Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜM TERÖRÜN ANA KAYNAĞI HAÇLI UNSURLARDIR!

Evet, sevgili okurlar.

Gerçekten seküler bir dünya hakimiyeti var…

Yani "Din ve Allah’a" kulluk inancından sıyrılmış, batı emperyalist haçlıların ve Siyonist İsrail’in emellerine hizmet eden bir dünyayla karşı karşıyayız.

Özellikle İslam dünyası!…

Derinden derine geçirmekte olduğu ahlaki travma ne yazık ki her gün biraz daha yıkıcı olmaktadır…

Hızla ele geçirdiği alan hakimiyetiyle, ülkeleri ve milletleri "İslam’dan uzaklaştırmaktadır.."

Büyük bir tehlike!…

İslam dünyası, nerdeyse "ümmet vasfını" kaybediyor...

Dün, televizyon izlerken aniden karşıma bir haber çıktı.

Adana’da bir genç her nedense annesiyle babasıyla tartışıyor.

Ve bilahare, ikisini de bıçaklayarak öldürüyor.

Sonra polis gelip, elinden kolundan tutup  gözaltına alıyor..

Savcılığa sevk ediliyor, nihayet tutuklanıyor…

Şimdi, böyle bir ağır cinayete karşı Türkiye’deki alınan önlem, verilebilen ağır müebbet ceza, bu tür ağır suçları ne derecede etkiliyor ve azaltabiliyor?

Caydırıcılık unsuru ne kadar güçlü?

Bu soruya karşı hiçbir babayiğit çıkıp cevap veremez...

Ne derse desin, gerçek dışı ve aldatmacadan ibaret konuşmuş olur ki "değerini çiğnemiş" olur.

Aslında böylesi cinayetlerin, böylesine ahlaki çürümenin birer sebeb-i mucibesidir…

Gençliğin mana değerleriyle donatılmamasıdır…

Eğitim ve öğretim alanında "İslam ahlakının" öncü olarak, öğretilmemesidir…

Eğitim camiasının bu tür şeyleri artık boş vermesidir..

Talim terbiye ve tedrisat derslerinin "seküler bir anlayış baskısıyla" geçiştirilmesidir…

İşte tüm bu anlattıklarımız, "yaşadığımız" zaman dilimi açısından, ana etkenlerdir…

Çünkü insanlarımız, gençliğimiz her gün biraz daha "mana âleminden" uzaklaşmaktadır…

Onları kaybetmekle karşı karşıyayız...

Yöneticiler, yani devletin başındaki iktidarlar..

Ki muhalefet partiler dahil…

Eğitim camiası…

Medya..

Velhasıl bilumum etkili ve yetkili kurumlarımız, varlığımızın temel unsuru durumunda olan "her şey" ne yazık ki, "seküler ahlakın" boyunduruğu altına girmiştir…

Devlet ve milli irade gücünü, "travmatik" bir gidişatın sürecine kaptırmaktadır…

Aslında devletin varlığı, milletin inancı paralelindeki "mana değerlerine" bağlı kalmasıyla mümkündür..

Fiilen o yüce değerlere inanması gerekir…

Toplumun her kesimine "o mana değerleri" götürüp enjekte etmesi lazım…

Onunla tanışmasını ve onunla yaşamasını sağlaması gerekir..

Ki kurtuluş reçetemiz de budur..

Aksi taktirde hiçbir kurtuluş çaremiz yoktur ve olamaz da!.

Kimse kimseyi siyasetin uyuşturucu anlatımlarıyla kandırmasın..

Çünkü, bu zihinle millet bir yere varamaz...

İnsanlığın temel taşı durumunda olan, “Şeriat-ı ğarrayı ahmediye” orta yerde iken şeriatla, fıkıhla, ilimle, irfanla, Kur’anla yaşama halini biçimlendirmelidir…

Ne yazık ki, bazı kesimler var ki; tüm bunları kendine libas ediyor, ama "menfaat" adına!..

Mutlak bir tecerrüt soyutlaşma söz konusu!…

Temel inançtan uzaklaştırmaktan başka "ürettiği ve verdiği bir şey yok!.."

İşte bu hal, toplumu badirelerden badirelere sürüklüyor..

Enva-i ahlaksızlık diz boyu!..

Terör azgınlığını her gün biraz daha arttırıyor.

Yani, "manevi değerleri" çürüten etkenler "gemi azıya" vuruyor.

Böylesine ahlaki çöküntülerle boğuşan bir toplumdan ne beklenebilir ki?

* * *

Batı dünyası, almış başını yürüyüp gidiyor.

Hani demişler ya;

“Atı alan Üsküdar’ı geçti.”

Bir asır boyunca bizden olmayan, batı dünyasının "tek dişi kalmış canavar" misali "Batı medeniyetinin" peşinde koştuk..

Çağdaşlık dedik..

Medeniyet dedik..

Batılılaşma deyip durduk; kendi öz değerlerimizi geri plana attık..

Bilerek veya bilmeyerek ne yazık ki oluşturulan "Seküler" anlayışın esiri haline geldik..

İşte böylesi bir halet-i ruhiyeden kurtulmamız mümkün mü?…

Çünkü "manevi değerlerimizi de" erozyona uğratarak, tahrifat üzerine, tahrifat yaptık?

Şimdi, ne kadar Allah, Peygamber, din, iman denilirse denilsin.

Bize göre, söylemler tamamen "batıl anlayıştan" ibaret olup, kandırmacadır…

Halislik yok..

Samimiyet yok..

İhlaslı bir "maneviyetin" çemberinde buluşma yok!…

***

 

Bakınız, sevgili okurlar.

Mehmed Şevket Eygi bu minvalde, kaleme aldığı bir kaç yazısı var..

O yazılardan bir kaç not alarak, yazı dipnotu olarak sizlerle paylaşmak istiyorum..

Bakınız, Sayın Eygi ne diyor?

“Yirmi Üç Önemli İslamî Kavram ve Değer”

“1- ŞERİAT: Kur’an’dan ve Sünnetten çıkartılmış hükümlerin tamamına verilen isim olup kutsaldır. Her Müslüman’ın Şeriata bağlı olması, ona sahip çıkması, onu koruması gerekir. Ben Müslüman’ım ama Şeriatı istemiyorum demek pek yaman bir çelişki olup, söyleyeni dinden çıkartır. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetler ile ilgili hükümler hep Şeriatın içindedir. Şeriata bağlılık birey ve toplum olarak insanı yükseltir.

2- SÜNNET: Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih hadîslerinden oluşur, Allah’ın Kitabının doğru olarak yorumlanmasına ışık tutar, Müslümanlar için doğru yaşama sistemini gösterir. Her Müslüman’ın Sünnet’e sımsıkı bağlı olması, onu yüceltmesi gerekir. Sünnet düşmanlığı küfre köprüdür.

3- ÜMMET: Bütün mü’minler tek bir Ümmettir. Buna Ümmet-i Muhammed denir. Ümmet-i Muhammed düşmanlığı yapmak küfre götürür. (Olumlu, ıslah edici, aydınlatıcı tenkitler ve uyarılar düşmanlık değildir.)

4- İMAMET: Ümmetin başında bulunan râşid, kâmil, âbid, muttaki, âdil, mâruf ile emr ve münkerden nehy eden muhterem bir zat bulunmalı ve kendisine biat ve itaat edilmelidir. Resulullah Efendimiz “Zamanındaki İmam’a biat etmeden ölen kimse, sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” (Tirmizî) buyurmuştur.”

* * *

İşte sevgili okurlar.

Çok değerli kalem sahip deneyimli yazar Mehmed Şevket Eygi Hocamızın tespitleri bu yönde.

Bunu kabullenmemek elde değildir.

Ümmet demek, bir toplumun el ele verip İslam, millet ve vatan bütünlüğünü koruma altına alıp, 24 saatini onunla meşgul etmesidir, onunla yaşama biçimi demektir.

Aksi takdirde havanda su dövmekten başka bir şey olamaz.

Ve hiçbir zaman kendini bu sorumluluktan da kurtaramaz.

Bir mahmuriyet içerisinde ömrünü heba etmekten başka bir şey düşünülemez.

Böyle olunca bugünkü yeryüzünü özellikle İslam dünyasını, özellikle Türkiye’yi terör unsurlarıyla baş başa getiren emperyalist haçlı batılıların barbarlığından kendimizi kurtaramayız.

Sonuç itibariyle başta ifade ettiğimiz gibi eğer ki, "özümüze dönmezsek" tüm değerlerimizle bütünleşip, o inanç paralelinde yaşayamaz isek…

Bilinmelidir ki, "batı dünyasının kör dehasını ve sapık terörünün içimizdeki" güçlerini ve unsurlarını temizlememiz mümkün değildir…

Hep onlarla yaşamak zorunda kalırız.

Bize göre herkesin aklını başına alıp İslam’a sarılması gerekir.

Kur’anla yeniden tanışıp baş başa kalmamız; travmatik halimizin "şifasıdır, reçetesidir?"

En derin saygı ve sevgilerimle.

Hayırlı Cumalar..