Terör veya Kürt kardeşlerimizin sorunu şeklinde kategorize ettiğimiz 30 yılın derdini, belirli bir şablona oturtunca çok mutlu oluyoruz. Hah işte çözüm yolunu bulduk, terörle silahlı mücadeleye sonuna kadar devam edeceğiz, ama bu arada Kürt kardeşlerimizin sorunlarını çözme hususunda da siyasi gayret göstereceğiz diyoruz.
Bu belki bir yoldur, bizim bilmediğimiz bir çareyi içermektedir.
Hal böyle olunca, silahlı mücadelenin cesametinde adımların atılması, Kürt kardeşlerimizin sorunlarının çözümü için dur durak bilmeden çalışılması, Anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması gerekmez mi?
çünkü biz her iki sorunu biri birinden ayırdığımıza göre, dağda olan biten ne olursa olsun, Elazığ-Bingöl yolunda 33 erin , Oslo süreci devam ederken Silvan ilçesinde güpe gündüz 15 erin şehit edilmeleri veya Habur olayı, yolumuzdan dönmemiz için bir sebep teşkil etmemeli değil mi?
Bu olaylar yolumuzdan bizi döndürdü mü?
Evet döndürdü.
Oslo da nerede ise sorununu çözümünde atılacak adımlar bakımından mutabakata varıldığı, amiyane deyimi ile anlaşmaya varan tarafların işi sululuğa vardıracak kadar samimiyet kurdukları, Silvan saldırısı sonrasında 15 erin şehit edilmesi ile ortaya çıktı ve sürecin bu durumda devam ettirilmesinin mümkün olmadığı ifade edildi.
Demek ki, terör sorunu ile Kürt kardeşlerimizin sorununu ayrı ayrı kategorilerde ele almanın, öncelikli olarak Kürt toplumuna terörü lanetleyin demenin sorunun çözümü için doğru bir yol olmadığı ortaya çıkmıştır.
Kürtlerin önemli biri bölümü bizim terör dediğimiz olaylara artık hak aramanın yolu olarak bakıyorlar. Bu sebeple dağa giden evlatlarının arkasından ağıtlar yakmıyorlar.
MİT müsteşarı Hakan Fidan kendisine açılan kredi sebebiyle şimdilik çok başarılı bir performans çiziyor. Oslo da örgütün Avrupa kanadı ile görüşmeleri yaptıktan sonra, şimdi de Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelerin belirli bir aşamaya gelmesi, özellikle son açlık grevlerinin onun talimatı ile sonlandırılmasında elde ettiği başarı, hepimizde sorun galiba çözülüyor, Abdullah Öcalan örgütün bütününe hakim görüşünün öne çıkmasına sebep oldu.
Abdullah Öcalan pek tabii önemli bir aktördür, ama gerek BDP kanadı, gerek örgütün Avrupa ayağı ve özellikle Kandil kesimi, onun 13 yıldan beri tutuklu olması sebebiyle, attığı her adımı önemsemekle birlikte, ihtiyatla karşıladıklarını, Aysel Tuğlukun yaptığı açıklama ile ortaya koydu.
Aysel Tuğluk yaptığı açıklamada Abdullah Öcalannın Kandil ile direkt irtibatının sağlanması, yapılacak görüşmeler neticesinde mutabakata vardıkları hususların Devlet tarafından kabul edilmesi ile silahların bırakılabileceğini, aksi takdirde sorunun çözümünün kolay olmadığını ifade etti.
Son zamanlarda Askerin önemli operasyonlar yapması, örgüt mensuplarına ağır zayiatlar verdirmesinin hemen akabinde İmralının verdiği talimat ile açlık grevlerinin ölüm orucuna dönmeden sonlandırılmasını, resmi düşünce sahipleri galiba biz bu işi çözüyoruz, örgüt mağlup olursa, sorunun çözümünde bizim dediklerimiz olur gibi bir havanın esmesine sebep oldu.
Biz böyle havaları çok yaşadık. Toplumun büyük moral eşliğinde verdiği poz, Ankara Kumrular çarşısında işlenen cinayetle bir anda bozuluyor, moraller allak bullak oluyor.
Bu gerçekten çok zor bir olay.Böyle mütareke metinlerinin kabul edildiği yönünde estirilen havadan ziyade, Devlet evlatları ile yaşadığı ağır bunalımlı günlerden kurtulmak için şefkat elini uzatıyor, işe merhamet ile yaklaşıyor, kendi yanlışlarını görmezden gelmek gibi bir hataya düşmüyor demenin zamanıdır.
Abdullah Öcalannın durumu düzeltilmez,
Kandil ile görüşmeler/ki buna terör yuvaları deniliyor/ yapılmaz,
İmralının, Kandilin, Avrupanın müşterek bir metin üzerinde anlaşmalarına imkan verecek ortam/hiç olmaz ise aracılar vasıtası ile/ sağlanmaz ise, bir sürecin daha heba edildiğine şahit oluruz.
PKK yı yönlendirenler Türkiyede Askerin, Hükümetin, Basının, Ana Muhalefet ve Muhalefetin bu meselede biri birlerine düşmesinden çok yararlandılar.
Ak Parti hükümetinin Anayasada yaptığı 27 maddelik değişimin 12.Eylül.2010 tarihinde kamuoyuna sunulup kabul edilmesinden sonra her şey çok değişti.
Hükümet şimdi tek karar verici makamda bulunuyor. Anayasanın değiştirilmesi haricinde(sahibi olduğu 326 oy ile bunu bir başına yapamıyor) önemli yasal düzenlemeleri yapmak elinde.
PKK sorunun çözümünde hiçbir hükümet bu oranda güce sahip olmamıştı. Başarı başta Ak Parti olmak üzere herkese, ülkeye,bölgeye büyük kazanç sağlar. Samimiyetle atılan adımları millet büyük takdirle karşılar.
Karşıdakinin ne param parça olması ve ne de bölük pörçük hale getirilmesinin, yani onların biri birine düşmelerini beklemenin kimseye bir yararı yok.