O GÜN GÖRDÜKLERİM BUGÜN HAYATA GEÇİYOR
Eklenme: 17.04.2012 00:00:00

Mesleğimin verdiği titizlik sebebiyle bugüne kadar yaşadığım olaylarla ilgili olarak aldığım notları, yazdığım belgeleri imha etmedim.

Bu devletin bugüne kadar seyri seferine bakıldığında, elimdeki belgeler hayra yorumlanmaz, aleyhime delil olarak kullanılır demedim, sakladım.

İşte onlardan birisini şimdi gündeme taşımanın tam zamanı.

Tarih 17.05.2004.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bir şikayet dilekçesi gönderiyor ve olay sanıkları olarak vasıflandırdığım İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Zekeriyya Beyaz hakkında, TCK nun 311 ve 312.maddelerini ihlal etmelerinden ötürü suç duyurusunda bulunuyorum.

Dilekçenin önemli kısımları şöyle:

Yukarıda isimleri yazılı sanıklar, 17.05.2004 günü, halkın idaresinin tecessüm ettiği yer olan TBMM sinde kabul edilen YÖK yasa tasarısını protesto etmek amacı ile yasa dışı bir yürüyüş düzenlenmişler ve bu yürüyüş esnasında TCK nun 311 ve 312. Maddelerinde ifadesini bulan, HALKI SUç İŞLEMEYE TAHRİK VE TEŞVİK SUçUNU İKA ETMİŞLERDİR.

Sanıklardan Kemal Alemdaroğlu baskıcı ve dayatmacı yöntemlerle düşüncelerimizin susturulacağı sanılıyor ise, bu yanılgıdır. Bu pahalıya mal olur biçiminde açıklamada bulunmuş, böylece Yüce Mecliste Anayasanın tanıdığı bir hakkı icra eden biz Milletvekillerine hakaret etmekle kalmamış, ayrıca yasama görevinin ifasının bizlere pahalıya mal olacağını ifade ederek, TCK nun 311 ve 312. maddelerine aykırı davranmıştır.

Diğer sanık Zekeriyya Beyaz ise basın aracılığı ile yapmış olduğu açıklamada bu ülkenin vazgeçilmez dinamikleri vardır, Genelkurmaya, YÖKe ve Milletin değerlerine yanlış yapılmaz. Yanlış yapılıyor ise sokağa çıkmak yetmez, arkasından başka şeyler de gelir biçiminde açıklama yapmış, kendisine başka şeyden kastınız darbe mi sorusu üzerine, onlar anlar, Erkanı Harbiye ile çatışılmaz şeklindeki açıklaması ile TCK nun 311 vei 312. Maddelerini açıkça ihlal etmiştir.

TBMM si bu yasama döneminde, çok büyük gayretlerle halkın istek ve arzularının gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalara sahne oluyor.

Yıllardan beri AB liğine giriş gibi, Kıbrıs gibi, Enflasyon gibi kangren olmuş sorunlar Yüce Meclisin çıkardığı kanunlar ve Ak Parti hükümetlerinin basiretli çalışmaları ile çözülüyor.

Bu güzellikleri çekemeyenler, tabir caiz ise kıskançlık içerisinde olanlar, yeniden huzur ve refah ortamını bozmaya ve bulundukları karanlık yerlerinden başlarını çıkartmaya başladılar. Demokrasinin kuralları içerisinde kendileri için çıkış yolu bulunmayanlar, kötü emellerine Orduyu alet ederek ulaşma çabasındalar ve suç işliyorlar diyerek, zanlılar hakkında işlem yapılmasını istemişim.

O günden bugüne yapmış olduğum bu suç duyurusu ile ilgili olarak Savcılık tarafından herhangi bir karar verilmedi veya verilen karar bana gönderilmedi.

Öyle anlaşılıyor ki, bir şekilde verilen takipsizlik kararı, sümen altı edilerek, yasal tebligat işlemleri yapılmamış ve böylece benim itiraz hakkımı kullanmama engel olunmuş.

TBMM sinde yapılan çalışmaları, çıkarılan kanunları kendi yararlarına bulmayanlar, kalkmış orduyu kullanarak Milli İradeyi tehdit etmişler. TBMM si İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkan vekili sıfatım ile yapmış olduğum şikayet, onların hempaları tarafından dikkate alınmamış.

Ben de başıma neler gelir demeden eşek arılarının yuvasına çomak sokmuşum.

Dünkü yazımda belirttim; Yaşar Büyüanıtın görevlendirmesi ile Jandarma Genel Komutanı Fevzi Türkeri tarafından yalan, yanlış ve iftiralarla dolu fişlenmeye tabi tutulmuşum.

Jandarma Genel Komutanlığı Antetli fişleme yazısı/on sayfalık/ yazı elimde.

Bu kişiler hakkında dava açılmasını bekliyorum.

O zaman gidip müdahil olacağım ve o belgede hangi bakanların ve milletvekillerinin fişlenmiş olduğunu/izinlerini alarak/ belirteceğim. Veya zaten belgeler Mahkemeye intikal ettiğinde, kimlerin fişlenmiş olduğunda basının, dolayısı ile sizlerin haberi olacak.

28 Şubat sürecinin hızlı generali, yapmış olduğu yasa dışı eylemleri, Milli Güvenlik Kurulu kararlarının gereğini yerine getirmek olarak savunuyor.

İşinin ehli Savcılar Milli Güvenlik Kurulu 6 Milyon insanı fişle, özel hayatlarına müdahale et, millete cambaza bak derken Bankaları hortumla, halkın en mukaddes değerlerini, yani İslam Dininin gereklerini yerine getirmeye çalışanları mürteci olarak vasıflandır, bu kişileri sindirmek için yalan yanlış tezvirat yap, iftira at, emirlerine itaat etmezlerse her türlü şantajı kullan, dahası ülkeyi sabah akşam darbe yapılacağı tehdidi altına tutmu demiş?

28 Şubatın son ve en önemli halkası 27 Nisan bildirisidir. O bildiriyi yayınlayan yaşar büyükanıt, Ak Parti hükümetini yıkmak ve dini hassasiyeti üstün basan cemaatleri ortadan kaldırmak amacı ile İnternet siteleri kurdurmuş ve bu siteler yıllarca kara propaganda yapmışlardır.

Döneminde bu sitelerin bir kısmını kapatan İlker Başbuğ içeride, siteleri kurduran yaşar büyükanıt hala dışarıda.

Şahıs hakkında işlem yapılması için, kurdurmuş olduğu kara propaganda siteleri ve 27 Nisan E muhtırası kafi değilse, 2004 yılında Ak Partili Milletvekillerini ve Bakanlarını fişleten çalışması da göz ardı mı edilecek?

Yaşar büyükanıt hakkında işlem yapılmayınca, hep onun Sayın Başbakan ile Dolmabahçede yapmış olduğu görüşme öne sürülüyor ve bu görüşmenin adama sanki koruma zırhı sağlamış olduğu tezviratı yapılıyor.

Ben Sayın Başbakanımızı tanıyorum ve o görüşmede gerek kişisel ve gerekse hükümet açısından bir sıkıntının ortaya çıktığını düşünmüyorum. O nedenle yaşar büyükanıtın sığındığı zırhın artık dikiş tutmayacak kadar delindiğini ve bu ülkeye durduk yere yaşatılan darbe halkalarından en sonuncusunun soruşturulmayarak ucunun açık bırakılmasını, halka yaşatılacak en büyük kötülüklerden birisi olarak görüyorum.

2004 yılında bir başıma suç duyurularında bulunarak yaptığım girişimler, çok şükür o gün olmasa da bugün sonuç veriyor. Olayın yaşar büyükanıt kısmı tamamlanmaz ise, niye ben şaşı mıyım diyeceğim.