Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TOPLUMSAL HUZURSUZLUK VE VİCDAN RAHATSIZLIĞI..!?

Evet, sevgili okurlar.

Günlük hayat akışları içerisindeki olup biten hadiselerin yüzde 80’i, 90’ı diyebiliriz ki "antidemokratik, insan temel hak ve özgürlüğüne" aykırıdır.

Toplumsal ahlaki değerlerin yozlaşması, ailevi çöküntüler, ruhi bunalımlar, ekonomiksel sıkıntılar, kargaşa, kavga gibi tüm olup bitenler, günlük hayat akışları içerisinde hep güncelliğini koruyan ülkemizin ne yazık ki acı gerçekleridir.

Bunların tümünün topluma ne kadar zarar vermiş olduğu, toplumu ne kadar gerginleştirdiği, ülkeyi ne kadar gerilemeye doğru sürüklediği açık ve nettir.

Demokratik, hukukun üstünlüğüne inanmış, yeni medeniyetleri yakalamak üzere çağdaş muasır medeniyet seviyesine tırmanarak yürüyen bir Türkiye’deki olup bitenler, toplumsal huzuru bozuyor, vicdanları sızlatıyor, milli ve manevi değerleri yok ediyor…

Kötülükler hep güncelliğini korumaya devam ediyor...

Maalesef tüm bunlara rağmen, hukukun üstünlüğüne inanmış bir hukuk devleti olarak bunlara karşı mücadele etme ve ortadan kaldırma, topluma huzur ve metaneti getirme girişimi de pek görünmüyor.

Toplumsal huzur oldukça bozuluyor, vicdanlar hep sızlanıp duruyor.

Ülke coğrafyasının tümünde, özellikle Büyükşehirlerde, özellikle İstanbul’da, ahlaki çöküntüler başını almış gidiyor.

Demokratik bir ülkede vazgeçilmez olan "yasama, yürütme ve yargı" erki gibi üç temel unsur, her nedense bunlara karşı mücadelede nerdeyse eksiye düşüyor.

Ülke çapında ittifaksızlık, anlaşmazlık, ihtilaf, siyasal ve sosyal kargaşa, kavga, suiistimal, hırsızlık, rüşvet, adam kayırma ve adam ayırma hareketleri hız kesmiyor.. Bilakis hergün biraz daha; hızını artırmaktadır…

Gerçekten, yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi milletin himayesini koruma altına almak üzere oluşturulan TBMM, yani yasama erki ne yapıyor?

Yürütme ne halde yürüyor?

Yargı ne yazık ki büyük çabalara rağmen, bir türlü suç ve suçlu potansiyelini azaltamıyor.

Mücadelede nerdeyse yenik düşüyor.

Adli mercilerde dava potansiyeli git gide kabarıyor.

Dosyalar arşivlerde, raflarda kabarık görünüyor.

Tabi bu görevleri yapan hakim ve savcılarımızı tenzih etmek üzere savunma erki olan Avukatlık sistemi oldukça acımasızca rant ve çıkar peşinde...

Yani hukuku ve adaleti savunmaktan daha fazla kişisel rant almış başını gidiyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, gerçekten siyasi dünyanın vicdanı rahat mı?

Siyasilerimiz, akşamları başını yastığa koyarken acaba rahat uyuyorlar mı?

Toplumsal acımasızlık, zulüm o biçim cereyan ederken, huzurlular mı?.

Ahlaki çöküntüler, gençlikteki ruhi bunalımlar, ailelerin darmadağın hallerini içlerine sindiriyorlar mı?

Ne yazık ki?

* * *

Bakınız, Türkiye ne hale düştü?

Çok büyük sıkıntılar yaşanıyor.

Bu toplum, yani 82 milyon insan, “milli irade” kavramının gerçekleştirilmesini istiyor.

“Milli irade” varlığının ve tahakkuk ettirilmesinin ana unsuru yüce İslam dinidir.

Bu toplum İslamiyet’le tanışmış, İslamiyet’i yaşıyor ve ölünceye kadar da İslamiyet’le yaşamak istiyor.

***

Bakınız, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan hep şunları vurgulayarak söylüyor.

82 milyonun ittifakı.

“Cumhur İttifakı, yalnız iki partinin ittifakı değildir, 82 milyonun ittifakıdır, buna cumhur ittifakı diyoruz.”

El hak.

Cumhurbaşkanı çok doğru konuşuyor.

Ah o cumhur ittifakı diye ah u eninler çeken bu millet, bir türlü bu ittifakı yakalayamıyor.

Neden mi?

Zira TBMM’nden oluşan yasama erki, milli iradeye yönelik herhangi demokratik, hukuksal bir yasa çıkaramıyor.

Yürütme erki, keza yasama erkine bağlı.

Yürütme ve yargı erkleri aynı şekilde tümüyle yasama erkine bağlı.

Şu halde, partiler arasındaki ittifaksızlık, seçim sandıklarında dahi şaibe ve hırsızlık, yolsuzluk ve usulsüzlük gibi suçlamalar havada uçuşuyor…

Ki haftalardır işin içinden çıkılamıyor…

Peki bunun suçlusu kim?

***

Eğer toplumsal bir çürümüşlük varsa; ki gırtlağa dayandı…

İşte, İstanbul Büyükçekmece’de 5 yaşındaki bir çocuğa yönelik "sapıkca" yapılan cinsel istismar…

Keza yine İstanbul’da metroda bir adam soyunup ahlaksızca, tüyler ürperten edepsizlikleri yaşatıyorsa…

Deyin bakalım, suç kimde, kabahat kimde?

Diyeceğim odur ki, yasama yetersizliği ve nerdeyse hukuk yoksunluğu, Türkiye’de artık vicdanları sızlatıyor.

Son derece toplumsal huzursuzluk yaratıyor.

Ama ne yazık ki siyaset dünyasından “tık” diye ses bile çıkmıyor.

Bu siyaset dünyası, yani TBMM, iktidarıyla ve muhalefetiyle yüz yıldan beri acaba gelen giden hükümetler, bu memlekete ne gibi hukuksal, demokratik, milli iradeye dayalı bir yönetim sistemini getirmiştir?

Ki öyle bir hukuk sistemi…

Ki öyle bir milli iradenin tahakkuk etmesi..

Ki toplumda mutlak bir huzur yaratılmış olsun noktasında hangi adımı atılmıştır?.

***

İşte ekonomiksel sıkıntılar…

Hal-i hazırda birçok yönüyle istihdam yaratan iş çevrelerini iflasa götürmüştür.

Bankaların tefecilik yapması, faiz sisteminin gittikçe kabarması, uyuşturucu, fuhuş ve faizin birer zengin sektörü haline getirilmiş olması…

Gerçekten vicdanları sızlatmıyor mu?

Gerçekten yasama, yürütme ve yargı unsurlarını az da olsa rahatsız etmiyor mu?

Elbette ki ediyor ve etmelidir.

Ama her nedense birilerinin işine böyle mi geliyor acaba?

Cumhurbaşkanımız vurgulaya vurgulaya şöyle diyor;

82 milyonun ittifakı.

Çok doğru, güzel, Allah razı olsun.

Bir devlet büyüğü bunları bilerek ve isteyerek dile getiriyorsa büyük bir aşamadır.

Amma bu da bir gerçektir ki 82 milyonun ittifakı Kemalizm üzerinde olmamış olsaydı…

Laikçilik üzerine gerçekleştirilmiş olunmasaydı?

İslamsız bir hayat şekline milleti ikna etmiş olmasaydı, bugün bu toplum bu hale gelirmiydi?

Toplumsal huzursuzluk yaşanır mıydı?

Vicdanlar rahatsız olur muydu?

Ne mümkün?

Hiçbir olumsuzluğun zerre-i miskalı yaşanmazdı?

Terör unsurlarının varlığı söz konusu olmazdı.

Herşey ulu orta cereyan ederken, yüz yıldan beri Kemalizm, seküler, Atatürkçülük gibi anlayışlar milli iradeye rağmen varlığını sürdürmüşse ve hala da sürdürüyorsa, ne yazık ki, bu vaziyet "82 milyon ittifakını" sağlamaz!…

Zira ittifakın ana unsuru ve temel dayanak noktası yegâne İslam dinidir.

İslam olmadığı müddetçe, ittifakın varlığı söz konusu olamaz.

Eğer ittifak, mutlak bir kavmiyetçilik unsuriyetine dayanıyorsa, Osmanlının bünyesinde 23 etnik grup vardı…

Ama, 624 sene uzun bir ömür yaptı…

Zira orada kavmiyetçilik, ırkçılık taassubu yoktu.

İslam hakikatleri vardı.

Yani; NATO’ya, BM’ne, AB’ne dayalı bir milli ittifakın varlığı beklenemez.

* * *

Evet, sevgili dostlar.

Ziya Paşanın bir iki dörtlüğünü sizinle paylaşmadan geçmek istemiyoruz.

Ziya Paşa söz konusu dönemin fermanlarında dile getirilen fikirleri, o dönemin devlet ricalinin anlamadığı görüşündeydi.

Avrupa’da bulunduğu sırada yazdığı terkib-i bendinde şu mısralar yer alıyor.

***

Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı

Nâmûs tamam oldu hamiyyet yeni çıktı

***

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu

Hırsızlara ikram u inayet yeni çıktı

***

Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi

Hâinlere amma ki riâyet yeni çıktı”

***

Ziya Paşa şöyle devam ediyor;

“Ahlak-ı milliye bozuldu ve bugün devletimizin her kurumunda ye’is (ümitsizlik) ve üzüntüyle görülen fenalıkların tamamı işte bu kaynaktan doğdu.

Rical-i devlet (tabi o günkü tabiri devlet adamlarının) beyninde dinsizlik modası muteber olup, bu avama, kadınlara ve hatta çocuklara kadar sirayet etti...”

En derin saygı ve sevgilerimle…