Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

KADINA ŞİDDETİN İSLAMDA YERİ VAR MI?!!

Evet sevgili okurlar!

Malumunuz üzere; 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiş.

Yani sadece yılın 365 gününden “bir gün mü Kadına yapılan şiddet uyarısı” yapılıyor.

364 gün şiddete karşı sessiz sedasız günler olarak geçiyor, herhangi toplumsal bir infial yok, bir karşı çıkma yok, ses seda yok yani!.

Şiddete karşı yılın bir günü yani 25 Kasım günü “tepki ve karşı çıkma” olarak belirleniyor..

İnsanlarda bu günde şiddete karşı çıkıyor, uyarılıyor..

Bize göre bu da Aileden Sorumlu Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bir yanlış tespitidir ve yanlış bir uygulamasıdır.

Bize göre sadece bir gün olarak şiddette gösterilen tepki anlayışı, gaflettir, zillettir ve dalalettir…

Yalnız bir gün değil yılın tüm günleri, hayatın tüm akış evrelerini içeren şiddet menfurdur..

Herkesin nefret etmesi gerektiği gibi lanetlemelidir de...

Zira kadına yapılan şiddet gerçekten ne insanlıkta yeri var, ne de İslamda yeri var…

Ancak ne var ki; yüce İslam dininin göstermiş olduğu yol paralelinde yapılan muamele, işlemden başka hiçbir uygulama kadınla erkek arasındaki kavgayı önleyemez…

Ve erkekten gelen şiddeti de hiçbir zaman durduramaz.

Her şeyde olduğu gibi bunda da sembolik olarak resmi dil zaman zaman bazı şeyleri gösteriyor ve milletin dikkatini üzerine çekiyor.

Bize göre o da siyasi bir reklamdan başka bir şey değildir.

Kadının fıkhi meselelerde belirtildiği gibi eşi tarafından nafaka temini şart ve elzemdir.

Kadını başka yerlerde çalıştırıp, onun alın terini yemekle bize göre manevi ve hükmü şiddet buradan başlamaktadır..

Kadının, ailenin bir temel taşı olma hali unutulup bir emtia gibi kullanıp elin yabancı erkekleriyle baş başa bırakıp, “sen çalış ben yiyeyim, nerden getirirsen getir” gibi batıl ve yanlış edepsizlikler manevi şiddetin birer örnekleridir.

Kadın da kendi hürriyetini kendi elinde tutup, kendi kendine zemin hazırlayıp, tek başına hedefini seçmekle kocasını “Minnetin dağ başına” dercesine çalışıp da “Ben kazanıyorum, ben yiyorum sana ne!” aşırı bir özgürlük hayalini kendinde görüp kocayı dinlemezse ve varsa çocuklarını koruma yerine başkasına teslim edip 24 saat dışarıda kalan kadından herhangi bir şey beklemek bize göre yanlıştır ve baştan başa bir şiddettin alevlenmesidir…

Hem şiddet, hem de nefreti oluşturan, aile bağını yıkan temel unsurdur, tüm felaketlerin de başıdır.

Bizim Osmanlı’dan, daha doğrusu 1000 yıllık bir tarihi kültürümüzden gelen gelenek ve göreneklerimizin tersine günümüzde uygulanmakta olan haller aile birlikteliğini tarumar etmektedir..

Aile terbiyesini koruyamayan haller olduğundan dolayı şiddeti davet eden temel etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Oysa ki koca, kendi başıyla bir yoldan gitse, kadın ve çocuklarının nafakasını temin etmezse, çalışmayıp da kadından bir gelir temini beklemekle yaşayan bir kişi hiçbir zaman aile reisi olamaz...

Çünkü o kişi, aile içindeki kavganın ve şiddetin temel etkenlerinden birisi olmuştur..

Nitekim günümüzdeki yaşanmakta olan haller bunu gösteriyor.

Ailesini, çocuklarını başıboş bırakıp serserice sigarasından tut, içkisine kadar, kumarına kadar çarşı pazardaki yanlış işleri yapmalarına kadar, bir dizi “ahlak” dışı faaliyetler de bulunuyorsa...

Ve kadın da, bir başına evde kalıyorsa, burda aile diye bir kavrak kalmamış demektir..

Çünkü o kadın, eve gelmeyen o eşten bir hayır gelmeyeceğini bildiği için elbette ki isyan eder ve koca da o isyana karşı kurtuluşu şiddet uygulamakta görür.

Bu da yanlıştır, ailenin yıkılışına temel nedendir.

Başta söylediğim gibi, İslam terbiyesiyle, İslam ahlakıyla bin yıllık geçmişimizi, aba ecdadlarımızı örnek gösteren “aile müessesi” paralelinde bireyler bütünlük sağlarsa, hiçbir zaman şiddetin vuku bulacağına inanmıyoruz.

Çağdaş (!) bir yaşam tarzını seçen kadın olsun, erkek olsun hiçbir zaman aile bağını pekiştiremeyeceği gibi, kavga ve şiddetten de kendilerini arındıramazlar..

Her daim, şiddete davetiye çıkarırlar.

Şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum.

“Medeniyet, çağdaşlık, muasırlık” demek kadınla erkeğin ayrı hayat tarzını belirlemesi, ayrı bir hayat tarzı içerisine girmesi demek değildir.

Bu şekilde biçimlendirme de şiddete ve aile arasındaki teröre davetiye çıkartır...

Bunu önlemek de Aileden Sorumlu Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na düşmez!...

Çünkü istese de bunu temin edemez.

Tüm söylemler, yalandır, uydurmadır,..

Lakin, bakanlık ailelere bir şey verilmediği gibi, şiddeti önleme gibi faaliyetleri de samimiyet içermiyor..

Ama neyse, dostlar alışverişte görsün misali resmi dil bunu kullanmakta kendine fayda görüyor.

En derin sevgi ve saygılarımla…