28 ŞUBAT, MACERA BİR KARANLIK!? (II)
Eklenme: 23.02.2022 00:00:00

Sevgili okurlar...

Dünden devam diyoruz.. Yazı başlığımız aynı.. Zira başlık, muhtevası itibariyle çok kapsamlı, derin bir o kadar dehşetli hadiseleri kapsamaktadır!!..

Yakın tarihimizi deşifre etmektedir...

Şu tüketilen bir buçuk asırlık zaman dilimi içerisinde, devletimizin, ülkemizin ve milletimizin birliğine ve bütünlüğüne, dirliğine yönelik, vesayet üretici kanlı hadiseler!...

Batı endeksli, emperyalist güçlerin nam-ı hesabına, böl, parçala ve yut projesine hizmet eden anlayışların varlığı!...

Ümmet olabilme şiarına pranga atılıp, mukaddesatından uzaklaştırma, inkar ve asimilasyona tabi tutmak!...

Nesilleri tarihinden, kültüründen, inancından, imanından, değerlerinden uzaklaştırma adına yürütülen politikalar!...

Tekçi, vesayetçi, jakoben...

Batıya ve batıla köle misali bir toplum ve ülke yaratma çabaları!

Ne yazık ki, hepsi son birbuçuk asır içerisinde yaşandı, yaşatıldı ve dayatıldı..

İşte 28 Şubattaki zulümde, insanlık dışı muamelelerde, hak, hukuk, adalet tanımazlıkta bu sürecin parçası ve uzantısıydı!...

***

Zira 28 Şubata girişen o çetevari komite ne milletiyle, ne devletiyle, ne ülkesiyle barışık olanlar değildi..

Siyonizme, emperyalizme ve batıya endeksli bir biatle, halk deyimiyle kanı bozuk şahsiyetlerdi...

İçimize sızmış sinsi devşirmelerdi!..

Ne yazık ki, devletin en şerefli kurumu olan ve tarihini altın harflerle yazdıran Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir kurumun içerisinde yapılanmışlardı!...

Buraya sızdırılıp, milletin ezeli düşmanları adına hareket ederek yüce İslam dinine karşı hasım kesilmişlerdi...

Besledikleri kinle saldırıyorlardı...

Bizans İmparatorluğunu alt eden Osmanlıdan intikam almak istiyorlardı...

Fatih Sultan Mehmetin İstanbulu fetih edip, tarihi Ayasofyanın camiye çevrilmesini, hiçbir şekilde içlerine sindiremiyorlardı...

Savaş meydanlarında elde edemediklerini, içimize sızdırdıkları devşirmeleri kullanarak yapmak istiyorlardı...

O çetelerin hepsi, rüşvetçi ihanet şebekeleriydi!...

Yalnız 28 Şubat değil, Türkiyenin tarihindeki hain ve kanlı hadiseler!...

İşte 31 Mart Hadisesi...

1923teki cumhursuz bir cumhuriyetin kuruluşunun ardından, sahada kazanılanın, masada kaybedilmesine neden olan Lozan Antlaşması..

Tek parti, şeflik ve dipçik döneminden sonra, 27 Mayıs 1960 darbesi!...

Bir başbakan ile iki bakanın idam edilmesi...

12 Mart...

Ve tabi ki 12 Eylül..

28 Şubat..

2007deki e-muhtıra...

17-25 Aralık operasyonu..

Ve son halka, 15 Temmuzdaki kanlı başarısız darbe girişimi!...

Tüm bunlar, Askerin içerisine sızmış, Postmodern Batı çalışma Grubunun akımında yer alan çetelerin tek başına yaptığı bir iş değil..

Bunun plan ve projelerin tezghlanması, yüz sene evvel kirli Jön Türklük anlayışının Pariste, Londrada, Amerikada ve diğer Avrupa ülkelerinde organize edildi...

Projedeki tek hedef önce Osmanlının yok edilmesiyle, ardından da tek miras olan Türkiyeyi, bölüp-parçalamak ve yok etmek!?..

Onun için de sürekli İslama ve İslam birliğine, mukaddesata saldırıyorlardı...

Peki, bu hıyanet erbapları bitti mi?..

Bize göre hayır.

Bilakis kuluçkaya yatmışlardır.

Fırsat kolluyorlar..

Eğer ki Türkiye bir daha benzer hadiseler yaşamak istemiyorsa..

Ülkenin, devletin ve milletin bekasını istiyorlarsa...

Yapmaları gereken, nettir...

Milli vahdet.

Milli ittihat.

İman dolu bir milli gençliğin yeniden eğitilmesiyle, öğretilmesiyle mümkündür...

Böylesi bir nesil harekete geçerse, kirli hıyanet komitelerinin sonu kaçınılmaz olur...

Ki bu son gelecektir inşallah.

Bu itibarla hep bunları yazıyoruz.

Şimdi bizim izleyicilerimiz ve okurlarımız diyebilir ki;

Hep aynı ifadeler, aynı konular, başka konulara girmeden başlıklarınızda hep bu minval üzere devam ediyorsunuz?

Biz de cevaben diyebiliriz ki;

Evet, gerçekten tüm olumsuzlukların, Türkiyede olup biten tüm karanlıkların, rüşvetin, fuhuşun, faizin ve daha neler neler diyebileceğimiz olumsuzlukların silsilesinin ana kaynağı, temel unsuru; dinsizliktir, imansızlıktır, dinden uzaklaştırma girişimleridir.

Sekülarizm anlayışının hkimiyetidir.

Bu da din ile devleti birbirinden ayırma fitnesidir.

Bilindiği üzre hiçbir zaman devlet milletinden, millet de devletinden ayrılmayan tabiri caizse, vücudun birer uzuvlarıdır...

Milletin diniyle, devletin dini ve anlayışı ayrı olabilir mi?..

Yıllarca bu dayatıldı..

İşte bunu gerçekleştiren o fesat komitelerin devamı ne yazık ki yüz elli seneden beri batılılaşma adı altında, Avrupa Birliğine girme adı altında, İstanbul Sözleşmesine biat etme adına...

Başaramadıkları zaman da darbeci, vesayetçi anlayışa sahip, piyonlarını harekete geçiriyorlar...

Bu itibarla diyoruz ki

Hem de sesimizi yükselterek diyoruz ki;

Eeeey siyaset!

Eeeey medyanın kalemşorları!

Eeeey sosyal medyanın ortasından zehir damlatan kalemler!

Ve eeey diplomasi!

Hele hele özellikle iktidar partisi olan AK Parti..

Artık yeter!

Lütfen sadakatinizi hiçbir zaman makam ve koltuğunuza, unvan ve adresinize feda etmeyin.

Elimizdeki mevcut yakın tarihimizi anlatan tarihi gerçekleri göz ardı etmeyin...

Tarihin tespitleri var.

Hem de yabancı kalemlerin eliyle.

Hem de dost düşmana ders-i ibret olabilecek kadar tespitlerle mevcuttur ki bu millet muhafazakr bir millettir.

Yani dindardır.

Dini, imanı bütün olan 84 milyon bir millettir.

Bunun uzantısı 1443 seneden beri yeryüzüne yayılmış ve yayılmaya devam eden bir ümmetin varlığı ve idamesidir.

Emr-i marufu kendine şiar eden bir ümmet

Nehy-i münkeri kendine düstur eden bir millet...

Bu milleti tarih boyu ayakta tutan gerçeklerdir bunlar!.

Bu ümmet, istikametini zedelemediği takdirde, hiçbir zaman hıyanet erbaplarının nüfuzunu geçirebileceğine inanmıyoruz.

Hedefine ulaşabileceğine hiç inanmıyoruz.

Hele hele beklediği hedeflere hiç inanmıyoruz.

Nerde kaldı ki 28 Şubatçıların Ermeni, Siyonist Yahudi çetelerinin hegemonyasında kölelik yapan satılmış anlayışlara biat etsin...

Bu millet akşamları başını yastığa koyduğu zaman illaki uyudukları halde uyanıktır.

Zira ruhi derinliklerine yerleştirilmiş iman, onları uyku gafletine daldırmıyor.

Ne kadar siyasetin aldatıcı kavramlarına geçici olarak aldanabilen oluyorsa da o azınlıkta kalıyor.

Millet imanlıdır, güçlüdür.

Kanmaz.

Aldanmaz.

Şehitlerin kanıyla sulanmış bayrağın kutsiyetine inanıyor...

O kutsal bayrağın da Kuranın vasfettiği şahadet inancından oluşturulmuş bir bayrak olması hasebiyle, bu millet bayrağını dün olduğu gibi bugün de ve yarın da, hep dalgalandıracaktır...

Sancağını koruyacaktır.

Dimdik ayakta kalacaktır.

Camilerin minarelerinden 24 saat Ezan-ı Muhammedi sesleri yükselmeye devam edecektir.

Tanrı Uludur değil Allah Ekber nidalarıyla sesler yükselecek ve kulakları çınlatacaktır diye inanıyoruz.

Siyaset ne kadar madrabazlık yaparsa yapsın, ne kadar kirli oyunlarla gününü gün ederse etsin; nafiledir diyoruz!.

Hiç kuşkusuz ki, bu toplum her şeyden evvel oy verdiği siyasetten sadakat ister, istikamet ister.

Rantını başkasının zararında görenlerin yanında yer almaz ve günü gelince de manevi şamarını atar o siyasetin yüzüne.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Siyonist Bernard Lewis diyor ki;

İslam ümmetinin bütünlüğünü, güçlülüğünü zedeleyen temel unsurları mutlaka topluma enjekte edin.

Toplumun bireyinden tut aile bütünlüğüne kadar, devletle milletin bütünlüğüne kadar, bütünleşen ne kadar güç varsa bu güçleri üç ana maddeyle dağıtın, yok edin.

O zaman siz Siyonist dünya olarak rahatlıkla hedefinize ulaşabilirsiniz.

1- Rüşvet

2- Fesat

3- Bozgunculuk ve kadın

Bu üç temel unsuru Müslüman bir toplumun içine sızdırdığınız zaman gençliğine enjekte ettiğiniz an, hedefinize ulaşmış olursunuz...

En derin saygı ve sevgilerimle.