraya girmişlerdi.

Ama mağdur, PKK’dan zarar görmüş ve şikayetini bile dile getiremeyecek kadar aciz hale konulmuş vatandaşlar avukat bulamıyordu ki; hakkını savunabilsin…

Çünkü her babayiğit hakimin ve savcının ve avukatın harcı değildi o mağdur, mazlum, zarar görmüş insanları; mahkemelerde savunabilmek!...

Yine devletin yanında yer alıp, mağdur, mazlum, güçsüz vatandaşların hakkını hukukunu savunan bu bölgede, bu ilde medya grubumuz olmuştu.

Tıpkı bugün de nerdeyse aynı o günkü hali yaşamakta olduğumuzu görüyoruz.

Biz yıllardan beri burada istihdam yaratan, iş gücümüzle işsizliği ortadan kaldırmaya çalışan yatırımcı kuruluş olmamıza rağmen bugün aynı ızdıraplar içerisindeyiz.

Zira çalıştırdığımız insanların yüzde altmışı, yetmişi kötü niyetli olup, sebepsiz yere zengin olma vurgunu peşinde olduklarını tespit etmiş durumdayız.

Bunu da istismar ederek bir fırsat yakalama düşüncesiyle yola çıkan aynı Baro’nun bazı HDP’li veya KCK yandaşları avukatlar, dağdaki teröristlerin ailelerini kandırarak hatta cebinden mahkeme masraflarını vererek aleyhimize açtıkları davaların haddi hesabı yok...

Keza bizim gibi işveren, istihdam yaratan birçok iş adamları da aynı ızdırap içerisindeler.

Buna da eyvallah mı diyelim…

Sebepsiz yere zengin olma fırsatı peşine düşen bu tür insanların mal bulmuş mağribi gibi çalışıp para kazanma ve devletin yanında bulunan iş çevrelerini iş yapmaktan bıktırma hareketini yaparken ne yazık ki Cumhuriyet Halk Parti’den miras kalan ve Devrimci Sendikaların eseri olan İş Kanunlarının yanlı tarafını kullanarak İş Mahkemeleri’ni ve hakimlerini yanıltmak maksadıyla çok kötü ve antidemokratik mezalimleri uyguluyorlar.

Ne yazık ki bu tür kirli girişimlerin İş Mahkemeleri ve Devletin bazı hakimlerini rahatlıkla yanıltarak kendi tarafına çekiyor olmaları çok düşündürücüdür...

Hukuk skandalı diye nitelendirilmektedir.

Yaşananları içlerine sindiremeyen bir çok vatandaş ve yatırımcı, “bu skandal mezalime artık yeter” demeye başladı..

Ki Adalet Bakanlığı’na bu mahkemelerin gözlemlenmesi için; müracaatlarda bulunmak zorunda kalıyorlar.

En derin saygı ve sevgilerimle…

Hayırlı Cumalar..