Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TÜRKİYE SİYASETİN KISKACINDA YÜRÜYOR!!!..(II)

Evet sevgili okurlar!

Dünkü sohbetimizde sizinle hemhal olduğumuz husus yıllardan beri Türkiye’de uygulana gelen siyasetin “milli bir siyaset” olup-olmama tereddüdüdür..

Başta siz değerli okurlarımız dahil olmak üzere birçok kamuoyu nezdinde, hiç tartışmasız ki ülkedeki siyasetin seyri bu minvalde, ikilem yaratıcı bir düşünceyi üretmektedir...

Zira yapılan uygulamaların geneli olmazsa da, az da olsa şu görüntüyü vermektedir...

Yıllardan beri terörle mücadele eden bu millet, bu devlet, gelen giden iktidarlar, muhalefetler zerre kadar, ama zerre kadar “terörü kökten yok etmemekle” beraber azaltabilmişte değiller…

Her Allah’ın günü şehitlerin cenazeleri sürekli olarak musalla taşına konuluyor...

Travmatik bir hal, yaşanıyor...

Cemaat, “cenaze namazı” kıldıktan sonra o şehitlerin yakınlarının ağıtları ve gözyaşları, insanların ciğerini yakıyor.

İnsanın o acıma hissi, o perişanlık, o ağlayış, o gencecik yetimler ve genç dul kalan hanımların çaresizlikleri, yaşlı ana babaların ah u eninleri, figan etmeleri yerle- gök’ü titretiyor...

İnanın melaiklerın acıdığı gibi nerdeyse şeytanlar bile acıma duygusuna kapılır.

Tüm bu acılara, tüm bu olumsuzluklara rağmen, bu millet vatanın bölünmez bütünlüğü için, milletimizin birlikteliği için hiçbir masraftan kaçmayarak, ne gerekiyorsa yapmıştır...

Sorumluluğunun da her daim bilincindedir…

Vergilerinden tutun da, Ana kuzusu evlatlarına kadar, memuruna kadar vs...

Ama ne var ki; "karşılığını" olabilmiş değil…

Millet aradığını bir türlü, "siyasi arenada" bulamıyor…

Lakin, ağır bedeller  ödemeye de devam ediyor...

Şu da bir hakikattir...

Siyaset arenasına ve siyasetçilerin parlak nutuk ve makyajlı ifadelerine, artık bu millet hiç de güvenmiyor…

Bu da demektir ki; aradığını ve beklentilerini “siyaset pazarında bulamayan” bir millet her şeyini kaybetmiş demektir..

Başta kültürünü, başta aba ecdad kahramanlığını, başta yüce İslam dinini bütünleyici yüksek ahlakını, tarihini, aklınıza ne gelirse her şeyini yitirmiş demektir...

Çünkü, siyaset pazarında kavga var, nefret var, rant var, çıkar var, koltuk var, onlar gibi yürüyemeyenleri, acımasızca cezalandırma var...

Maddi ve manevi sürüm sürüm süründürmeler var.

***

Sevgili okurlar!

Bu milletin dayanak noktası, temel sermayesi yüce İslam dinidir..

Hiç kuşkusuz ki, ondan süzülen milli kültüre dayalı üstün ahlak seviyesidir.

Bunları yitiren bir toplum hiçbir zaman bir şeye sahibim diyemez.

Hele hele milletin yıllardan beri güvendiği ve bel bağladığı iktidar, 16 yıldan beri oyunu verdiği bir siyasi oluşum nerdeyse milletiyle yüzde yüz olmasa bile yüzde 70'i ile ters düşmektedir.

Nitekim Aile hakkındaki İstanbul Sözleşmesi bu söylediklerimizin birer kanıtlayıcı delilidir.

Büyük Millet Meclisi’nde karara bağlanan, yasalaşan “Kadının beyanı esastır” ifadesi aileyi kökten zedelemiştir.

Bakınız bu söylediklerimizi kanıtlayan delil dünkü Yeni Akit Gazetesi’nin yazarlarından deneyimli kalem Abdurrahman Dilipak Hoca’nın yazısının muhtevası...

Yazıdan, bir iki paragraf’ sizinle paylaşalım.

Dilipak: “Aile, eğitim ve seçim” başlıklı yazısında şöyle diyor:

“Seçime doğru toplumda çok yüksek bir talep haline gelen birkaç madde var. Özetle, bunların ilki aile. Aileyi ifsad eden İstanbul Sözleşmesindeki imza geri çekilmelidir.

Bakanlık ve parti yönetimlerinde, üst bürokraside ciddi bir değişiklik talebi var.

Bu talepler seçim sonrasına bırakılırsa bunun sandığa yansıması hiç hoş olmaz.

Cumhurbaşkanının ailesi ya da ona yakın vakıf ve derneklerin bundan sonra icraatlarında daha dikkatli olmaları gerek. Erdoğan’ın, Aile Meclisi Platformu üyesi Adem Çevik’in aile ile ilgili toplumdaki beklentileri dile getirmesinin İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projelerine ilişkin “İstanbul Sözleşmesi nas değildir” ifadesini kullanması bu konuda toplumda ciddi bir beklentiye sebep oldu.

İftara katılan kanaat önderleri ve STK temsilcilerinin, Çevik’e cevap vermek isteyen KADEM temsilcisine karşı salondakilerin büyük bir kısmının protesto için seslerini yükseltmeleri toplumdaki birikim ve oluşan tepkinin seviyesini göstermesi açısından önemli.

Bakın, aile konusunda bu defa da erkeği koruyalım diye kadını harcamayalım. Kadınlar sadece çocuk doğurmaz, toplumu doğurur. Her kadın ve erkek bir başka kadının eseridir. Kadın iffet ve şefkatin timsalidir. “Boş ol” de, “bir takım elbise, iddet süresi yemek, bitti” demek doğru değil. Kur’an-ı Kerim’deki tek düzenlemeden yola çıkarsanız olmaz. Bütün olarak vahyin gölgesinde, resulün örnekliğinde bir çözüm bulmamız gerek.

Çocuklarını o okula gönderenler memnun olabilir ama o KADEM’in çalışmaları konusu da rahatsızlık duyanlarla aynı rahatsızlık, mesela TÜRGEV’in Palet’i için de, o kadar olmasa da, söz konusu olabilir. Birçok kişi aslında konunun çok da farkında değil. Bu anlamda Montessori’yu İbni Haldun Üni.’nin alnına çakmak ne kadar doğru bir yaklaşım. Bunları düzeltmek için ille de Erdoğan’a mı ulaşmamız gerekiyor.

Bir yandan Fulbright’den kurtulalım derken, öte yandan kendi rızamızla gidip yabancı bir eğitim sistemi olduğu gibi ülkemize getiriyoruz. Hem de modernlik, çağdaşlık adına. Ve zaten bu etiketle aramıza o kadar çok şey dahil edildi ki. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz. Kullandığımız kozmetikler..”

***

Bir de Yeni Şafak Gazetesinin duayen kalemlerinden Yusuf Kaplan Hoca’nın dünkü “Kıbrıs’ta kültürel savaşı kaybettik! Önlem alınmazsa Kıbrıs’ı da kaybedebiliriz!” başlıklı yazısına bi bakalım..

Önem arz edici...

Yazısından birkaç paragrafı sizlerle paylaşalım..

Zira, bizim anlattıklarımızın bir nevi tercümesidir ve anlatım şeklidir.

Yazı aynen şöyle:

“Başlangıçta, savaşları, meydanlarda da, masada da kazanıyorduk.

Sonra, meydanlarda kazandığımız savaşları masada kaybetmeye başladık.

SİLAHLI SAVAŞLARDAN KÜLTÜR SAVAŞLARINA...

Şimdi savaşlar, meydanlarda yapılmıyor; medyalarda yapılıyor.

Emperyalistler, medyalarla kitlelerin zihinlerini teslim alıyorlar, meydanlara inmeye gerek kalmıyor çoğu zaman.

Meydanlara inilecekse, kendileri inmiyor ayrıca da; kuklalarını, uzaktan kumanda ettikleri terör örgütlerini devreye girdiriyorlar.

Meydanlarda yapılan silahlı savaşların yerini medyalarda sürdürülen algı operasyonları ve kültür savaşları aldı.

Meydanlarda yapılan silahlı savaşları hâlâ kazanıyoruz ama kültür savaşlarını kaybediyoruz.

Yaklaşık iki asırdır böyle bu.

Başlangıçta savaşları meydanlarda da, masada da kazanıyorduk; çünkü özgüvenimiz yüksekti; her bakımdan örnek alınacak bir medeniyet inşa etmeyi başarmıştık; meydanlarda da, masada da kimse diz çöktüremiyordu bize.

Ne zaman ki, kendimize olan güvenimizi yitirmeye başladık, meydanlarda kazandığımız savaşları masada kaybetmeye başladık.

Bunun son örneklerinden biri Kıbrıs Barış Harekâtı. Rumlarla, Yunanlarla savaştık, savaşı kazandık: Türkiye, Kıbrıs’a fiilen yerleşti; ama Kıbrıs’ı kültürel olarak kaybettik.

Acı ama ürpertici gerçek bu.

KIBRIS’TA KÜLTÜR SAVAŞINI KAYBETTİK!

Düşünsenize... Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’a ilahiyat açılmasına izin vermiyorlar! Kur’ân kursu ve imam hatip okulu açılmasını protesto ediyorlar, nefes aldırmıyorlar!

Lütfen dikkat buyurulsun: Kıbrıs’ta ilâhiyat açılmasına, Kur’ân kursu ve imam hatip okuluna karşı çıkanlar Rumlar değil Kıbrıslı Türkler!

İnanılır gibi değil!

İlahiyat da, Kur’ân kursu ve imam hatip meselesi de sembolik değeri yüksek meseleler!

İslâm’ı öğrenmek ve çocuklarına öğretmek istemiyor Kıbrıslı Türklerin ezici çoğunluğu!

İşte bu, bizim Kıbrıs’ı kaybettiğimizin resmidir!

Böyle giderse, Kıbrıs elimizden gider; fazla değil, 15-20 yıl içinde elimizden çıkabilir -Allah korusun!

Kıbrıslı Türkler, İslâm’la ilişkileri bittiği zaman, Türkiye’den koptukları an, bunun sonları olacağını bilmiyorlar!

Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesini isteyen hafife alınmayacak bir oran var Kıbrıs’ta!

Bu insanların başta İngilizler olmak üzere, AB ve ABD gibi aktörler tarafından Türkiye’ye karşı kışkırtıldıklarını, Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesi taleplerinin önümüzdeki süreçte hız kazanacağını özellikle hatırlatmak istiyorum.”

En derin sevgi ve saygılarımla..