CUMHURBAŞKANI DEDİ Kİ (BAŞARACAĞIZ GALİBA)
Eklenme: 3.10.2009 00:00:00

TBMM sinin açılış konuşmasını yapan Sayın Cumhurbaşkanını geçen dönem Milletvekilliği yapmış olan bazı arkadaşlar ile yazıhanemde televizyondan  birlikte izledik.

Sayın Cumhurbaşkanı ülkemizin gündeminde bulunan hemen her konuya ana başlıkları ile değindi.

Türkiyenin dıştan dayatmalarla hiçbir sorunu çözemeyeceğini, yani Türkiyenin buna zorlanmasının kimseye faydası olmayacağını vurgularken, Kıbrıs konusunda statükoyu koruyan eylem ve girişimleri örnek gösterdi.

Konuşma sürerken arkadaşlar bu ne anlama geliyor diye bir soruyu bana yönelttiler.

Ben de sektirmeden cevap olarak, Sayın Cumhurbaşkanı hemen her konuda oludğu gibi Kıbrıs konusunda da Türkiyeye kimsenin baskı yapmaması gerektiğini, Batılıların ve başta Yunanistan olmak üzere Kıbrıs Rum yönetiminin bugüne kadar takındıkları tavırlarından ödün vermez tutumalarının Kıbrısta kapıların kilitlenmesine yol açacağını , bu hale daha fazla dayanmının imkansız olduğunu ifade ediyor. Türkiyenin ve Kuzey Kıbrıs Türk Yönetiminin Annan Planı çerçevesinde görüşmeleri sürdürdüğünü, fakat bunun ilanihaye devam etmesinin imkansız olduğunu belirtiyor. Türkiyenin Kıbrısta iki kesimli,Anayasal eşitlik temeline göre teşkil edilmiş Federe Devletlerden oluşan bir birlikteliği sonuna kadar desteklediğini, bundan taviz vermenin imkansız olduğunu anlatıyor. Türkiyeyi bu meselede anlamayanların, yani verdiği tavizlerin önemini kavramayanların zararlı çıkacağını ifade ediyor dedim.

Aslında Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasında sorunlara değinirken oluşturduğu "temel", herkesin her istediğini elde edemeyeceği, karşılıklı tavizler verilerek sorunların çözülebileceği, bunun hakkaniyete , insan hak ve hürriyetlerine daha uygun olduğu noktasında toplanıyordu.

Bence bu kurgu konuşmasının bütününe yayılmış ve "ana omurga" çok sağlam tutulmuştu.

Bu ana omurga , Sayın Başbakanın sorunlara karşı bulduğu "Kazan,Kazan" formülüne çok benziyordu.

İşte bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanı özet olarak "insanların bir potoya sıkıştırılıp eritilerek tek tipleştirilemeyeceğini, bunun insan fıtratına aykırı olduğunu, bu tür girişimlerin şimdiye kadar kimseye, hiçbir ülkeye yarar sağlamadığını , büyük sıkıştırmalar sonrasında büyük patlamaların meydana geldiğini, bu sırada ortaya çıkan büyük kavgalar sebebiyle insanların derinden yaralandıklarını ve bir daha biri birlerinin yüzüne bakamayacak duruma geldiklerini , aslında bunun herkes için bir felaket olduğunu" söyledi ve "insanları kendi özgün yapıları içerisinde kabul etmenin insan doğasına daha uygun olduğunu, çeşitliliğin , farklılılığın ayrışma ve çekişme sebebi değil, zenginlik olarak kabul edilmesinin herkese büyük yararı olacağını" ifade etti.

Bu mesajlar açılım sürecinde yapılması gerekenleri izah etmesi bakımından çok enteresandı. Sayın Cumhurbaşkanı herkese bu sürece yardımcı olmaları gerektiğini söylüyor ve eğer tek tipleştirme devam eder, potaya konulan insanların başları üzerinde kaynar sular kaynatma politikalarından vazgeçilmez ise, patlamanın çok büyük olacağını ve meydana gelen olaylar sebebiyle insanların biri birlerinin yüzüne bakamaycaak hale geleceklerini ifade ederken "DEVLETE"  , farklılıklardan ayırımcılıklar üretip, Milletçikler yaratma çabası için, DTP(Kürt tarafına) ye mesajlar veriyordu.

Yani kimse her istediğini elde edecek diye bir şey yok. Herkes fedakarlık yapacak, ülke bütünlüğü konusunda hassas davranacak. Karşılıklı adımlar atılacak. 30 yıldan beri uzak diyarlara gitmiş kardeşler adım adım biribirlerine yaklaşacaklar, sonra hiç kimsenin müdahalesi olmaksızın yeniden biri birlerine sarılarak hasret giderecekler.Bu sorunu çözecek irade bizde fazlası ile var.

Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı konuşma esnasında bir süre önce Bildbordlara asılan "Güçlü Ordu, Güçlü Devlet" sloganına da Sayın Komutanların gözü önünde göndermelerde bulundu.

"bir ülkenin varlığını devam ettirmesinde güçlü bir orduya sahip olmanın çok önemli olduğunu, ancak güçlü bir Devletin sadece silah araç ve gereçleri bakımından iyice donatılmış bir orduya sahip olması ile temin edilemeyeceğini, bir devletin güçlü bir ordu yanında, halkını sosyal ve siyasi politikalar bağlamında geliştirmiş, iyi bir ekonomi, iyi eğitimli insanlar,girişimci/müteşebbis iş adamları, komşuları ve dünyanın diğer bütün ülkeleri ile güzel diyaloğlar kurma becerisini göstermiş siyasi aktörleri ile sağlanacağını" söylerken sadece silaha yapılan yatırımlar ile bir yere varılamayacağını da ortaya koyuyordu.

Aslında Sayın Cumhurbaşkanı TBMM de konuşmasını yaparken ülkenin bütün siyasi aktörlerinin bir arada olmasının "heyecanını" da yaşıyordu.  Barış sürecine katkı bağlamında ,Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının TBMM deki oturuma katılmaları,heyecanı büyüttü. Cumhurbaşkanı da o heyecanla herkesi memnun eden bir konuşma yaptı.

TBMM sinin çatısı altındaki "potada" erime yoktu.

Saygısızlık yoktu.

Yok sayma yoktu.

Atılan adımlar doğruydu,

Korkuya, endişeye mahal yoktu.

Türkiye oradaydı.

Toplantı öncesi ve sonrasında herkes biri birine çok saygılıydı.

Başaracağız galiba.