Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

BİR ATIMLIK BARUT!..

Vallahi ne diyeyim!.. Tamer yine "cuk" diye, siyasetin "gediğine" tek barutluk "Macron'ları" sokmuş… Öyle ya, Türkiye'deki iktidar muhalifi mahallede, bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "rakip" bir aday profili üzerinde yoğunlaştığını biliyoruz…

***

Eee… Mevcut, "muhalefetteki" partilerin liderlerinden, "hevesli" olmayınca.. Daha doğrusu, "babayiğitlik" gösteren çıkmayınca, siyasetin lügatine "çatı aday" diye bir tabir, ihdas ettiler.. Erdoğan'a karşı "çatı aday arayışı..!" Yani tek "barutluk?"

***

Doğrusu!.. İlk zamanda birini bulmuşlardı.. Hayli de "sükse" yaptı diyebiliriz.. Ama, "gel buraya sen" diyenin sonraki çelmeleri, geri itti.. Parti liderliği de, "safsa" olunca, ki son yumruklar "senden bir şey çıkmaz" noktasında, eller-etekler çekildi.. Ancak, bu sürede boş da durulmadı..

***

Mahalli seçimler.. Sonrası.. Aha da birini bulduk, diye "sevinenler" oldu.. Ne var ki, o da "çapsızlığa" pot üstüne pot kırınca… Ne memleket, ne millet, ne halk, deprem mi, tufan mı, kan mı, gözyaşı mı, yas mı, şehit mi, ülke perişan mı, "bana ne deyip" keyfine düşkün olunca!…

***

Yani, "anti-patik" hali artılar alınca, "ondan da vazgeçtiler"… Kişi hatası mı, zamanlama hatası mı, yoksa "mahallenin liderlerinin" korkaklığıyla "bulunan kurbanın" cılızlığından mı, hata üstüne hatalar, ha bire "tek barutları" ellerinde patlıyor.. Hedef karavana?..

***

Ne yazık ki, hala bizdekilerin anlamadığı nokta siyasette "denenmişin denenmemesi" gerektiğini!.. Özellikle, güçlü bir iktidara karşı "muhalefetin tepe isminden" bir cacık olunmayacağı.. Aha da isim isim zikredersek, kimi Erdoğan'ın karşısına "avantajlı" bir konumda çıkarabiliriz!…

***

Buyrun!.. Abdullah Gül… Erdoğan'ın himayesiyle; "Reis" oldu?.. Yine Erdoğan'ın hükmüyle, "belirsiz bir siyasetin" sokağında, ışıklı bir yer arıyor… Yani cılız bir durum.. Yoksa, ilk fırsatta "çatı aday" yiğitliğiyle "tek barutluk" kullanımla, çıkardı.. Çıkmadı.. Ki, Ali Babacan'ın parti kurma mutfağının "baş aşçısı" olmasına rağmen, parti "belirsizlikler" partisi ismini aldı..

***

Gelirsek, Bay Kemal'e.. Denir ya bir hükmü, bir becerikliliği, bir Erdoğan'a rakip olmadaki "dişliliği" olmuş olsaydı, iki elin parmak sayısı kadar; "seçim" kaybeden bir ana muhalefetin lideri olarak anılmazdı!.. Ki bu süre zarfında hiç de, Erdoğan'la ben tek başıma "savaşırım" diyebilme cesaretini de ortaya koymuş değil.. Koysaydı, İnce'yi "dürtmezdi?"

***

Muharrem İnce mi, derseniz!.. O boyunun ölçüsünü aldı.. Ki kendi partisinde bile "istenilmeyen adam" olunca, o günden bugüne geçen zaman diliminde, "yeni arayışlar, yeni tek barutluklara" meyille; "atıla" düştü… Siyasetin nakavt ettiği bir isim olarak, notu düşürüldü…

***

Ekrem İmamoğlu!.. Başta ifade ettim, bir hazırlık evresi işletildi.. Ancak antipatik durumu, onu tez elden "İstanbul'un" sarhoşluk meyhanelerine müdavim yaptı..

***

Derseniz ki, Temel Karamollaoğlu.. Ya da, Meral Akşener.. Ya da, "eski yüz" yeni oluşum!… Doğrusu hiçbiri, Erdoğan'a karşı "Macron" misali tek barutluk bir sıkıma sahip değil.. Varlık kerhen, barut ise "ateşlemesiz..!" Yani, geri tepmeli!… Sonuç itibariyle 18 yıldır "açık ara" siyasetin lokomotifi ve vagon sahibi Erdoğan'la hal-i hazırda "baş edecek" yok!..

***

Belki, duayen dostun ifadesiyle birileri bir hazırlık içerisine girecekse, onu 2023'ün havasına, 2028'in de "seyrine" göre, belirlemeli.. Yoksa, mevcutlarla bir yere ve hedefe varılamaz!… Çünkü, AK Partiye "iktidarları altın tepside sunan" onlar.. Ne diyoruz, Türkiye'nin en büyük açmazı, "muhalefet yokluğu?"..

***

ÖNDEN YÜKLEMELİ DEVAMSIZLIK?

Başlık ve içerdiği mana itibariyle, biliyorum "şaşkınlık" var!… Bi bakalım bizi şaşırtan başlığın muhtevası nedir?… Hiç kuşkusuz ki, üniversiteler kuruldukları coğrafik alanda, sosyal, kültürel ve ekonomik yönde, hatta siyasal zeminde bir hayli "kazanım" üretir…

Katkı sağlar.. Denir ya; "yol gösterici" bir mekanizma olarak, işlem görür.. Ama ne yazık ki, iş Diyarbakır olunca.. Yani kadim kentimiz bu noktada şanssız ve bahtsız!.. Tabi iş bugüne özgü değil; yıllar yılıdır aynı sistem, işliyor!…

***

Neyse!.. Ben, üniversitenin kente dair neden bir "lokomotif" olmadığını, aktarmayacağım.. Defalarca yazıp, çizdik.. Ama kime dersin?… Kurum politize olunca.. Akademi… Öğretim üyeliği.. Ve kurumsal işleyiş; "çok çeşitli" ideolojinin kulvarına meyil alınca; halk deyimiyle, "beri berdan" bir hal!… Hele ki, kentin siyasileri de, yönetime gelenleri de "asli vasıflarından" çok, menfaat odaklı akımda olunca, "tencere kapak" misali!… Onun için bu kulvarı ne kadar deşersen deş sonuçta "ah ki ah" diyen biz oluyoruz..

***

Gelirsek; "Önden Yüklemeli Devamsızlık" mevzusuna!… Son günlerde Dicle Üniversitesi öğrencilerinin e-mail ve kısa mesaj yağmuruna maruz kalmaktayım.. Hani öyle böyle değil; gelen mesajlar… Tabi, vaziyet "öğrencileri ve geleceklerini" ilgilendirince, haklarının zayi olabileceği durumu karşısında, zülfüyâre dokunmam gerekir… Olmazsa da, belki ilgili ve yetkili makam; "hadiseye" bir el atar?.. Çünkü, öğrencilerin serzenişi haklı bir noktada!…

Diyorlar ki;

“Bu dönem, Üniversitemizde saçma bir devamsızlık sistemi uygulanmaya başlandı.

Bakınız, sistem şöyle ilerliyor.

Öğrenciler her hafta başında otomatik olarak yok yazılıyorlar.  Bu üniversitenin bütün okullarında geçerli.

Öğrenci İşleri Daire Başkanlığının almış olduğu bir karar.. Bu karar doğrultusunda "işlemler" yapılıyor..

Öğretim elemanları devamsızlıkları girip, düzeltene kadar "öğrencilerin hepsi yok yazılıyor."

Bu durum, öğrencilerin devamsızlık takibini zorlaştırıyor…

Bazı öğretim üyeleri, sisteme girip "devamsızlıkla" ilgili düzeltme yapmadığı için, bir çok öğrenci daha eğitim yılı bitmeden "devamsızlıktan sınıfta kalmış" görünüyor.. Mağdur ediliyoruz…

***

Öğrenciler, özetle aktardığım mesajlarının sonunda da "lütfen bu durumu kamuoyuyla paylaşır mısınız?..” diyorlar…

Evet, ben de durumu böylece paylaşmış oldum…

Ancak bir iki araştırmam oldu.. Benzer bir durum vaki mi, başka bir üniversitede ya da, akademik bir yerde!.. Doğrusunu kime dediysem de; "o nasıl iş öyle" denildi…

Yani, "bu durum ne görülmüş ne de duyulmuş bir şey?…

Bir nevi “önden yüklemeli devamsızlık…”

Uygulama çok arızalı… Çünkü, on binlerce öğrenci, haksız bir şekilde sınıfta kalmayla karşı karşıya kalabilir… 

Umarım üniversite yönetimi bu yanlış uygulamayı titizlikle inceleyip, değiştirir…

Ve öğrencileri de böylece "stresten, devamsızlığım var mı yok mu ikileminden kurtarır.."

***

İÇİMİZDEKİ BARBARLAR…

Ah ki ah diyorum; bu hal-i çarpıklığımıza!.. Bilmem izlediniz mi, şu sosyal medyada dolaşan, Afganistanlı mülteciye yönelik "ırkçı ve şovence" saldırı görüntülerini!… Ben izledim…

***

İri yapılı, cüssesi büyük!.. Ama zihni, fikri ve karakterini öne çıkaran hal ve hareketiyle "ben bir faşistim" diyen adam, Afganistan bayrağını "boynuna dolamış" olan mülteci gence saldırıyor..

***

Önce bayrağı boynundan alıyor.. Hakaretler ve küfürler havada uçuşarak bu kez darp ediyor.. Tokat atıyor.. Zihni çürük adam, bir de Afganlı gencin vatanına "saydırıyor?"..

***

Elin gavurunun "faşizanlığına" tepki koyup, öfkeyle tavır takınıyoruz ya, peki içimizdeki böylesi "cüssesi büyük faşistlere" söyleyecek bir sözümüz yok mu?.. Siz deyin?...

***

GÜNÜN SÖZÜ…

İnsanlığı kemiren iffetli görünen, fahişe karakterlerdir…