Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TOPLUMSAL BİR RUH ÜSTÜNLÜĞÜ..!

Evet, sevgili dostlar.

Söz'e, Ramazan'ı Şerifinizi tebrik ederek başlamak istiyorum.

Malum, dün gece sahura kalktık..

Niyet ettik…

Bugün de Oruç ayının ilk günündeyiz...

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu "cehennemden" kurtuluş olan bu zaman dilimi "amel defterimize" hayırlara vesile olur, temennesiyle!..

Ramazan-ı Şeriflerinizi tebrik ediyorum..

***

Gelirsek, bugünkü sahbetimize!...

Bilindiği üzere iki gün üst üste sohbetimize başlık olarak kullandığımız “SİYASİ NİFAK SÖMÜRÜCÜLÜKTÜR, BASKIDIR VE TOPLUMSAL YIKIMDIR!” ifadesi gerçekten siz değerli okurlarımız arasında çok büyük ilgi gördü.

Ve bizi arayan dostlarımız gerek mail ve gerek telefon yoluyla tebriklerini ilettiler.

Hiç kuşkusuz ki...

Yakın tarihimizdeki uygulanmakta olan siyaset, A'sından tutunda B'sine kadar, yani cumhuriyetin kuruluşundan günümüze dek gelen giden iktidarlar hep birbirini taklit etmiştir, birbirinin çizgi ve yörüngesinden çıkmamıştır.

1960’lardaki ihtilalci, darbeci İsmet İnönü’nün CHP’si ve hatta daha önceki tek parti şeflik ve dipçik dayatması ile nam alan CHP’nin siyaset kulvarındaki uygulaması ne ise inanın sevgili dostlar, Demirel’in Doğru Yol Partisi de aynı kulvardaydı.

Sadece kılık kıyafet değiştirmek şartıyla yol almıştı.

Turgut Özal’ın, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı da aynı rotada yol aldı…

Günümüzdeki AK Partinin de aynı "rotada" yol aldığı hali inkâr edilmez gerçekler arasındadır.

Hemde muhalafeti partileriyle beraber..

Eski tas eski hamam misali..

Zira topluma kazandırılması gereken demokratik hukukun üstünlüğünün yanı sıra toplumsal bir ahlakın varlığı söz konusuydu.

Gençlerin, özellikle okumuş olan gençlik potansiyeli, keşke milli bir potansiyel olarak Kur’anın gölgesinde yaşamış bir ruh üstünlüğüne sahip olmuş olsaydı…

Hiç tartışmasız ki, ülkemiz bugün bu hali yaşamayacaktı.

Onun için bugünkü yazımıza başlık olarak “TOPLUMSAL BİR RUH ÜSTÜNLÜĞÜ!” ifadesini kullandık…

İşte bu çerçevede sizinle günümüzdeki toplumların ne kadar ruhi çöküş ve bunalım içerisine girmiş olduğunu paylaşmak üzere bugünkü yazıyı kaleme aldık…

Kur’anın gölgesinde yaşayan bir ruh üstünlüğünü yakalaması gereken toplum, ne yazık ki bugün o maharette değil..

Pek de rastlanılmıyor..

Varsa da azınlıkta kalmış durumda.

***

Eğer ki, İslam dünyası, itikada dayalı gerçek İslam ruhunu yaşamış olsaydı, inanın ki bugün yeryüzünün en azından üçte birini kapsayıp, o toplumları kurtarmış olacaktı?

Ama heyhat!...

O ruhun üstünlüğü, okumuş gençlik potansiyelinde bulunmadığı ve yaşatılmadığı için, her şey geri tepmiştir…

Dün olduğu gibi bugün de!...

Çünkü, uygulana gelen siyaset, tamamıyla güdümlü olup haçlıların getirmiş olduğu emperyalist dayatmanın gölgesinde, kendini idame etmiştir…

Ne yazık ki, ülke yönetimleri de aynı kulvarda yol aldıkları için; bir İslami ruhun varlığından bahsedilemiyor… Ki edemeyiz de!…

İşte hal-i vaziyetimiz...

Gün geçmiyor ki yazılı medyanın manşet ve sürmanşetlerinde iğrençlikleri anlatan, vukaatlardan söz edilmesin!…

Evlat, babayı öldürüyor.

Baba, evladı öldürüyor.

Kız, annesini kesiyor, boğuyor.

Kadın, kocasını öldürüyor.

Koca, karısını sokakta bıçaklıyor ve silahla infaz ediyor.

Nice aileler yok olup gidiyor..

Bakınız bugünkü Diyarbakır Söz'ün manşet haberi, haftasonu Diyarbakır'da yaşanan hadiseler toparlanmış..

Atılan başlık, "buhran geçiriyoruz..!"

İntihar mı?

Silahlı kavga mı?..

Ne derseniz yaşanmış..

Ki sadace 48 saat içerisinde, kaç vakıa!…

***

Yaşanılan "toplumsal travma" şunu gösteriyor...

Demek ki toplumu bu hale getiren etkenlerin sermayesi, sadece para pul, ekonomik sermaye değildir...

Etkenlerin asıl sermayesi; Ahlaki sermayedir…

İlmi ve Kur’anın gölgesinde yaşama sermayesidir…

İşte O da olmayınca toplumun varlığından, benliğinden, yaşam kültüründen, felsefesinden bahsedilemez...

Fiziksel olarak var olma hal görüntüsü hasıl ise de mana değeri ne yazık ki yoktur...

Zihni de, fikri de, yaşam ahlakı da tümüyle ekonomiksel olur, tümüyle ABD’nin dolarlarına endeksli olur?

Dünyanın çağdaş bir iğrenç ahlaksızlığına sahip olan bir ABD haçoları, ne yazık ki İslam dünyasının üzerine hegemonyasını sürdürürken, kendi iç ahlaki çöküntüleri ve maalesef gururla dünyaya bildirip, yayıyorlar!.

Özellikle İslam dünyasının da ABD’yi medeni bir cihan devletiymiş gibi göstermesi ayrı bir garabettir…

Oraya akın eden Müslümanlar da ne yazık ki hala bugüne kadar varlıklarını, ortaya koyabilmiş değiller…

Haçlı ABD’nin toplumsal ve fiziksel insanlık dışı ahlaksızlığına rağmen, hala bu çağda, bu asırda ne yazık ki oldukça güçlülüğünü koruyor.

Ve dünya üzerinde ekonomiksel, teknolojik olarak ve ahlaki çöküntü olarak üstünlüğünü dikte ediyor..

* * *

Bakınız, sevgili okurlar.

Dünkü, Yeni Akit Gazetesinin birinci sayfasının sağ alt köşesinde şöyle bir haber yer alıyordu…

Okuduk.. Haber aynen şu başlığı taşıyor…

“ABD’nin ordusu tecavüzcü…”

Alt spotta ise şu ifadeler var;

“20 bin kadın askere tecavüz etmişler…

Sözde demokrasi ve özgürlük sloganlarıyla işgal ettiği toprakları enkaza çeviren ABD’nin bir iğrenç yüzü daha ortaya çıktı.

Pentagon’un hazırladığı raporda, ABD ordusu personelinin birbirlerine tecavüz etme oranının korkunç boyutlara ulaştığı, saat başına iki tecavüz vakası yaşandığı kaydedildi.

Raporda yer alan verilere göre sadece bir yıl içerisinde yirmi bin beş yüz kadın asker, erkek meslektaşlarının tecavüzüne uğradı.

Ordudaki sapkınlığın, salgın bir hastalık gibi tüm birlikleri sardığı ve tecavüz sayısının sürekli arttığı kaydedilirken, acil çözümlerin şart olduğu bildirildi.

ABD ordusu ile ilgili tecavüzleri ordu personeli arasında gerçekleşen vakalar ile sınırlı değil.

Resmiyete dökülmüş ve ABD mahkemelerinin kararlarıyla belgelenmiş olarak Afganistan ve Irak’ta ABD askerlerince yerel halkı mağdur eden pek çok tecavüz suçu işlendiği biliniyor.

Yine başta Japonya ve Güney Kore olmak üzere ABD üslerinin ve askerlerinin bulunduğu bazı ülkelerde de benzer olaylar yaşanmıştı.

Vietnam savaşında da ABD ordusunun yüz binlerce Vietnamlı kadına tecavüz ettiği kaydedilmişti.”

* * *

İşte, bakınız sevgili dostlar.

Çağdaş, medeni dünya seviyesine çıkmak isteyen ABD, Lut kavminin çukur iğrençliğini yaşıyor.

Demek tarih tekerrürden ibarettir...

Her ne kadar dört bin sene sonra da olsa bugün o kavmin iğrençliği ABD’de yaşanıyorsa vay o çağdaş insanlığın haline..!

Başta anlatmaya çalıştığımız gibi Kur’anın gölgesi olmayınca ve bundan beslenmeyen toplumsal bir ruh, karanlık bir ruh olmaktan başka bir şey değildir.

Toplumu acımasızca, karanlığa ve çukur bataklığına sürükler…

Ne hazindir ki, yaşadığımız hal bu hakkikatı bas bas bağırtıyor…

En derin saygı ve sevgilerimle..