Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

BU HAL NE OLACAK?

Hangi hal mı?

Elbette ki, Suriye vakıası.

Hep böyle mi olacak?

Çatışma.

Savaş.

Şiddet.

Silah, bomba, tank, top, tüfekle mi; sonuç beklenilecek?..

İstişare..

Masa..

Uzlaşı..

Diyalog "geliştirilmeyecek mi?!"…

Hiç kuşkusuz ki; "her savaşın" bir barışı vardır..

Ki o da; uzlaşı ve masadır..

***

Suriye hadisesinde nasıl bir "yol seyri" olacak, işte o meçhul!

Niye derseniz?

Çünkü Türkiye'nin karşısında "iki cephe" var…

Lakin, iki cephede de "kırmızı çizgisi" bulunuyor.

Öyle ya...

ABD cephesinde, kim var?

PYD/PKK var?..

Siyonizm var.. AB var..

Eee..

Zeytindalı, "PYD/PKK'ya" yönelik yapılmıyor mu?..

Yapılıyor..

O zaman; ABD cephesiyle 'sürecin" barışçıl serüveni konuşulmaz..

Masaya gidilmez…

Türkiye bu "masada oturmam" şartını, ilk gün ilan etmişti…

***

Peki, diğer karşı cephede kim var?..

Bakıyoruz..

Rusya..

İran..

Ve Esed…

Tabi, Rusya ve İran ile "kısmi bir" diyalog var...

İstişare ediliyor..

Amma velâkin, yanlarında Esed var…

Türkiye ne diyor?

1 milyon Suriye'nin ölümünden sorumlu biridir…

Görüşmem…

Diyaloga da girmem, bulunmam…

İlla ki; gidecek…

***

Şimdi hal böyle olunca…

Türkiye açısından durum neyi ikmale getiriyor…

"Yalnızlık!"

Ve gidişatın "meçhuliyetiyle" tek başına!...

İki eksenli açılan bir makas!?..

Diyeceksiniz ki…

İlla ki; "masa olacak, illa ki görüşme olacak, illa ki "çözüm" olacak…

Çünkü bu hal; ilelebet "devam edecek deği?!"

İyi de; nasıl olacak?

Esed’le mi?

PYD/PKK ile mi?

Şu bir hakikattir, Suriye eski Suriye değil…

Ne toprak bütünlüğü kaldı…

Ne rejim…

Ne de iktidar?

Hiçbiri kalmadı…

Üç'e bölünmüş durumda…

***

İşte bu harita değişikliğine karşı; "kırmızı çizgilerimiz de" değişir mi?

Değişse, hangi yöne olur?

İşte ona da; "genel bir kanaatle" siz karar verin…

Neyse…

Ben artılara bakarım…

Okyanus ötesi mi?…

Kapı komşu mu?

Hayırlı cumalar…

***

SORUM VAR?

Dün de; ifade etmiştim!

Şu;

Alçak ve sapık "şahsiyetlerle" alakalı verilmesi gereken cezaya dair…

Toplumun;

İnancına,

Vicdanına,

Örfüne ve âdetine uygun,

Pek tabi ki "ibret-i alem" noktasında caydırıcı olmalıdır.

Lakin konuşan "Kimyasal hadım…"

***

İşte bu noktada sorum var?

Diyelim ki.

Tecavüzcüyü.

Sapığı…

Tacizciyi.

İğrenç emel sahibi alçağı "hadım" ettik.

"Cinsel isteğini" ortada kaldırdık.

İyi de…

Alçağın "ruh sapıklığını…"

Psikopatlığını…

Caniliğini "nasıl ortadan" kaldıracaksınız?

Asıl "vahim nokta" burası…

Azıcık buraya odaklanılsa…

Akıl edilse!

Belki, "zina" yasasındaki zafiyet, yeni yasada teşekkül etmez!

 

***

YİNE Mİ SAĞLIK...

Ne yazık ki…

Eee…

Boşuna söylenip, durmuyoruz…

Ki, dilimizde tüy bitmedi…

"Sağlık, Sağlıksız işliyor" demeyi…

Sağlık camiası, konuşuyor…

Diyor ki…

Eeeyyy idariciler!

Eeeyyy bu kentin etkili ve yetkili zevatı!

Seçilmişler…

Atanmışlar…

Toplumun öncü kadrosunda olduğunu, söyleyenler!

Sağlıkta olup bitene…

İstifalara…

Görevden alınmalara…

İhraçlara…

Atananlara…

Görevlendirmelere; "ketum" haliniz nicedir?

***

Huzursuzluk var…

Kaygı ve endişe var…

Belirsizlik var…

Yani ürkütücü bir "kutuplaşma" ve "kaotik" ortam var?

Herkes birbirini kolluyor…

Öyle ki; "barut" fıçısı…

Önceki gün, Sağlık-Sen Başkanı Nurhaki Ensarioğlu ile konuştum!

"Ne oluyor" diye?

Çok şey söyledi, anlattı…

Ama şu cümlesi, "sağlıktaki tahribatı" anlatmaya yeter de artar…

Sağlıkta "egosunu tatmin etme" operasyonu var…

Hiç kuşkusuz ki…

Yoksa…

Kadın Doğum ve Çocuk Klinikleri Koordinatör Baştabip Yardımcısı Uzman Dr. Muhammed Asena…

Yine aynı birimde; Opr. Dr. M. Rıfat Göklü…

"Görevden" alınmazdı!

Çünkü, Asena İl Sağlık Müdürlüğüne "aday" olan isimler arasında idi…

**"

Tabi; görevden alınma!

Başarısızlıktan mı?

Görev ihmalden mi?

Yoksa denildiği gibi "egosunu tatmin" etmek adına mı; yapıldı?

Öyle ya!

Prof. Dr. Cengiz Demir neden; "bir hafta" içerisinde Başhekimlik görevinden istifa etti…

"Ben yokum" dedi…

Ki, Diyarbakır'a gelebilmek adına; 1.5 yıldır çaba vardı…

Demek ki işin içinde; "derin bir ego tatminiyeti" var…

Başka bir gerekçe var mı?

***

HANGİSİ DOĞRU?

Deniz Yücel…

Türk asıllı, Alman vatandaşı…

Gazeteci…

1 yıldı, "tutukluydu!"

Bir hafta önce…

Hakkında iddianame hazırlandı…

4 ila 18 yıl arasında; "hapis" istendi…

Ve tahliye edildi…

Ki bu tahliye, Merkel ve Yıldırım görüşmesinden hemen; 48 saat sonra oldu!

Şimdi tutuklanması mı?

Şimdi tahliyesi mi?

Tabi, Almanya'daki görüşme sonrasına denk gelmesi mi?

Hangisi, yanlış hangisi doğru?

Ben çıkaramadım…

Sizde bir kanı oluştu mu?

***

Unutmadan...

Darbeciler Almanya'da.

Teröristler Almanya'da…

Vatan hainleri Almanya'da…

Aranan suçlular Almanya'da…

Banka soyguncuları Almanya'da…

Ne iade ediliyorlar…

Ne yargılanıyorlar…

Bilakis himaye ediliyorlar?

Hangisi doğru, hangisi yanlış…

Ha bir de…

Almanya ne diyor?

Mahkemelerimiz tarafsız…

Hukuk…

Adalet…

Yargı "bağımsız", siyasi iktidar karışamaz!

Ama bizden; "şu adamı" bırakın diyebiliyor…

Peki biz!

Yargı bağımsız ve tarafsızdır.

Adalet ne derse o; diyebiliyor muyuz?

Bilemiyorum…

Diyor muyuz?

Neyse.

Diplomasi dili…

Hangisi yanlış, hangisi doğru siz karar verin!