Kategoriler
Diyarbakır 07 Mart 2026
AnasayfaDiyarbakır › Haber
Diyarbakır

Öğretmeni Korumayan Geleceğini Koruyamaz!

Türkiye’yi yasa boğan Fatma Nur Çelik öğretmenin öğrencisi tarafından öldürülmesi olayı, şiddet sarmalı içerisinde toplumsal çürümeyi gözler önüne sererken, okul iklimine uzanan çok boyutlu toplumsal bir kriz olduğuna dikkat çekildi.

Haber Merkezi 04 Mart 2026 09:37 1

Filiz YAŞA/. M. Emin FİDAN
DİYARBAKIR(SÖZ)-İstanbul Çekmeköy’de öğrencisi tarafından öldürülen Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in ardından eğitim camiası yasa boğuldu. Sendika temsilcileri caydırıcı yasa ve güvenlik önlemleri isterken, eğitimci ve psikologlar sorunun aileden başlayıp okul iklimine uzanan çok boyutlu bir yapısal kriz olduğuna dikkat çekti.

Bir Cinayet, Bir Sistem Tartışması
İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bulunan Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan ve Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi, yalnızca bir adli vaka olarak değil, eğitim sisteminin güvenliği ve öğretmenin toplumdaki konumu açısından da derin bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Eğitimciler, sendikalar ve uzmanlar, yaşanan trajedinin ardından ortak bir noktaya işaret ediyor: Okullarda artan şiddet münferit değil; hukuki boşluklardan psikososyal eksikliklere, aile yapısından toplumsal değer erozyonuna kadar uzanan geniş bir krizin yansıması.

“Kalemin Olduğu Yerde Kaba Kuvvet Barınamaz”
Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Ramazan Tekdemir, yaşanan olayın tüm eğitim camiasının yüreğini yaktığını belirterek, Fatma Nur Çelik’e rahmet, ailesine ve meslektaşlarına başsağlığı diledi. Tekdemir, öğretmene yönelen şiddetin yalnızca bireysel bir saldırı değil, milletin geleceğine, irfanına ve medeniyet değerlerine yapılmış alçakça bir saldırı olduğunu söyledi.
“Kalemin olduğu yerde kaba kuvvet, fikrin olduğu yerde şiddet barınamaz” diyen Tekdemir, öğretmeni koruyamayan bir sistemin çocuklara adalet ve huzur vadetmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Eğitimciye yönelik şiddetin münferit değil, sistematik bir itibarsızlaştırma sürecinin sonucu olduğunu savunan Tekdemir, okulların “müşteri memnuniyeti” anlayışıyla yönetilmesinin öğretmeni savunmasız bıraktığını dile getirdi.
Cezasızlık algısının suçu beslediğini belirten Tekdemir, mevcut yasal düzenlemelerin caydırıcı olmadığını vurguladı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda eğitimciye yönelik şiddetin ceza sınırlarının artırılması gerektiğini ifade eden Tekdemir, her okulda bütçesi bakanlık tarafından karşılanan profesyonel güvenlik görevlilerinin görevlendirilmesini istedi. Disiplin yönetmeliklerinin de öğretmenin manevi şahsiyetini koruyacak ve otoritesini güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
“Kınama mesajlarından bıktık, icraat bekliyoruz” diyen Tekdemir, hukuki sürecin sendika avukatları tarafından sonuna kadar takip edileceğini ve failin en ağır cezayı alması için adalet mücadelesi vereceklerini belirtti.
Tekdemir, tedbirler konusunda şu önerileri sundu.  
1. Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) nda eğitimciye yönelik şiddet için öngörülen ceza sınırı arttırılmalıdır.

2. Okullarda Güvenlik Zafiyetine Son Verilmelidir: Okullarımız şiddet tacirlerinin cirit attığı yerler olamaz. Her okulun güvenliği, bütçesi bakanlıkça karşılanan profesyonel güvenlik görevlileri tarafından sağlanmalıdır.

3. Hukuki Süreçlerin Takipçisiyiz: Fatmanur Çelik meslektaşımızın uğradığı bu saldırının adli sürecini sendika avukatlarımızla sonuna kadar takip edeceğiz. Failin en ağır cezayı alması için adalet koridorlarının bekleyicisi olacağız.

4. Disiplin Yönetmeliği Revize Edilmelidir: Okullarda disiplin ve otorite yeniden tesis edilmeli; öğretmenin manevi şahsiyetine saldırıyı engelleyecek caydırıcı yaptırımlar yönetmeliklerde yer bulmalıdır.


 


Eğitim-Sen Şubeleri 

Eğitim Sen Diyarbakır 1 ve 2 No'lu Şube üyeleri, İ Öğretmen Çelik’in öldürülmesi olayına tepki göstermek için  İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi. Açıklamaya KESK’e bağlı sendikalar ile Birleşik Emekliler Sendikası da destek verdi. 1 No’lu Şube Başkanı Serhat Kılıç, yaşanan saldırının bireysel bir suç olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, şunları söyledi: “Bu yaşanan olay elbette biliyoruz ki basit bir cinayet olan bir suç değil. Yaşanan bu durumun arkasında çok büyük bir toplumsal çürüme, eğitim emekçilerinin itibarsızlaştırılması ve toplumda her gün artarak devam eden ve okullara da yansıyan şiddet sarmalının çok büyük bir payı var.  Hiçbir suçlu tek başına bu noktaya gelmiyor. Suçları oluşturan bir toplumsal zeminin olduğunu gösteriyor. Bu anlamda en başta tüm toplumun sorumluluk alması gerekiyor.Bunun yanı sıra yanı sıra eğitim politikalarının da böylesi sorunları giderici bir boyutta olması gerekiyor. Ama biz burada eğitim emekçileri olarak buradayız. Bu sorumluluk bizdedir de biz eğitim öğretim süreçlerinde birlikte olduğumuz çocuklara yeni bir bakış açısı kazandırabilmeli ve bu anlamda var olan tüm bu kötülüklere sebep olan bu zihniyeti çocuklarımızda, öğrencilerimizde değiştirebilmeliyiz. Ancak gerçek anlamda çözüm bu şekilde sağlanabilir diye düşünüyoruz.”

“Bu saldırı münferit değildir” 

Eğitimciler adına açıklamayı okuyan 2 No’lu Şube Başkanı Duygu Özbay, “Açıkça ifade ediyoruz, bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir.”

  

“Sorun Psikososyal Güvenlik Meselesi”
Uzman öğretmen Filiz Aküzüm ise olayın yalnızca güvenlik açığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Okulların yalnızca akademik bilginin aktarıldığı yerler değil, aynı zamanda duygusal düzenleme, değer gelişimi ve sosyal uyumun inşa edildiği kurumlar olduğunu vurgulayan Aküzüm, özellikle ergenlik döneminde dürtü kontrolü ve öfke yönetimi süreçlerinin yeterince desteklenmemesinin ciddi riskler oluşturduğunu söyledi.
Aküzüm’e göre rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin güçlendirilmesi, erken risk tespit mekanizmalarının kurulması ve öğretmenlerin kriz yönetimi konusunda sistematik biçimde desteklenmesi zorunlu hale geldi. Okul-aile iş birliğinin kurumsal ve sürdürülebilir bir zemine oturtulmasının da öğrencilerin davranışsal ve duygusal değişimlerinin erken fark edilmesini sağlayacağını belirten Aküzüm, eğitimde güvenliğin yalnızca fiziki tedbirlerle değil, psikolojik güvenlik ve sağlıklı okul iklimiyle mümkün olabileceğini dile getirdi.

“Şiddetin Kökü Ailede ve Toplumsal Değer Erozyonunda”
Psikolog Elif Nur Alver ise artan öğretmen cinayetlerini değişen toplum dinamikleri ve aile yapısıyla ilişkilendirdi. Eğitimin ve öğretmenin değersizleştirilmesinin uzun vadede ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Alver, güç, haz ve üstünlük odaklı bir anlayışın çocuk yetiştirme pratiklerini de etkilediğini söyledi.
Alver’e göre çocukların küçük yaşta sergilediği vurma, itme ya da hakaret gibi davranışların görmezden gelinmesi ya da sempatik bulunması, ilerleyen yaşlarda daha büyük şiddet davranışlarının önünü açabiliyor. “Sana vurana sen de vur” anlayışının çözüm üretmeyen, doğrudan şiddeti normalleştiren bir yaklaşım olduğunu belirten Alver, ailelerin bilinçdışı eksiklik duygularını çocukları üzerinden telafi etmeye çalışmasının da sağlıksız bir zemin oluşturduğunu ifade etti.

Cezaların caydırıcılık etkisinin yetersizliğinin bu tabloyu ağırlaştırdığını söyleyen Alver, aileler, eğitimciler, medya ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Medyada şiddeti normalleştiren içeriklerin sınırlandırılması, öğrencilerin değer yargılarını güçlendiren eğitim programlarının artırılması ve toplumsal farkındalığın yükseltilmesi gerektiğini kaydetti.

Ortak Nokta: Çok Boyutlu ve Yapısal Çözüm
Sendika temsilcisi yasal ve idari düzenlemeleri, eğitimci psikososyal destek mekanizmalarını, psikolog ise aile ve toplumsal değerler alanındaki dönüşümü işaret ediyor. Farklı pencerelerden yapılan değerlendirmeler tek bir gerçeğe çıkıyor: Okullardaki şiddet, yalnızca bir güvenlik açığı değil; hukuki, kurumsal ve toplumsal boyutları olan yapısal bir sorun.
Fatma Nur Çelik’in ölümü eğitim camiasında derin bir yara açtı. Ancak geriye, cevabı ertelenemeyecek bir soru kaldı: Öğretmeni koruyamayan bir sistem, yarının toplumunu nasıl koruyacak?

Paylaş
Etiketler