Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

İSLAM DÜNYASININ BAŞ BELASI DEMOKRASİDİR...

Evet, sevgili okurlar.

Her zaman bu köşemizde sizinle yaptığımız sohbetlerin amacı elbette ki memleket meselelerini mülahaza etmektir…

Güncelliğini koruyan olayların "iç yüzünü" deşifre etmek..

Ve tabi ki, kamuoyuna olup-biteni yansıtabilmektir…

Demokrasi…

Kavram itibariyle, içimize ithal edilmiş ama hiçbir zaman bizlere mal olmamış bir kavram!..

Yunanistanlıların çok eskiden beri kullanmış olduğu bir kavram; demokrasi!…

Yani, "Halkın iradesi" demektir...

Ki "kral veya derebeylik, zorbalık" gibi yönetimler milletleri ezmesin…

Sözde milli adalet, milli irade ve mutlak temsiliyet manasını taşıyan demokrasi, İslam Dünyasına ve Türkiye’ye giydirilmiş dar bir gömlektir.

Çünkü, Hürriyeti kısıtlamak demektir, insanın temel hak ve özgürlüğüne pranga vurmak demektir.

İnanç özgürlüğünü yok etmek demektir.

İslam ülkeleri demokrasi kavramına biat ederek insanların, inanç, düşünce ve fikir üretmesinin, konuşma özgürlüğünün elinden alınmasıyla; aslında "İslamı safdışı" bıraktılar...

İslam değil, demokrasi tercih edildi…

Tabiri caizse "ilahi kanun" gözardı edilerek, milletin gerçek hürriyeti yaşamasının stratejisine duvar örüldü..

Engeller oluşturuldu..

İslam dünyası neredeyse demokrasinin yanlış ve batıl uygulamasıyla mutlak bir zillet ve meskenet içine alınmış durumda.

Demokrasi demek; mutlak bir milli hakimiyet demekse de, İslam dünyasında esamesi okunmuyor..

Yok..

Ki uygulama şekliyle, eşi benzeri yok!…

İslam ülkelerinde hakikat şu olmalıdır ki; milli hakimiyet "İslam Hakimiyeti" olması gerekir…

Ama nerdeee diyeceksiniz?

İşte, Suudi Arabistan…

Kral ailesinin tasallut ve hegemonyası altında…

Diyebilir misiniz ki, "hürriyet-i İslamiye" var?

Maalesef… Ne gezer?…

Keza tüm Ortadoğu'daki İslam devletçikleri de!!…

Dışardan ithal edilmiş piyon liderlerce yönetilmektedirler…

O liderlerin, milletlerine hangi demokrasiyi uyguladıkları orta yerde?

Kör bir taassubun hakimiyeti söz konusu..

İngiltere’den ithal edilmiş yasalarla yönetiliyor..

Yani Haçlı Emperyalist ülkelerden ithal edilmiş zorbaca kanunlarla yönetilen İslam ülkelerinden hangisi, bugün mevcut durumundan memnun?

Ya da sağlıklı bir milli irade hakimiyeti var?

Ne mümkün?

Tümüyle büyük bir kirlenmenin içerisinde bulunuluyor..

Ne hazindir ki; demokrasi denilen kavram kirli fikriyatların üstünü örtmeye yönelik bir şal olarak kullanılmaktadır…

Bunun için diyoruz ki  Demokrasi İslam dünyasının başına püsküllü bir bela…

Yerinde kullanılmayan bir demokrasi var..

Ve bu demokrasi de, İslam dünyasının başına, asırlardır "bir baş belası olarak" hüküm etmektedir.

***

Mutlak hürriyet ve mutlak adalet Kur’an’ın hükmü fermanında çağlar üstü ilahi bir kelamda; aranılması gerekir..

Zira, Kur’an adaletine göre masum bir insanın hayatı, tüm beşerin hayatı kadar önemlidir…

Çok büyük bir kıymet taşır.

Bütün beşeriyetin kurtarılması, kurtuluş çaresi bir insanın kanında bile aranmaz.

Bir insanın kanı tüm beşeriyetin varlığına bedeldir.

Onun için Kur’an bize diyor ki;

"Kim bir insanı (suçsuz yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir."

Ama sözde demokrasi ile yönetilen ülkeler, özellikle İslam ülkeleri…

Türkiye, Suriye, Arabistan, Mısır gibi ülkelerde Osmanlı hilafetinin dağılışı sonrasında "masum insanların kanı oluk oluk akıtılmaya" başlandı.

Ve halen de acımasızca kan akıtılıyor.

Türkiye başta olmak üzere içinde kan akıtılan bu ülkelerdeki rejimin adı demokrasidir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ‘’Hakikat Çekirdekleri’’ isimli eserinde şöyle diyor;

"MEVCUDİYETİMİZİN HAMİSİ OLAN İSLAMİYETTEN ELİNİ GEVŞETME, DÖRT ELLE SARIL, YOKSA MAHVOLURSUN. YOKSA YOK OLUP GİTMEYE MAHKUMSUN "

Gerçekten İslamiyet’in bulunmadığı yerde başka odaklardan ithal edilmiş demokrasi kavramı sadece göz boyamadan ibaret olur.

Hele hele ‘’Laikçilik’’ kavramıyla kendini var eden bir ülke, kökten fesat ve bozgunculuk tuzağı içerisindedir...

Bu itibarla Üstad Bediüzzaman Hazretleri diyor ki;

"Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır."

***

Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri şunu ifade etmektedir…

"Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır..."

İşte bu olmayınca demokrasi ve adalet adına zulmün ve mezalimin başına adalet külahı geçirilmiş olunuyor…

Hıyanetliğin adını da "hamiyet" koyarlar…

Yani; adaletsizliğin ve zulmün vücuduna; "Adaletin" sözde libası giydirilir…

Ve akabinde; İslam’ın ana hükümleri bir bir "ortadan" kaldırılmaya çalışılır..

Ki yıllar yılıdır; ülkemizde bu zihniyetin mekanizması işlemektedir…

Bu da Milletle ters düşmek demektir.

Riyakarlıktır.

Tabi ki, Milli iradeyi hiçe saymaktır.

Bir memleket, kötü sesleri ve çatlak bağırışları önlemediği müddetçe; o memleket hiçbir zaman doğruyu, güzelliği yakalayamaz.

Sonuç kesinlikle kargaşadır…

Terör odaklarının bataklığıdır..

Ki bu bataklığa düşmekten hiçbir zaman o ülke ve yönetimi kendini kurtaramaz!…

İlla ki düşer..

***

Evet, sevgili okurlar.

1950’lerden sonra yani tek parti şeflik döneminden sonra…

İsmet İnönü’nün uyduruk zafer ve kahramanlığından sonra..

Dikkat ederseniz;

Türkiye neredeyse hep muhafazakar ve demokrasi ile yönetilegelmiş gibi görünür ise de hiç de öyle değil….

Nitekim, yürürlükte olan uygulamalar, aynı devrimci ve darbeci anayasa gölgesinde yapıla gelmiştir.

Bu hal, hala da devam etmektedir..

Ki devam edecek gibi!…

Bize göre; bizim yöneticilerimizin artık her şeyi "çıplak ve net bir bakışla, görüp, tarihsel bir düşünmenin" gayretine girmesi gerekir…

Güzel hayata lezzet vermeleri için!…

Onun için diyorlar ki; güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen de hayatından lezzet alır.

Diyeceksiniz ki..

Eskiden beri İ-lahi Kerimetullah ve bekası ve milli varlığımızın idamesi için çalışılıyordu ki, bugün de aynı tempoyla çalışma anlatılıyor ve düşünülüyor.

Ama o malzeme yok.

Kelimetullaha olan tevhid inancını yüceltmek ne yazık ki kalmadı.

En derin saygı ve sevgilerimizle..