Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

SIRR-I İLAHİ Mİ, HİKMET-İ HÜKÜMET Mİ?! (II)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımızın ana çizgileri doğrultusunda bugün yine aynı o tarzda yıllardan beri ülkemizde olup bitenlerin başuçlarından bazı ifade ve cümleleri kullanarak, siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyoruz.

Zira dünkü yazımızın okur potansiyeli yalnız internet üzerinde nerdeyse 60 bine dayandı.

Gerçekten, meseleler çok derin.

Büyük sorunlar çoğaldıkça çoğalıyor.

Yumak haline gelmiş durumda.

15 yıllık bir AK Parti iktidarı ne kadar çaba gösteriyorsa da bir türlü sonuç alamıyor.

Milletin yıllardan beri çok iyi niyetle AK Partiye bakması, unutmayalım ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzü suyu hürmetinedir.

Yoksa AK Partinin bünyesindeki oluşa gelen çok önemli yanlışlıkların varlığı gözlerden kaçmıyor.

Başbakanımız, Bakanlar Kurulu üyeleri, her platformda yapmış olduğu konuşmalar, AK Partinin ilk çıkan konuşmaları değil, yani Erdoğan’ın Başbakanlık döneminde halka karşı vermiş olduğu intiba değil…

Adeta Demirel’in eski Doğru Yol’u veya Mehmet Ağar’ın eski Doğru Yol’u misyonunu taşıyor desek yerinde olur.

Veya Turgut Özal’ın ANAP’ı Mesut Yılmaz’a teslim etme dönemi gibi siyaset kulvarında yürüyen AK Parti, halkın kesinlikle dikkatinden kaçmıyor.

Bu halk nereye giderse gitsin, hangi platformda bulunursa bulunsun, her şeyden evvel İslamiyet’le yaşamak istiyor.

İslamsız bir dava bu ülkede söz konusu olamaz.

Yıllardır, herkes çıktı telaffuz itibarıyla İslam’ın çok güzel ana kavramlarını kullandı.

Ama amel ve eyleme gelince tam tersini yaptılar.

Ve halk bunlara “siyasi münafıklık” damgasını bastı, bazıları masonlukla itham etmek zorunda kalındı.

Bazılarını da yolsuzluk, rüşvet vs. vs. ile…

Ama Erdoğan’ın Başbakanlığı sırasında dev adımlarla yürüyen bir parti, gerçekten halkın ümidi haline gelmişti.

Fakat üç senelik bir fetret devri diyelim…

AK Parti gerilemeye düştü, gerisin geriye doğru hala da yürüyor.

İşte halk, gerçekten bunu merak ediyor.

Bazı tutarsızlıklar söz konusu.

Bu tutarsızlıklar, halkı adeta ümitsizleştiriyor ve merak konusu oluyor.

Dünkü yazımızda kaleme aldığımız çok önemli konular, can alıcı sorular durumundaki konulardı.

Kamuoyu merak ediyor.

Şimdi tüm bunlara rağmen, halk der demez bu tür tutarsızlıklar veya vurdumduymazlıklar mı diyelim…

Dünkü devlet tarihinde tescilli suç işleyen, bugün kalburüstü halde görünüyor.

Bilakis devletin 27 Nisan e-muhtırasından sonra, eski AK Partinin ruhunu sanki yaşayamıyor gibi geliyor.

27 Nisan e-muhtırasını imzalayan dönemin Genelkurmay Başkanı masonluğuyla bilinen ve Yahudi kökenli Yaşar Büyükanıt, muhtıradan kısa bir süre sonra Dolmabahçe’de dönemin Başbakanı Erdoğan’la üç buçuk saat gibi uzun bir süre konuşmuştu.

Bize göre bugün gün yüzüne çıkan bazı tutarsızlıklar sanki Yaşar Büyükanıt’ın o günkü vesayetleri gibi görünmeye başladı.

Bilindiği gibi Türkiye’deki gündemi e-muhtırasından Taksim Gezi Parkı olayları oluştu, sonra 17-25 Aralık operasyonları oluştu, bununla da yetinmedi 15 Temmuz 2016 gecesine dönüştü.

Büyük, kanlı bir darbe girişimi ile 250 masum insan, şehit oldu.

Elbette ki bunlar tümüyle silsileli olarak ta 28 Şubat’taki olup bitenler de dahil olmak üzere, hepsi FETÖ terörü tarafından organize edilmiş, gerçekleştirilmeye çalışılmış.

Türkiye’de adeta hangi taşı kaldırsan, FETÖ oradan çıkıyor ve parmak izleri görünüyor.

FETÖ de bunu kemal-i memnuniyetle kabullenmiş, hatta beyanatlarıyla da kendini ele vermiş durumda.

Ama bunun yüzünden Türkiye’de bu iki yıl içerisinde nice aileler yıkıldı, nice ocaklar söndürüldü, nice masum insanlar hala da hapislerde inim inim inleyenler var.

Ama FETÖ kendi ekibiyle birlikte Pensilvanya’da günlük talimatlarını ya CIA’den alıyor, ya da mevcut medyanın tarihi düşman olan bugünkü dost kalemşorlarından alıyor.

Niye bu tabiri kullanıyoruz?

Çünkü bu medyanın kalemşorları nezdinde dünün FETÖ’sü, bugünün Fetullah Gülen Hoca Efendi’si olmuştur.

Ne yapıp yapıp, Erdoğan’ı yok etme fırsatı ve imkânları onda aranıyor ve o da ahmakça kabulleniyor ve Erdoğan’ın yok olma ümidini yaşıyor.

İşte bu nedenle diyoruz ki;

Hükümet gerçekten FETÖ’ye bağlı olan bazı kesimlerdeki insanları adeta dokunulmazlık zırhına sokmuşlar.

Çok yakın ve ticari hayatlarında dahi ortaklık yapanların varlığı söz konusu.

Ama yıllardan beri AK Partinin fazilet ve kereminden faydalanıyor, nimet ve imkânlarından nemalanıyor.

Muhafazakârlıkla uzaktan yakından alakası olmayan, ahlaki çöküntüler içerisinde bulunanlar, önemli makam ve mevkilere alınıyor.

Bu tescilli bir olaydır.

Arşivlerimiz bu iddialarımızı kanıtlamaktadır.

Ama öbür taraftan adeta “At izi, it izine karışıyor”.

Masum insanlar, FETÖ’yle uzaktan yakından alakası olmayan, ama hasbelkader bir zamanlar sohbetlerinde bulunmuş, faiz ve tefecilik mekânı olan bankasına para yatırmış veya çocuğunu okullarına göndermiş…

Bu insanların bugün başı belada…

Halkın merak saikası dolayısıyla iki günden beri başlık olarak kullandığımız; “SIRR-I İLAHİ Mİ, HİKMET-İ HÜKÜMET Mİ?!” diye bu çelişkileri kamuoyu adına siz değerli dostlarımızla paylaşmak istedik.

Gerçekten Cumhurbaşkanının sözünü dün de ifade ettiğim gibi altın harflerle yazılmalıdır ki; “At izi, it izine karıştı”.

Zira toplum öyle bir hal almış ki milletin fikrini, düşüncelerini teşviş edip belirsizlikler içerisine sokarak, kimsenin ne düşündüğünü, ne söyleyebileceğinin farkında olmadığından dolayı, bu halk bir türlü yönünü tespit edemiyor.

Zira bozguncu, fesat unsurlar kilit noktalarda bulundukça bulunuyor.

Ve devleti de milleti de yalakalık edebiyatıyla yönlendirmeye çalışıyor.

Bundandır ki Bediüzzaman Hazretleri diyor ki;

“Hiçbir müfsit, ben müfsidim, bozguncuyum demez. İlla ki kendini daima suret-i haktan gösteriyor, yaptığı kirliliği görmüyor ve yanına kar kalıyor.”

İşte bu, toplumsal bir endişemiz olmalıdır.

En derin saygı ve sevgilerimle. 


Yorum Yap

Yazarın Önceki Makaleleri
SİYASET, MİLLİ BİR SİYASET OLMADIKÇA?! | 22 Kasım 2017 Çarşamba
“İSTİKLAL VE İSTİKBALİMİZİ TEHLİKEYE ATMAYACAĞIZ”!? (II) | 21 Kasım 2017 Salı
“İSTİKLAL VE İSTİKBALİMİZİ TEHLİKEYE ATMAYACAĞIZ”!? | 20 Kasım 2017 Pazartesi
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (V) | 17 Kasım 2017 Cuma
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (IV) | 16 Kasım 2017 Perşembe
TOPLUMSAL DEJENERASYON!? (III) | 15 Kasım 2017 Çarşamba
Tüm Yazıları