Evet, sevgili okurlar.
Her zaman sizinle hasbıhal ettiğimiz yazı serilerimizdeki başlıklar ve kullandığımız anlamlı ifadeler toplumsal yönde, derinlik arz etmektedir...
Ders-i ibretler içermektedir...
Zira siz değerli okurlarımızı ilgilendiriyor, ülkemizi ilgilendiriyor ve tüm halkımızı ilgilendiriyor.
Mevzu ettiklerimize dayanak noktamız, ileriye sürmüş olduğumuz tüm gerçeklerin istinat noktaları tarihimizdir, kültürümüzdür, gelenek ve göreneklerimizdir.
Pek tabi ki, günlük yaşamımızdır.
Dünkü sohbetimizde, Karınca ile Filin hikyesini aktarmıştım...
Bu hikaye, Sasani Devletinin zamanına dairdir...
O döneme dair; tarihsel bir benzetmedir...
Ki, Kelile ve Dimne kitabının muhtevası hep bu tür benzetmelerden ibarettir...
İnsanoğlunun yaşadığı ve yaşadıklarını, mecazi anlamda diğer canlılar üzerinden, anlatmaktadır...
Kimi yerde, devlet yönetimlerini, kimi yerde ülkeler arasında, kimi yerde de bireysel, mevzulara mecazi yaklaşım göstermektedir...
Kelile ve Dimne kitabı bu minvalde, ders verici...
Okumanızı tavsiye ederim...
Bugün de merhume Şule Yüksel Şenlerin Huzur Sokağı isimli kitabından, bir alıntı yapacağım..
Yılan ile Tilki arasında, geçen bir hikaye...
* * *
Hikayeye göre...
Günün birinde tilkiyle yılan beraber bir yol arkadaşlığı yaparlar...
Yol boyunca sohbet ederler..
Nihayetinde bir nehrin kenarına gelirler...
Nehri geçmeleri lazım..
Yılan yol arkadaşı Tilkiye der ki...
Tilki kardeş ben yüzmeyi bilmiyorum..
Sana sarılmam gerekir..
Ancak öyle birlikte nehrin karşısına geçebiliriz...
Tilki, Yılandan gelen bu isteğe evet der..
Ve der ki;
Hay hay...
Madem ki kardeşiz, madem ki birlikte yola çıkmışız, buyur sarıl...
Yılan, Tilkiye sarılır...
Ağırlığına rağmen, sarıldıkça sarılır...
Nihayetinde, ikili karşıya geçer...
Tilki Yılana, sırtından inmesini ister...
Yoruldum Yılan kardeş.
çok sarılıp sıktın, artık nefes alamıyorum.
İnde, biraz nefes alayım...
Yılan bu huyundan vaz geçmez...
Tilkiye der ki;
Hayır, ben seni ısırmadan sırtından inmem...
Tilki şaşkın ve çaresiz bir şekilde Yılana seslenir..
Hani kardeştik...
Ben seni sırtlayıp karşıya geçtik.
Yardımım sana dokundu...
Şimdi beni ısırırsan, zehirlenip öleceğim.
Bu mu kardeşlik..
Benim suçum, senin kardeşliğini seçmek mi?
Yılan bu tabiatında var..
Tilkiye;
Senin suçun yok.. Benim bozuk sütümün gereği bu.. Ben zehrimden zevk alıyorum..
İlla seni ısırmam lazım.
Tilki bakıyor ki, Yılandan kurtuluş yok...
Ölüm an meselesi...
Bilirsiniz, Tilkinin kurnazlığını...
Tilki kurtuluş yolu arar..
Ve aklına o fikir gelir..
Yılana der ki...
Madem beni ısıracaksın.. Madem ki, öleceğim..
Ölüm Allahın emri...
Ama seninle vedalaşmak istiyorum.
Sen başını, bana uzat.
Seni gözlerinden öpeyim...
Senden helallik alayım...
Yılan hainliğinin ve sahtekrlığının, fırsatçılığının keyfi sarhoşluğuyla, Tilkinin tuzağına düşünmeden, istediğini yapıyor...
Ahmakça başını Tilkiye doğru uzatıyor...
Tilki, yılanın başını yakaladığı gibi, dişleri arasında, eziyor...
Yılan çözülüp, yere düşüp ölüyor...
Tilki yerdeki yılan leşine bakarak şöyle der...
Eyyy Yılan...
Biz arkadaşlık yaptık..
Birlikte yola çıktık..
Ama sen hainlik yaptın..
Düz olmadın...
Kıvıra, kıvıra bana sarıldın..
Gayen, beni öldürmek..
Şimdi hak ettiğin cezayı gördük...
Demek ki, herşeyde, arkadaşlıkta, dostlukta düz olmak gerekir!...
* * *
Bu hikyeden şu anlamı çıkarmamız gerekir!
Dünkü yazılı medyanın bazı önemli haberlerine göz attığınız zaman; Yılan ve Tilki hikayesinde benzer hadiseler söz konusu..
Şöyle ki, İslam dünyasının başına gelenlerin ekseriyeti, yönetimlerinin, siyasetlerinin yüzde 80inin gerçekçiliğe, istikamete, doğruluğa hiç bağdaşmayan haller içerisinde olmasıdır...
Osmanlının dağılışından sonra oluşan böylesine devletçiklerin başına geçen yönetimlerin, işleri güçleri ülkesini ve milletine ihanet etmek!...
Halkını aldatmak, kandırmak...
Özellikle de, halkı oldukça kültürsüzlüğe, ilimsizliğe, cehaletle mahkum etmek!...
çünkü, kültürsüz kalan, bilgisiz kalan, cahil kalan halk, tabiatın gereği saldırgan olur...
Yozlaştırılmış bir hal ile günlük yaşamını temin etmeye çalışır...
Kandırdıkça kandırıyor, bastırdıkça bastırıyor.
Zulmün en karanlık zirvesine kadar gidiyor.
* * *
Bakınız, sevgili dostlar.
Dün Yeni Şafak Gazetesinin birinci sayfasında şöyle bir haber okuduk;
AFGANİSTANIN EN BÜYÜK SORUNU YOLSUZLUK
Diğer bir başlık ise CIA BAŞKANI BİRADERLE AYNI MASADA
Yeni Akit Gazetesinin dünkü manşetinde ise büyük puntolarla yazılan şöyle bir haber vardı.
AFGANİSTANI UYUŞTURUCU TARLASINA çEVİRDİK..
***
ABDden soruluyor, bu Afganistanı nasıl uyuşturucu merkezi haline getirdiniz?.
Haber şöyle devam ediyor;
Afganistanı 20 yıl boyunca işgal altında tutan Amerikanın ülkedeki yer altı kaynaklarını sömürmesinin yanı sıra ülkeyi nasıl uyuşturucu üssü haline getirdiğini ABD basını açıkladı.
***
Yeni Şafak Gazetesindeki haberin de devamını sizinle paylaşalım.
Türkiye tarafından BMnin Afganistan Yardım Misyonunda görevlendirilen ilk Türk askeri danışman olan emekli Albay Ediz Ekinci, Afganistandaki sorunların temel kaynağının yolsuzluk olduğunu söyledi.
Afganistan, yolsuzluk ve usulsüzlüklerle zehirlenmiş.
Birçok ülke bağışlarla ülkeye katkıda bulunuyor.
Ancak kaynaklar hiçbir şekilde yerinde veya etkin kullanılmıyor.
Bakınız, emekli Albay Ediz Ekinci Beyin Afganistan ile ilgili ne güzel tespitlerde bulunmuş.
Afganistanda askeri danışmanlık yapan emekli Albay Ediz Ekinci, Afganistanda yaşananların etkisini ülke sınırlarının çok ötesinde ciddi etkileri olacağını vurgulayarak, mevcut kaosun yükü bölge ülkelerinin omuzlarına binecek. Uluslararası toplumun hareketsizliği de bunun önemli bir göstergesi. Ama bu dalganın kendilerini yutması kaçınılmazdır dedi.
* * *
Bakınız, sevgili okurlar.
Sayın Ekincinin tespitlerine katılmamak mümkün değil.
Ama biz de biraz ilave etmek istiyoruz.
Bu sahtekrlık, bu uyuşturucu pisliği, İslam ülkelerinin kaçta kaçında yok ki?
Bu aldatmacalar, bu dayatmalar, bu zorbalıklar, bu toplumun üzerine korku imparatorluğu yaratarak kendi pisliklerini örtbas etme çabaları içerisinde olanlar ülkemizde de yok mudur?
Türkiyede gizli uyuşturucu tarlaları yok mudur?
Kıyıdan kenardan, dağdan, tepeden, sebepsiz yere zenginleşmenin, kayıt dışı para kazanmanın, vergi kaçakçılığının yolunu tercih edenler yok mu?
Başta arazi ve arsa mafyasının varlığı olmak üzere uyuşturucu sektörünün oldukça her gün biraz daha kabarma olgusu yok mudur?
Fuhuş sektörü.
Silah kaçakçılığı.
Gizliden gizliye bir gün terör odaklarıyla iç içe olanlar, gün geliyor ki bu kez iktidarların gölgesinde boy göstermekle kendilerine yaşam şeklini verdiren yok mudur?
Hem de diz boyu.
Burada daha neleri yazalım ki?
İşte bu saydıklarımız başta Albay Sayın Ediz Ekinci Beyin tespitleri her ne kadar Afganistandan bahsediyorsa da bir zamanlar Irakta da vardı ki hala vardır.
Ve Irak halkı yıllardan beri haçlı ABDnin çizmeleri altında inim inim inlemiyor mu?
Keza Suriye rejimi megalomanyak Esedin, ülkesini tarumar eden vahşetini görmüyor muyuz?
Nitekim, Mısırın diktatörü Sisiyi görmüyor muyuz?
Beş altı sene içerisinde İhvan-ı Müslimini katliama tabi tutan diktatörün kimin adına çalıştığı bilinmiyor mu?
Elbette ki bunların hepsi tarihi tespitlerdir.
Ama Türkiyemizde de dua edelim ki böylesine kirlenmenin birçok yörelerde, özellikle bölgemizde ve İç Anadoluda, Karadenizde, Trakyada, Akdenizde para kazandırmak için despotça envai türlü kirli yollara başvuranların varlığıyla kimse baş edebiliyor mu?
Dua edelim ki 19 yıldan beri AK Partinin ve ülkenin başında Başkan Recep Tayyip Erdoğan gibi bir devlet adımı var...
İnşallah Sayın Recep Tayyip Erdoğanı aşamazlar..
Onun devleti yönetme zeksı inanıyoruz ki her şeye muttali olduğu gibi, üstlerinden gelirler!.
Günü gelince hesap soracaktır!...
Bu itibarla yazımıza başlık olarak kullandığımız ifade çok önemlidir.
Ülke olarak, toplum olarak, inanmış bir ümmet olarak, bir yere gelme şansını yakalamak için öncelikle ve özellikle bu saydıklarımızdan korunmamız gerekir.
Haram yemeden uzak durmamız lazım...
Zalimlerin zulmü altında inlemeyi kabul etmememiz gerekir.
Kanı bozuk sahtekrların sahtekrlıklarına göz yummamız gerekir.
Dayatmalarını görmemiz lazım.
Aksi takdirde bunları görmezlikten gelerek, aklımızı başımıza almazsak, yolumuzu şaşırırız...
Onun için, istikamet-i İslamiyeyi kendimize şiar edinmeliyiz!?..
Yolumuzu bizi Allaha götüren dosdoğru bir yol olarak belirtmeliyiz..
İnanın ki sevgili dostlar, bunları yapmaz isek, kurtuluş çaremiz söz konusu değil.
Biz de Allah korusun, bitişiğimizdeki devletçiklerin akıbetine her an için uğrayabilme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz!.
En derin saygı ve sevgilerimle.