Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

SEN, İNSAN MISIN!?

Her kim isen!.. "Vicdan, izan ve kalp" sahibi isen…

Sağcı da, solcu da, liberal de, sosyalistte olabilirsin..

Fikrin, siyasi düşüncen, kültürün ne olursa olsun..

Yani; "kendine" insanım diyorsan…

İster Türk ol..

İster Kürt ol..

İster, Laz, Çerkez, Acem ol…

Sünni ya da alevi ol!!!..

Her ne "ırktan ve inançtan" olursan ol!…

Eğer ki, "şiddeti" benimsiyorsan! …

Eğer ki, "teröre" rıza ve göz kırpıyorsan…

Eğer ki, ölüm, öldürme ve katliamlara benden-senden diyerek "seyirci" kalıyorsan..

Eğer ki, silahla, bombayla, uçakla insanların yok edilmesine "sessizlik" gösteriyorsan...

Eğer ki, "kan ve gözyaşını" doğuran insanlık dışı "orantısız" güçlere "hissiyat' göstermiyorsan…

Ve bu orantısız; "şiddet" can alıyorsa..

Ve bu toprakların; "evlatlarının" bedeni, çoluk, çocuk, kadın, laşlı sivil, asker, polis olarak toprağa düşüyorsa!…

Ve sen de, evet sen de; "kılını" kıpırdatmıyorsan..

Hamle geliştirip; "dur" deme cesaretini ortaya koyamıyorsan…

Korkak ve pısırık bir ruh haliyle; "kem kümlerle" işi geçiştiriyorsan!..

"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyen akla sahip isen…

Bil ki; sen "insan" değilsin!…

Hiç bir "mazeretin" arkasına da sığınamazsın!…

***

Sosyal..

Siyasal..

Ekonomik..

Ki kültürel bir gerekçeyi de ikmale getiremezsin!?..

Duruşun bu ise; bilesin ki, yaşanan, yaşatılan kanlı "atmosferin" baş aktörü sensin..

Çünkü, "vahşetin" seviciliğini yapıyorsun!…

Kulp'ta 7 sivil insanın "yola haince döşenen" bomba ile hayatını kaybediyorsa…

Geriye 13 yetim kalıyorsa.

Üç acılı eş çaresizliğe mahkum ediliyorsa..

Kalbinde, bu acıya dair küçük "bir sızıntı" oluşmuyorsa…

Yüreğin burkulmuyorsa..

"Allah belanızı versin, masum insanlara niye kıyıyorsunuz" diyecek cesareti gösteremiyorsan!...

Evlatları "dağa" giden annelerin, "yanık yüreklerindeki" ağıtlar, sende "bir his" uyandırmıyorsa..

İşkenceden..

Faili meçhulden…

Kayıp evlatların "akıbetini" sorma gibi bir "akıl" üretmiyorsan...

Evi, barkı, malı mülkü "ateşe" verilerek yakılan..

Göçe..

Baskılara..

Enva-i aşağılıklara; "aşağılık" bir karakterle; "bana ne" diyorsan!…

***

Hele ki, Devletin…

Yani, devletin içerisine nüfuz eden şuursuz ve idraksizlerin yaptıklarına; "ses" çıkaramıyorsan…

Yapılan "vahşi muamelelere"; bu bir "kötülüktür" çığlığında bulunmuyorsan…

İnsani bir "his ve yumuşama" kalbinde çarpıntı olarak kendini göstermiyorsa…

Siyasetin işgüzarlığına..

Politik çıkar, batağına ses etmiyorsan..

Nefretin; "şiddeti" mazur gören noktada; "körükleyici" bir karakterle işlev görüyorsa…

Ve sen de; "zulmün" argümanlarını iştahla, gururla, böbürlenmeyle "bak nasıl" diyerek, savunuyorsan!…

Sana yapılmayanı; "başkasına" reva görmede imtina etmiyorsan!..

İnsanların "ölümüne" sevinip, çalgılı, sözlü keyfiyetle kadeh tokuşturacak kadar tinetli bir "ruha" sahipsen!..

Zalimleri alkışlayan, zulümlerinden de "mutluluk" duyup, eğleniyorsan!?..

Demek ki, sen!…

Eli kanlı; caniden..

Eli kanlı, teröristten..

Eli kanlı güruh sistemden "beter" bir karakter ve kişiliktesin!…

***

Çünkü, sende!…

Barışın..

Kardeşliğin..

Birliğin..

Dirliğin..

Özgürlüğün, eşitliğin, hak, hukuk ve adaletin "zerresi" yoktur!..

Vatan sevgisi..

Devlet sevgisi..

Bayrak sevgisi, hak getire bir müsveddesin!..

Irkın da yok..!

İnancın da yok..!

Milletin de yok!….

Var olan; "ahlaksız, şuursuz, idraksiz, izansız" pis bir vahşi kandan beslenen vampir bir yaratıksın!?..

***

Hasılı kelam..

İnsan..

İnsan olma kaygısını yitirip de, sahip olmayı varoluş kaygısı katına yükseltirse..

Bilmeli ki, kendisini de, kendisi dışındaki her şeyi de "yok olmanın" eşiğine sürükler...

Yani insan "insan" olma noktasında "kendisine" sahip çıkmalı..

Yoksa; "insan" diye bir "mahlukat" olmaz!?..

Maalesef şu anda; dört bir tarafımızda bu "karakterler" cirit atıyor…

***

YAKILAN MUM…

Hazreti Ömer (r.a.).

Halife.

Bir gece; makamında ashaptan biri ziyaretine gelir.

Selam verir.

Ama selamı alınmamıştır.

Oturur.

Hz. Ömer (r.a.) işiyle meşgul.

Sahabe bekler.

Hz. Ömer çalışır.

Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.

İş biter.

Hz. Ömer mumu söndürür.

Bir başka mumu yakar.

O anda selamını alır.

Konuşmaya başlar.

Sahabe sorar:

- Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın..

Ondan sonra benle konuşmaya başladın?

***

Hazreti Ömer (r.a.):

– Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı.

O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah katında sorumlu olurdum.

Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım…

Ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım.

Sahabenin gözleri yaşarır…

Ellerini kaldırarak şöyle dua eder:

– Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer'i bizim başımızdan eksik etme!

***

Bu hikaye!...

Bugünkü siyasilerimize "kulağa küpe" olsun!…

Tabi anlayabilme vasfına haizler mi?..

İşte onu kestirmek zor!…

***

GERÇEKLERİ GÖREBİLMEK!

Üç kişi giyotinle idama mahkûm olur.

Bunlardan biri papaz, biri hâkim, biri de fizikçi...

* İdam sehpasına ilk papaz çıkarılır.

Başını giyotinin altına yerleştirir ve sorarlar:

– Son sözün nedir?

Der ki:

– Ben Tanrı'ya inanıyorum, O beni kurtaracaktır. Tanrı... Tanrı... Tanrı...

Giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur.

Halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:

– Onu serbest bırakın; Tanrı sözünü söylemiş ve onu korumuştur.

Böylece papaz idam edilmekten kurtulur...

*Sıra hâkime gelir, ona da sorarlar:– Demek istediğin en son söz nedir?

Der ki:

– Ben papaz gibi Tanrıya inanmıyorum. Ama adalete güveniyorum. Adalet... Adalet... Adalet...

Giyotini indirirler, giyotin hâkimin de boynuna birkaç santim kala durur...

Bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:

– Adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.

Böylece hâkim de boynunun kesilmesinden kurtulur...

* Sıra fizikçiye gelir. Ona da

– Son sözünü söyle derler

Der ki:

– Ben ne Tanrı'ya inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hâkim..

Bildiğim tek şey şudur:

Giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.

Görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler.

Düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar..

Toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin bir bedeli vardır.

O bedel ölüm bile olsa, gerçeklerin ortaya konmasıdır..