Bir çok yazımda birlik ve beraberliğin önemine değinmiş, teröre karşı mücadelenin bir öncelik olduğunu, eleştiri ve kusur bulma yerine, en iyisi yapmamız gerektiği fikri üzerinde durmuşumdur.
Terörle mücadele milli bir dava olarak ele alınmalı, siyası bir rant elde etme veya bazılarını cezalandırmak için kullanılmamalıdır.
Milli mücadelenin sivil kısmında, diyanet ve camiası en ön safta yer almalı, talep bekleme yerine talep oluşmasını sağlamalı, siyası görüş ve fikirlerle aynı mesafede olunmalı, dışlayıcı değil birleştirici olmalıdır.
Bizler kendi vatandaşımız, şehirlimiz, kasabamız, mahallemiz, komşumuz, arkadaşımız ve akrabamız ile diyalog kurmasını bilmiyor, beceremiyorsak veya ihmal ediyorsak, boşluğu gören şer güçleri değerlendirecek, kandırdıkları ile hepimizin huzurunu bozup başımıza bela olacaklardır.
Devlet, sosyal projeler, ekonomik ve güvenlik tedbirleri ile üzerine düşeni yaparken, devletin kamu kurum ve kuruluşları memur mantığı ile değil seferberlik şuuru ile hareket etmelidir.
Ülkenin zenginleri, iş adamaları, prof, doç, akademisyani ve eğitimcileri kanayan yaraya merhem olmak için çaba harcamalıdırlar.
Evet herkes ama herkes, siyası ve ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakmalı, terörü besleyen unsurlar ve sebeplerin minimize edilmesi için var gücü ile çalışılmalıdır.
Ülkenin en büyük STK ası olarak kabul ettiğim aynı zamanda bir devlet kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve onların taşra teşkilatı olan müftülüklere de bir şeyler diyeceğim.
Sayın il ve ilçe Müftülerim, müftü yardımcılarım, vaiz, murakıp, Kur'an kursu öğretmeleri, imam-hatip, müezzin ve emekli olmuş tüp personeli, ülkenin birliği ve bekası için bizlere ve sizlere daha fazla görev düşmekte.
Halkla iç içe olmamız gerekir, namaz kılmıyor diye dışlamamak, içki içeni, esrar kullanan, hırsızlık yapanı da insan kabul edip, diyalog kurmasını bilip doğru yolu göstermeye çalışmak lazım.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, iman etmeyeceğini bildiği halde, yine de ebu cehile dini tebliğ etmiş, onun yapmış oldukları davetine icabet etmiştir.
Özellikle doğu ve güneydoğuda görev yapan diyanet mensuplarının, giyim ve hareketleri ile halkın gönlünde taht kuran biçimde olmalıdır.
Vefat eden zenginlerin yanında, fakir kimsesiz, yalnız, kötü yola düşmüş biri dahi olsa taziyesine gidilmeli veya en azında bir temsilci gönderilmelidir.
Fakir ve kimsesizlerin taziye ziyaretine, örfe uygun, incitilmeden maddi destekte bulunulmalıdır.
Düğün, hastalık gibi sevinç ve üzüntülerde, müsaitse müftü, değilse personelden biri özellikle fakir kimselerin ziyaretine gidilmelidir.
Eğitime önem verilmeli, okul idarecileri ile diyalog içinde olunmalı fakir ve kimsesiz öğrencilere maddi ve manevi yardımlarda bulunulmalıdır.
Üniversiteyi kazanmış ve ya kazanma potansiyeli olanları, imam veya müzzin tespit etmeli, müftülüklere bildirilmeli maddi ve manevi destek verilmeli.
Kısaca Müftülükler bünyesinde bu tür konuları araştıracak, çözüm üretecek birimler oluşturulmalı emekli olmuş personelden azamı yararlanmalıdır.
Terör, gençlerimizi bir hiç uğruna kandırmakta, dış güçlerin maşası haline getirmekte, maddi tahribatın yanında en çok manevi tahribatı yapmaktadır. Müslüman bir anne babanın çocuğu, dinine vatanına hıyanet edebilmektedir. Onun için terörün sivil kanadına mücadelede en büyük görev diyanet camiasına düşmektedir.
Terör, otuz yıldan fazladır otuz binden fazla can almış, otuz milyar dolardan fazla harcama yapılmış, netice itibarı ile kalıcı bir başarı elde edilmemiştir.
DUA VE SELAMLARLA