Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

YAŞAR BÜYÜKANIT?IN ÖLÜMÜ TÜRKİYE?DE YANKI YAPT..I!?

Evet sevgili okurlar!

Bilindiği gibi Yaşar Büyükanıt Paşa Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çok önemli görevler yapmış biridir...

Orgeneralliğe kadar yükselmiştir...

Son olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 25’inci Genelkurmay Başkanlığı görevinden “emekliye” ayrılmıştır...

Bu zat, birkaç yönüyle de tanınmış bir komutandır...

“Üstün başarılarından(!)” dolayı, çeşitli madalyalar almış bir askerdir…

Dün de hak tecelli etti.

İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde sabah saatlerinde hayatının son nefesini vererek herkes için mukadder olan ecel vaktiyle vefat etti..

Zira, inandığımız yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi “Her nefes ölümü tadacaktır ve Allah’ın huzuruna rücu edecektir...”

Bu paralelde herkes gibi Yaşar Büyükanıt da aynı ölüm şerbetini tatmıştır..

Bu her canlı için geçerli ilahi bir kanundur, mukadderdir, ondan kurtuluş da yoktur.

İster ağa ol, ister paşa ol, ister general ol, ister geda ol..

Her ne olursan ol illa ki; o yolda yürüyeceksin, huzuru ilahiye kadar..

Yani beklenen günü göreceksin..

Mahkeme-i Kübra denilen en yüce mahkemede  sorgulanacaksın.

Bunlar tüm insanlığın mana aleminde alnına yazılmış bir gerçektir.

Ama ne var ki; gel gelelim o yolda giden insanların yolu açık bir yol mudur, kapalı bir yol mudur, işte burada hele bir dur deniliyor.

Çünkü, o yol, zulümatlı karanlık engebeli bir yol mudur, yoksa nurlu, aydınlık dümdüz bir yol mudur?..

Elbette ki,  “o yol” bize görünmeyen bir meçhulümüzdür ama inancımıza göre, kim ne yapmışsa mutlak surette ölüm saatinden sonra onunla karşılaşacaktır.

Kötü amel yapmışsa kurtuluş yoktur…

İlla ki o kötü amel, “bir hesap verme” olarak karşısına dikilecek, canlanacak ve onu sorgulayacaktır.

Eğer ki, güzel amel işlemişse,  hayır işlerde daima hayatını idame etmişse, insanları incitmemişse, insanlara zulüm etmemişse, o dosdoğru yolda rabbinin huzuruna başı dik, alnı açık olarak “sorgulamaya” tabi tutulmadan, yürüyecektir.

Bu iki değişik yoldan başka insanın gidebileceği bir yol yoktur.

Ya pozitif, müspet dosdoğru bir yolda yürüyecek...

Ya da negatif, karanlıklı ve çukurlu, engebeli bir yolda gidecektir.

Bu, iki kere iki dört edercesine kesindir.

İnsanlık kaderinde yazılı ilahi bir gerçektir…

Zerre-i miskal bir sapma olmaz..

Kim, toplu iğne başı kadar olsa bile, iyi bir amel işlemişse o iyi amelle karşılaşacaktır, kötü amel işlemişse o kötü amel pençesinden kurtulmayacaktır.

***

Büyükanıt Paşa’nın biyografisini televizyonlardan izledim..

Resmi dilde okunduğu gibi; 1940 İstanbul doğumlu olup, 1961 yılında Kara Harp Okulundan, 1963 yılında Piyade Okulundan mezun olmuş...

1970 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı yapan Büyükanıt, 1972 yılında Kara Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdikten sonra; 6'ncı Piyade Tümeninde Harekât Şube Müdürlüğü, Kara Harp Akademisinde Öğretim Üyeliği, Belçika/Mons'ta Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Yüksek Karargâhında (SHAPE) İstihbarat Daire Temel İstihbarat Şubesi Kuvvet ve Sistem Kısım Amirliği, Genelkurmay Personel Daire General-Amiral Şubesinde Kısım Amirliği ve Şube Müdürlüğü, Kuleli Askerî Lisesi Komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı görevlerinde bulundu.

1988 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti.. Tuğgeneral rütbesi ile 2'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve İtalya/Napoli'de NATO Güney Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığında (AFSOUTH) İstihbarat Daire Başkanlığı yaptı.. 1992 yılında Tümgeneralliğe terfi etti.

Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Sekreterliği ve Kara Harp Okulu Komutanlığı görevlerinde bulundu.

1996 yılında Korgeneralliğe terfi etti.

Korgeneral rütbesi ile 7'nci Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay Harekât Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 2000 yılında Orgeneralliğe terfi etti.

Orgeneral rütbesi ile Genelkurmay II'nci Başkanlığı, 1'inci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu.

28 Ağustos 2006 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 30 Ağustos 2008 tarihinde emekliye ayrıldı..

Orgeneral Büyükanıt; TSK bünyesinde değişik şeref madalyaları almış..

**

Şimdi; buraya kadar her şey “resmi” dilin, görev sürecine dair, anlatımdı...

Ama bundan sonrası yaşanan ve yaşatılan bazı olumsuzlukları kaleme alacağım..

Onu da ben buradan siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum...

1997’leri bilen biliyor.. Özellikle, Diyarbakır ve Güneydoğu bölgesinde o dönemde, şehir ve kırsalda; yaşayanlar hatırlarlar...

“PKK terör örgütünün en şiddetli, kanlı katliamlarda bulunduğu bir zaman dilimi idi..”

Yani revaçta idi..

İşte o dönemde, Yaşar Büyükanıt Diyarbakır’da 7’nci Kolordu Komutanlığı görevinde bulunuyordu..

Tüm askeri imkanlarını, hatta DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ile işbirliği yaparak, “terörle” mücadelesini sürdürüyordu...(!)

Tabi ki, görünümde öyleydi.

Çünkü, madalyonun diğer yüzüne bakıldığında “hükmen ve manen PKK’yla işbirliği” içindeydi...

“Tavşana kaç, tazıya tut” misali..

“Neden mi, nasıl mı? “ sorusuna cevaben diyoruz ki....

Zira devletin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin o yüce kutsal gücünü kullanırken, PKK’yı adeta devletten daha üstün çalışkan bir güç olarak lanse edip, gösteriyordu.

Bölge insanına mezalim yağdıran tehlikeli, acımasız bir örgütle mücadele ediyorum görüntüsünü veriyordu, ama öbür yandan PKK ha bire yol kesiyordu, katliam yapıyordu, insanları kaçırıyordu, halktan para alıyordu, bölge tamamen örgütün hakimiyeti altında; inim inim inliyordu..

Her yerde PKK’nın varlığı “insana hissettiriliyordu...”

Yani; göstermelik bir mücadele vardı..

Nitekim, o gittikten sonra bugüne dek bölgede “PKK terör örgütü”  hep eksiye doğru düşmüştür.

Güç aynı güçtü, Devlet gücü, Devletin varlığıyla, PKK ondan sonra sindirildi ve sönmeye yüz tuttu..

Ancak, onun döneminde PKK her an için popülerdi, üstün bir seviyede yürüyordu.

Sanki, PKK’yla gizliden gizliye aynı paralellikte hareket ediyordu.

Devletin gücüne karşı sanki başka bir devletin gücü varmış gibi gösteriliyordu.

***

Sevgili okurlar...

Bakınız size çok ilginç, onunla yaşadığım anıyı aktarmak istiyorum...

Pür dikkat okumanızı istiyorum.

Gün 13 Temmuz 1997 yaz sıcağı…

İntim İnşaat Ltd. Şti. olarak Siirt’te 3’üncü Komando Tugay Kışlası’nı yapıyorduk, inşaatı taahhüdümüzdeydi.

Kamyonlarımız Botan Çayı’nda Siirt’e kum taşıyordu.

Haber geldi, dediler ki PKK militanları gelip, kamyonları ateşe verip, yaktılar.

Kepçeler yakıldı, şantiyede çalışan taksi yakıldı.

Atladık tabi medya grubumuzla beraber oraya gittik.

Olay saat 13.00’te olmuş..

Biz saat 15.00 civarında şantiye mahalline vardık, kamyonlar hala yanıyor, dumanlar, alevler yükselmekte…

Tabi ne yapacaksınız, kime haber vereceksiniz, büyük bir şaşkınlık içerisinde insanlar?

Neyse ki, orda çalışan şantiye şefleri jandarmaya haber vermişler.

Ki, Jandarma karakolu da “basılan, iş makinelerinin ateşe verildiği” şantiyenin yanı başında, hakim bir tepede...

Yürüme mesafesinde..

Karakolun görevlileri kamyonların yandığını; “film seyreder” gibi temaşa ediyorlar, seyrediyorlar.

Ama hiç bir hareket yok, müdahale yok.. Tabiri caizse “tık yok” onlardan..

Ben arkadaşlarımla beraber karakola gittim.. Dedik ya yürüme mesafesinde..

Her neyse çok yakın olmasına rağmen  müdahale edilmiyor.

Gittik şantiye şefimizle beraber...

Baktık ki bir uzman çavuş karakolun sahasını ve yeşillik alanını, elinde hortumla  suluyor...

Bahçıvan gibi..

Sorduk dedik ki;

“Siz ne yapıyorsunuz burada.. Sulama sırası mı şimdi?.. Beyefendi bak karşıda arabalar çayır çayır yanıyor.. PKK terör örgütü üyeleri, şantiyeyi basmış.. Biz askeriyenin işini yapıyoruz. Niye müdahale etmiyorsunuz?..”

Verdiği cevaba bakar mısınız?...

“Vallahi benim haberim yok.. Bilmiyorum..”

Peki dedim.. Sizden başka burada komutan yok mu, bölük komutanınız, karakol amiriniz yok mu?..

Askerler nerede?

Dedi ki; “dış göreve gitmişler?”...

Aldığımız bu cevap üzerine, boynu bükük olarak karakoldan herhangi bir destek almadan geri döndük.

Ve Diyarbakır’a geldik...

Oturduk olayı bir bütün olarak kaleme aldık..

Hem haber, hem de yorum şeklinde Diyarbakır Söz Gazetesi’nin manşetine taşıdık...

“Bölgede PKK terör örgütü elini kolunu sallayarak hedefine ulaşıyor, devlet nerede diye?” manşet attık..

Karakolun yanı başındaki şantiyenin hali pür melalini de resimlerle, kamuoyuna duyurduk..

Ertesi gün 7’nci Kolordu Komutanı olan Yaşar Büyükanıt, tabiri caizse küplere binmiş vaziyette, tepki gösteriyor...

“Nasıl böyle bir haber yapılır, yorum yazılır.. Devleti küçük düşürmüşler. Ben bunları onlara bırakmayacağım.. Hesabını soracağım..”

Haber geldi; paşa sizi makamına bekliyor diye..

Biz de gittik.. Paşa’nın makamına çıktık...

Baktık ki; “Paşa değil, adeta bir Padişah var” burada.

Her ne kadar “çay ikramında” bulunduysa da, hemen lafa girdi..

“Ne geçmiş olsun.. Derdiniz ne?.. Olay nasıl olmuş?.. Zarar ve ziyanınız nedir? “ demeden;

“-Nasıl böyle yazılar yazarsınız” deyip “aba altında” sopa gösterirken, laf arasında hem PKK’yı suçluyordu, hem de zımnen masum göstermeye çalışıyordu..

Sevgili okurlar, bu yazı serimiz devam edecektir.

Pazartesi gününü, merakla bekleyin neler çıkacak göreceksiniz?.

Neyse yazıya nokta koymadan malum ölen kişi için kullanılan bir ifade var; “toprağa bol olsun” diye..

Ben de Büyükanıt için diyorum ki; “ateşi bol olsun?”...

En derin saygı ve sevgilerimle…

Hayırlı Cumalar.