Gerek Sayın Başbakan ve gerekse Hükümetin en yetkili kişilerinden birisi olan Bülent Arınç bey, süreç ile ilgili olarak yaptıkları konuşmalarda söyledikleri "Bu iş neye mal olursa olsun elimizden geleni yapacak, sorunu çözeceğiz" cümlesi her şeyi gayet iyi izah ediyor. Ben bu cümlenin mantığını şöyle anlıyorum. Kanın akması dursun, sorun çözülsün, tüm Türkiye insanı birlikte yaşamanın erdemine varsın, anaların göz yaşı akmasın,bayraklara sarılı şehit cenazeleri anadolunun dört bir yanına dağılmasın. İster ise bunu yapmaktan ötürü kaybeden taraf biz olalım. Böyle bir barış ortamı oluşturulabilir, silahlar susar, kanın akması durur ise, hükümet tarafı neden kaybeden olsun ki. Ben bu milletin hamiyetinden hiçbir zaman şüphe etmedim. İnsanların kan neden durdu, barış niye sağlandı diyerek Ak Partiye ve Hükümete karşı olumsuz bir yaklaşım sergilemesi en son ihtimaldir. Burada iki düşünce seslendiriliyor. Birincisi Türk tarafının seslendirdiği düşünce: Kürt tarafına verilen haklar onlarda yeni bir Millet oluşturma bilincini iyice pekiştirecek ve belirgineşen saflar daha kolay ayrılığı getirecek. Esas tehlikeli gördükleri düşünce bu, ama zihinlerinin arka planında "ya bu adımlar daha büyük birliği sağlarsa" diye iyiniyetli düşünce de yok değil. İkincisi Kürt tarafının seslendirdiği düşünce: "Biz sadece hak ve hürriyetlerimizin verilmesini istiyoruz, kaybolan yıllarımızı geri getirmenin peşindeyiz, verilen mücadele sonrasında Kürtlerin(Türkiye tarihinde) ilk defa resmi manada haklarının verilmesi sağlandı/sağlanacak/, siz bu haklarımızı teslim edin göreceksiniz, Türkiye insanı eskisinden daha çok birliğini muhafaza edecek" diyorlar, ama onların da zihinlerinin arka planında "hadi bakalım tak çantayı koluna, herkes yoluna" fikri yok değil. Bu her iki düşüncenin olumsuz yanları mı Ak Partiye zarar verecek Hak ve Hürriyetlerin kamil manada sağlanmasından sonra , Türklerin "bunlar çekip gidecek", Kürtlerin " oh bugün olmasa yarın ayrılık tamam" yolundaki argümanlarının tutacağını hiç tahmin etmiyorum. Bakınız koca Rusya Federasyonunun hala hamiliği altında bulunan 2,5 Milyonluk Ermenistan yüzünü batıya çevirmiş , gözünü Türkiyenin Alican kapısını ne zaman açacağına dikmiş. Alican kapısının açılması kararı sembolik bir şeydir. Asıl mesele Ermenistanın batı ittifakına Türkiye üzerinden dahil olması, NATO da temsil edilmesi ve AB liğine katılmayı temindir. Buna kıyas yapıldığında, Türkiyeden toprak koparılarak oluşturulacak denize çıkışı olmayan, batı dünyası ile ancak Türkiye üzerinden irtibat kuracak !!! bir Kürdistan olgusu nasıl gerçekleşecek? Siz bırakın bunları, yarın bir gün her şey rayına oturur, bölgeden ihraç edilecek petrol dü, doğalgaz dı, bunların Türkiye üzerinden Avrupaya uluştırılmasıydı gibi menfaatler gündeme geldiğinde, herkes yelkenleri suya indirir diyenler, gerçekten yanılıyor. Kıbrıs olayı ortada. Yunanistanın Avrupa birliğine alel acele alınmasının sebebi, Türkiye bize saldıracak korkusunun Yunanistan tarafından her platformda seslendirmesi oldu. Avrupa birliğine dahil olan Yunanistan , ardından bizi aldınız ama, çocuğumuz(Kıbrıs) dışarıda kaldı, bu ağlamaya yüreğimiz dayanmaz dedi ve Kıbrısı da Türkiyenin rezervleri göz ardı edilerek içlerine aldılar. Bu her iki ülkede milli gelir kişi başına 30 bin dolarla çıktı, ama Kuzey Kıbrıs hala Türkiyenin gönderdiği paralarla yaşamına devam ediyor. Ve Türkiye AB liğine katılım için gerekli her şeyi yapsa bile muktesabat içerisinde olmamasına rağmen, sırf bu yüzden dışarıda kalmaya devam edecektir. Ben bölge halkına kalsa bile sıfır ihtimal olan bölünme, farzı mahal gerçekleşse, durum Kuzey Kıbrısın halinden daha iyi olmaz diye düşünüyorum. O itibarla tüm provakasyonlara, gizli ve açık kimi tehditlere aldırış etmeden takınılan Pozitif tavır ve ardından gelecek hukuksal düzenlemeler, kötü niyetliler dışında herkes için gayet iyi sonuçlar verecektir. Bütün bunlara rağmen nasıl da akıllara ziyan durumlarla karşı karşıyayız ve hükümetin işinin ne kadar zor olduğunu bir daha teslim etmek zorundayız. Sürecin başlangıcında Abdulah Öcalan bile "benimle olmaz ise, Kandil ile görüşün, o da olmadı işte size DTP lilerle görüşün" dediği günlerde, Sayın Başbakan DTP lileri muhattap almıyor, ellerini sıkmıyordu. Ne zaman Başbakan DTP lileri kabul etti, onlarla süreci görüştü, her iki tarafın da görüşmeden çok memnun kaldığı ortaya çıktı, bu defa Abdullah Öcalan başta Ahmet Türk olmak üzere eleştirmediği DTP li kalmadı. Tabii bu eleştiriler üzerine Kandil tavır aldı ve DTP liler elleri mecbur "barış savaşan taraflarla olur, Öcalanı kimse görmezden gelemez, onun içerisinde olmadığı bir barış görüşmesinin başarılı olma şansı yoktur" demeye başladılar. Böylece bu süreçte DTP nin siyasi temsil kabiliyeti nerede ise sıfıra müncer bir hale geldi. Ben Türkiyede Ak Parti dahil hiçbir partinin doğrudan Abdullah Öcalanı muhattap alarak bir barış süreci oluşturabileceğine ihtimal vermiyorum. Geçen Roj Tv ye Diyarbakır Cezaevi ile ilgili olarak verdiğim mesaj içerisinde barış sürecine ilişkin görüşlerim sorulduğunda ben "bu süreçte herkese çok büyük sorumluluklar düşüyor, hükümetin bu konuda son 30 yılın en büyük adımlarını attığını ve daha iyisini hiçbir hükümetin yapmaya muktedir olmadığını görüyorum, o açıdan başta DTP olmak üzere örgütün bu sürece büyük katkı sağlaması, Ak Partinin tasfiyesine sebep olacak taleplerden ve adımlardan geri durması lazım" demiştim. Ama görüyorum ki kimse ona yardımcı olmuyor. DTP liler sürekli İmralıyı işaret ediyor,Hükümetin bunu yapamayacağını bile bile, onun sürece katılması gerektiğini belirtiyor. Yani ta başından onsuz, sürecin tıkanacağını beyan ediyor. Elde var bir. Konunun görüşülmesi için TBMM sinde kapalı oturum yapalım fikrine CHP, bölücülüğün payandası olmayacaklarını, böyle bir toplantıya katılmayacaklarını ve söz konusu sürece asla destek vermeyeceklerini ifade ediyor ve arkasından Silivri tutuklularına selam göndriyor. Siyasilerimizin şu haline bakarmısınız, DTP İmralı Cezaevine, CHP Silivri Cezaevine selam göndererek siyasetlerini sürdürüyorlar. Açıkçası buna güce tapma değil de ne denir? Elde var iki. MHP ise zaten Anadolunun yeniden bir Milli Kurtuluş Mücadelesine girişeceğini söyleyerek, topyekun bir savaşı başlatacak fitilin ateşe hazır olduğunu ifade ediyor. Elde var üç. Geriye Ak Parti kalıyor. Onlar da "Esselamu ala menittebeel huda" diyerek yollarına devam etmeliler ve bu iyiniyetin semeresini başta Allahtan sonra Anadolu insanının saf , temiz vicdanından beklemeliler.