Mazıdağının Bilge köyünde yaşanan dram bir iki hafta içerisinde tavsar, yerini başka problemlere bırakır. Bir süre sonra bizler olan biteni unuturuz. İnsanlar tarih tekerrürden ibarettir , ama ibret alınarsa tarih tekerrür etmez derler. Yani başımıza gelen özellikle kötü işlerden ibret alıp tedbirlerimizi ona göre oluştursak, bir daha buna benzer kötülükleri yaşamak gibi bir zillete mahkum olmayız. Ancak ibret alınmıyor olacak ki, hep kötülükler tekrar edip duruyor. Bilge köyündeki olay bize, yöresel örf ve adetin, ticari ilişkilerin, menfaat çekişmelerinin , aile ve namus kavramının , dini inancın hala ne kadar cahilane duygularla değerlendirildiğini açıkça gösterdi. Bir sosyoloğ bu olayı değerlendirdiğinde eminim şöyle söyleyecektir. Bu köyde din hiç anlaşılmamış, namaz kılan insanlara yoksa kim , nasıl ateş edebilir, Allah sevgisi ve korkusu zerre kadar yer etmemiş, İnsanların biri birlerine en küçük biçimde saygı ve sevgileri yok. Ticari münasebetler ilkel toplumların ilişkilerinden çok daha kötü, hatta berbat. Aile kavramı tamamiyle sığ ve menfaate dayalı. Yiğitlik, erkeklik, mertlik kavramları "yöreyi"teğet geçmiş. Sosyal ilişkilerde "bencillik" tavan yapmış. Düşmanlık duygularının sınırı yok. İki ülke arasındaki savaşlarda bile görülmeyen ve yapılması halinde savaş suçu teşkil eden davranışlar beşeri ilişkilerin temelini oluşturuyor. Bilge köyde yapılan katliam ne kadar vahşice ise, eylem sonrasında verilen ve sanki bir ön ateşkesin ilanı olarak taraf ilişkilerini düzenleyen kararlar da o kadar vahşi. Köy küçük, herkes biribirini tanıdığı, hatta akraba olduğu için kız alıp vermeler olmuş. İşte onlardan birisi Asuman Çelebi. Olayda 4 kardeşini ve annesini kaybetti, yani olayın mağdur tarafında idi. Ancak Asuman aynı zamanda sanık tarafının gelini idi. Asumanın 1,5, yaşında bir oğlu vardı ve 3 aylık hamile idi. Kocası Şükrü Çelebi herhangi bir olaya katılmamıştı. O gün köy dışınaydı. Sanık tarafı köyü terkederken Asuman ne olacaktı, gidecekmi idi, kalacakmıydı. Babası çocuğunu gidenlere ver, sen kal dedi. Çocuğu kucağında öylesine kala kaldı Asuman. 21 yaşında idi. Ne yapacağını şaşırdı ve oracıkta olanların üstüne yığılıp kaldı. Bayılmıştı. Babası geldi , kızım kalacak dedi. Baba kızını korumaya alıyordu. Ama Asuman da anne değilmiydi. Onun çocuğunu, 1,5 yaşındaki Kadiri kim koruyacaktı. Güya Asuman istediği zaman gidip çocuğu görecekti, buna ses çıkartmayacaklardı. Nereye gidecekti Asuman, ne zaman gidecekti, onu kim götürüp getirecekti, Asumanın kocası bir eyleme karışmamıştı, onlar biri birlerinden niye ayrılıyorlardı? Kimse bu sorulara cevap vermedi. Güya Asuman küçük Kadiri bırakır ise öldürülmeyeceği ve karnındaki bebeğini doğurmasına kimsenin karşı çıkmayacağı sözünü almıştı. İşe bakın. Asuman kaldı köyde, henüz süt emmekte olan küçük Kadir göçüp gitti anasından. Olaya karışmamasına rağmen eşi Asumanı hiç aramayan Şükrü Çelebi için ne diyeceğiz. Böyle erkeklik olur mu? Böyle babalık olur mu? Böyle insanlık olur mu? Yiğitlik bu günlerde belli olur. Ortaya çıkıp,Valiye , Kaymakama veya siyasilere gidip, bana yardımcı olun, ben çoluk çocuğumu istiyorum, bana bir yer yurt bulun, yardımcı olun, iş imkanı yaratın yurdum yuvam dağılmasın, çoluğum çocuğum perişan olmasın niye demedi. Birileri bu işe neden el koymadı. Cumhurbaşkanımızın Sayın eşi büyük nezaket göstererek Bilge köyüne gitti. Asumanı arabasına aldı ve konuştu. Ama iş orada kalmalı mı? Hani hep dilimize pelesenk ettiğimiz TÜRKİYE SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİDİR, sözü!!! Devlet Sosyalliğini, hukuk kuralları içerisinde kalarak bugün göstermeyecek ise, ne zaman gösterecek? Hiçbir insani ve medeni kuralla ilgisi bulunmayan yöresel melanetlere teslim mi olacağız? Efendim Asumanın babası böyle karar verdi , bu durum onların hayrına imiş, eğer Asuman çocuğunu karşı tarafa verirse imiş, Kadir öldürülmeyecekmiş? Böyle bir şeye DEVLET nasıl göz yumdu? Buna göz yummak o kahrolası cahilliğe pirim vermek , ona teslim olmak değil midir? O zaman hiçbir akla, mantığa, insanlığa sığdıramadığımız bu örfü başımıza taç yapmış olmuyor muyuz? Lamı cimi yok, Devlet , yöresel örfün çarklarına eğer teslim olmadığını, bu eylemi hiçbir şekilde benimsemediğini ve eylem sahiplerinin yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağını gösterecek ise, işte yolu. Gidin Asumanın kocası Şükrü Çelebiyi bulun, Asumanı çağırın, köyü terkedenlere verilen küçük Kadiri alıp getirin, onlara bir yurt yuva kurun, iş verin ve bu aileyi birleştirin , bu dramı bitirin, bu hüznü sona erdirin.Çünkü bu işte ne Asumanın, ne küçük Kadirin ve ne de doğacak yavrunun bir kusuru yok. Asuman 21 yaşında,ailesinin hukuku açısından kimsesiz, sahipsiz ve çok biçare durumda. Kocası Şükrü Çelebi de herhalde o yaşlardadır. Yani her ikisi de gerçekten yardıma , desteğe, bir yol göstericiye muhtaç. Bu açıdan başta Mardin Valisi olmak üzere Mazıdağı kaymakamına çok iş düşüyor. Bu işi halletsinler. Ama onlar bu işin üstesinden gelemezler ise, sosyal meselelere olan duyarlığı , aile ilişkilerindeki hassasiyeti sebebiyle eminin Sayın Cumhurbaşkanımızın eşleri başlatmış oldukları girişimi devam ettirecektir. Aynı durum Pınar ve Ferhat Çelebi için de söz konusu. Onların da 1,5 yaşındaki oğulları M.Ali ,şu anda Anne ve Babasından ayrı. Pınar ile Ferhatın, Asuman ile Şükrünün aile hayatlarının kurtarılması, sürgit devam etmesi muhtemel yeni acıların önüne geçebilir. Haydi Hayrunnisa hanım(ANA) ,kurtar onları.