Sevgili okurlar..
Yazı başlığımız bir önceki yazımızla aynı!.. Onun için de nerde kalmıştık diyerek, yazı serimize devam edeceğiz..
Ki başlıktaki ifadelerin muhtevası, kapsamlı..
Her ne kadar dünü bize hatırlatıp okutuyorsa da günümüzde yaşanan ve yaşatılan hadiselere dair de ders-i ibret içermektedir...
İster günümüzü, ister dünümüzü ve isterseniz son 1,5 asırlık zaman dilimini, doğru söyleyen tarihin ışığında okuyup irdelersek!...
Bizi bizden eden, temel değerlerimize sırtımızı dönmemizdir!
***
Bir millet eğer ki ümmet olma şiarından sapmışsa!...
Bir devlette eğer ki olumsuzluklar galebe çalmaya başlamışsa.
Bir ülkede eğer ki hak, hukuk, adalet, eşitlik güçlüden yanaysa!...
Vay ki vay...
O devlet, o millet, o ülke hiçbir zaman bütünlüğünü ve istikrarını sağlayıp, koruyamaz!
Denir ya ipin ucu kaçtı...
Bölünmeye parçalanmaya, dağılmaya her türlü oluşum ve olumsuzlukların yaşandığı; balta girmemiş vahşi ormana döner!...
***
Hep ifade ediyorum!...
Devletin vücut bulduğu organlar..
Ve tabi ki toplumun milli iradesini temsil etme adına iktidara gelen yönetimler..
Ya da siyasi muhalefet!...
Milli iradeye ters düşecek yollara girdiklerinde..
Kendi çıkar ve rantlarını her şeyin üstünde tuttuklarında...
İnkr ve asimilasyona meyil verdiklerinde
Batıya ve batıla odaklı siyaset güttüklerinde...
Hile ve desiselerle kavram aldatmacasına başvurduklarında!...
Bir tekinin dahi; milli iradeden bahsetmesi, milli iradeyi siyaset kulvarında temsil ettiğini söylemesi, konu ve mevzu etmesi; riyakrlık olur...
Yani ikiyüzlü siyaset!
Halk deyimiyle, abesle iştigaldir bunların samimiyeti!!!..
***
Yaşanan hal-i vaziyet, Cuma günkü yazımda da belirttiğim gibi; Osmanlının son dönemi yani, 19. Asırdan tutun da günümüz dhil olmak üzere 21. Yüzyıla kadar devam ede gelmekte olan oluşum ve olumsuzluklar noktasında, kanıtlayıcı birer delildir.
İslam tarihine bakıldığında; devletleri devlet yapan, toplumları güçlendiren, ülke bütünlüğünü koruyabilen iki temel unsur vardır...
Birincisi: El-velau vel berau
Toplumu birbirine bağlı kılmak, devletin bağımsızlığı, istiklali, istikrarı ve milli iradeyi korumak
Bunun karşısında olanlardan da kendini devlet siyaseti olarak uzak tutmak, Allaha dost olmayanlarla dost olmama, batı dünyasına bel bağlamama, siyaseti o dünyaya endekslememe halidir.
İkincisi: Milli iradeyi elinde tutanların temel amaç ve hedefleri Allaha kulluk görevinin gereğini yerine getirmektir.
Helali helal olarak, haramı da haram olarak yaşamak ve millete yaşatmaktır.
Bu şartlar meydana gelmediği takdirde hiçbir yönetim, hiçbir irade milli olamaz, milli iradeyi de temsil edemez...
Pek tabi ki, bağımsızlığını ve istikrarını da koruyamaz.
Batı dünyasının hegemonyası altından da kendini kurtaramaz.
Görünen köy kılavuz istemez misaliyle yola çıkarsak, gelişen, oluşan görüntüler bize bunu söyletiyor...
***
Şöyle ki...
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerimin bize gösterdiği yoldan çıkıp, batı dünyasının hayranlığına endekslenen bir siyasetin güdümünde, hele hele ki teknolojik hayat haricinde batı dünyasından ithal edilen ahlaki çürümüşlük, batak kültür ve yanlış bir milli eğitim sisteminin hkimiyeti ve hükmü söz konusuysa, o toplumun sonu hüsrandır...
Zira yüce kitabımız Kuran-ı Kerimin l-i mran suresinin 28. Ayeti ile Mide suresinin 51. Ayeti bizi uyarıyor ve şu hükmü veriyor...
***
l-i mran suresi 28. Ayet;
Müminler, inananları bırakıp da (Allahtan gelen hakikatleri inkr eden ya da onları alay konusu yapan) kfirleri evliya (yandaş, koruyucu, yardımcı) edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allahla irtibatını koparmış olur, Onun yanında hiçbir değeri kalmaz. Ancak kendinizi onlardan (gelebilecek olan bir tehlikeye karşı) korumak için (dostça görünmenizde) bir sakınca yoktur. Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı emrediyor. (Unutmayın ki) dönüş yalnız Allaha olacaktır.
***
Mide suresi 51. Ayet;
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.
***
Bu her iki ayet-i celilenin paralelinde o yüce İslam Peygamberi, o büyük insanlık önderi Hz. Muhammed (S.A.V) de şöyle buyuruyor;
Müminlerin tuttuğu en güçlü iman halkası, Allah için sevmektir, Allah için yönetmektir, Allah için inanmaktır.
Halkalar silsilesinin en çürüğü de bunun tam tersidir.
***
Demek ki...
Allah için seveceğiz..
Allah için toplumsal barışı sağlayacağız..
Allah için, toplumun bağlarını inanmayanlarla koparacaksınız!...
* * *
Evet, sevgili okurlar.
Cuma günkü sohbetimizde de ifade ettiğimiz gibi milli iradeyi, milli dengeyi koruyabilme şekline sarılmayıp batılılaşma sevdasıyla yola çıkanların sonu hüsrandır...
Ki Osmanlının son dönemi, tüm tarihi gerçekleri bize gösteriyor, yazıyor, anlatıyor.
Ama gerçek tarih
Yalan, uydurmadan ibaret tarih değil.
Özellikle Devlet-i liye-yi Osmaniyenin son padişahı ve İslam halifesi durumunda olan Sultan Abdülhamidin 33 yıllık yönetimindeki yaşanmış olan zafiyetler, tarihsel dersler içeriyor...
Yaşananların baş müsebbibi de Yıldız Sarayına sızdırılmış aile biriminden tutun da, saltanatın payitahtına kadar ve devletin bünyesindeki satılmış, rüşvetçi, irade yoksunu nice paşaların varlık göstermesi!?..
Yani Yahudi, Ermeni ve yerli ama Selanik devşirmeleriyle iç içe giren bu bazı paşalar, devletin başında her ne kadar Sultan Abdülhamid görünüyor ise de ne yazık ki tam tersine, onların gizli elleri tüm çarkları döndürendi!...
Her şey; o gizli dönen politik oyuncu ve tezghçıların elindeydi.
Saltanatın haremi bünyesinde yaşayan nice Yahudi ve Ermeni devşirme kadınlarının da aileyi ve ailenin çocuklarını ne kadar baştan çıkarmış olduklarını tarih yazmaktan kaçmamıştır.
İttihat Terakki Cemiyetinin kuruluşuyla devletin hiçbir dahli olmayan I. Dünya Savaşına sokulması, İngilizlerin hazırladıkları mekir ve hilelerle dopdolu plan ve projelerinin gerçekleşmesiyle 1918de İstanbulun istila edilmesi...
Nice devşirme ve yanlış düşünen Osmanlı ordusunun bünyesindeki uzantı, ne yazık ki bugünkü Türkiyemize de sirayet etmiştir.
Şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerinin bünyesine sızdırıldılar.
Abdülhamidin başına ördürülen çoraplar ne ise yani 31 Mart Hadisesi darbesinden tutun da 27 Mayıs 1960lara kadar, 28 Şubatlara kadar, 15 Temmuzlara kadar devam ede gelmiştir.
Ve ne yazık ki 20 yıldan beri Türkiyeyi yöneten AK Parti, gerçekten milletin beklentilerine cevap verebilmiş değildir...
Ne hazindir ki, o yapıların oluşturduğu tehlike devletin kilit noktalarında gizliden gizliye yaşayıp büyüme ve üreme gösterdiği de konuşulmuyor değil...
Varlıkları, her an için kendisini hissettirebilir!..
***
AK Parti de Osmanlının son döneminde yaşadıkları gibi...
Yani Abdülhamidin maruz kaldığı hadiseler zinciri gibi partinin kilit noktalarına sızdırılmış, hal ve etvarlarıyla uzaktan yakından partinin tüzük ve programlarıyla, gerçek politikasıyla, siyasetiyle uymayan nice devşirmelerin varlığı söz konusudur...
Kendi çıkar ve rantını milletin zararında gören çok tehlikeli insanların mevcudiyeti, tartışılmaz bir hal almıştır...
* * *
Bu itibarla hep yazıyoruz, çiziyoruz.
Dostane uyarıyoruz.
Denenmiş denenmez misali yola çıkıldığında, parti ve özellikle muhterem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın dikkatinden kaçmasın diye bunları söylüyoruz.
Atanan bazı valilerin, özellikle bazı kayyımların, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadoluda, hem de Diyarbakırımızda belediye yönetimlerinden el çektirilen HDPnin nerdeyse aynı kadrosu, aynı siyaseti, aynı politikası devam ede gelmektedir.
Halka kuş bakışıyla bakıp, kendini dev aynasında gören nice bürokratların varlığı söz konusudur.
Hele hele çürümüş bir siyaseti temsil eden bazı yanlış siyasilerin de hala partinin bünyesinde varlık göstermeleri ve hep güçlülerin yanında yer almaları, güçsüz ve fakruzaruret içerisinde kıvranıp duran vatandaşların hakkını elinden alıp yatırımcılık adı altında başka yerlere peşkeş etme şekli; ah ki ah çektiriyor!
İşte bu hal çekilecek gibi değildir.
Ve öyle inanıyoruz ki, büyük suskunluk içerisinde olan halk günü ve zamanı gelince, patlamalara neden olacaktır.. Ağır faturalar kesilecektir...
Sandığa gidildiğinde çok kötü etki tepki sonucuyla, karşılaşılacaktır...
Daha doğrusu bu hal zımnen de olsa, hükmen de olsa, sanki tarihi efsanevi CHPnin iktidara davet edilme halini gösteriyor...
* * *
Fazla uzatmaya gerek yok.
Cumartesi günkü SÖZ Gazetesinin manşetinde şöyle bir haber okuduk.
TEK KİŞİLİK ŞUBELERDE çALIŞMAK İSTEMİYORUZ
Haber şöyle devam ediyor;
Haber-Sen Diyarbakır Şubesi, Kayapınardaki PTT soygununun bir ilk olmadığını belirterek, tek kişilik ve ıssız şubelerde çalışanların can güvenliğinin olmadığını bildirdi.
Haberin ara başlığı ise şöyle;
GÜN ORTASINDA YAŞANAN SOYGUN
Gün ortası merkez Kayapınar Fırat Bulvarında bulunan PTT Gaziler şubesini basan maskeli av tüfeği ve tabancalı 3 kişinin, görevlileri rehin alıp kasadaki 20 bin lirayla kayıplara karıştıkları soygunla ilgili soruşturma sürüyor. Soyguncuların izine rastlanılmazken, Haber-Sen Diyarbakır Şubesi, olaya büyük tepki gösterdi.
Hasılı kelam, ülkenin hal-i pür melali huzur verici değil!..
En derin saygı ve sevgilerimle.