Malumunuz üzre, dünkü yazımıza başlık olarak POST MODERN LİBERAL DEMOKRASİ ifadesini kullanmıştık.
O meyanda uzun uzadıya, yakın tarihimizde yaşanan ve yaşatılan antidemokratik hadiseleri dile getirerek hafızaları tazeledik
Elbette ki bir coğrafyanın, bir toplumun, bir devletin var olabilme şansını yakalayabilmesi için öncelikle tarihini bilmesi gerekir
Hiç bir zaman tarihini göz ardı etmeyecek..
Bilecek ve yaşananlardan ders-i ibret çıkaracak..
Aynı minvalde, iyisiyle, kötüsüyle tarihi şeffaf bir şekilde gençliğine bildirecek, yeni neslin okumasına imkan sağlayıp öncülük edecek!
Devletin de, ülke yönetimini elinde tutan iktidarın da pek tabi ki toplumun bizatihi kendisi de, sorumluluk karinesi içerisinde bunu icra etmesi gerekir..
Ki biz de acizane sorumluluk ilkesiyle sütunlarımıza kalemimizin akabildiği mürekkep noktasında, tarihi gerçekleri dile getirip, günümüzle harmanlıyoruz..
Nitekim bugünkü sohbetimize başlık olarak kullandığımız Post Modern Laik Demokratik Sistem ifadesindeki gaye, dünümüzü ve günümüz anlayışını harmanlayarak yaşananlara projektör tutmak istedik
* * *
Bu iki önemli kavramın ışığında yol aldığımızda, bugün toplumsal günlük hayat akışları içerisinde olup-bitenler akla ziyan bir halde seyrediyor..
Tüyler ürpertici
Bilaistisna diyorum, sosyal, ekonomi, siyasal ve kültürel alanda.. Denir ya, Adan Zye fecaat bir devir söz konusu
Ki bu yaşananlar karşısında Bu ülke nereye gidiyor? çığlığını atmamak mümkün değil!
çünkü bu toplum daha ne zamana kadar, böylesi bir hali yaşayacak.. Yaşanan bu halle, ülkenin ve milletin uzun ömürlü olabilmesi, mümkün mü?!
***
İnsani ve vicdani noktada insan sorguluyor
Aba ecdattan kalan bu mübarek coğrafya, şühedaların kanıyla sulanmış bu mübarek toprak
Bin yıldır, tüm değerlerin yaşam gördüğü kutsal medeniyet dhil olmak üzere; maruz kaldığı hadiseler
Olup-biten savaşlar
Hele hele şu kanlı olaylar..
Hele hele şu karmaşa aile dağılmaları
Toplumsal çürümüşlük
Dejenerasyon..
Dinden, imandan, Kurandan bilerek uzaklaşma ve uzaklaştırılma
Ve daha nice buhran haller
Tüm bunlar der demez sorgulatıyor toplumun sonu nereye varacak acaba?
***
Kaotik ortamın gidişatındaki varılacak nokta bir meçhuliyet arz etse de yanıt cümlelerin satır aralarında, kendini ifade ediyor
Ne dedik;
POST MODERN LAİK DEMOKRATİK SİSTEM!?
Bu cümlelerin banisi kimler?..
Elbette ki 28 Şubatın ana aktörleridir
33 derecede Üstad-ı Azam olarak bilinen mason Süleyman Demirel..
Batı çalışma Grubu adını taşıyan darbeci, vesayetçi hıyanet şebekeleri..
Ve tabi ki üst akıl, emperyal güçler
Yani dış orijinli
Hepsi işbirliği içerisinde milletin milli iradesiyle iktidara gelen Refah-Yol hükümetini iktidardan indirdiler.
Dün de söylemiştik, bunu yapanlardan biri dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı idi.
Kullandığı cümle şuydu.
Atatürkü sevmeyenlerle yüz yüze gelmek istemiyoruz
Bu söz, Refah-Yol hükümetinin başında bulunan Başbakan Necmettin Erbakana yönelik söylenmişti.
İsraili sevmeyenleri biz de sevmiyoruz.
Zira İsrail müttefikimizdir, dostumuzdur, onlarla işbirliği içindeyiz diyen kukla vesayetçi bir Genelkurmay Başkanı idi Karadayı!.
İşte bunları hatırladıkça insan gerçekten çok üzülüyor.
Bunu damgalayan, mühürleyen, imzalayan da masonik kafaya sahip Süleyman Demireldi.
Hiç kuşkusuz ki 28 Şubatın rezaleti yüzünden toplum AK Partiyi kurdurdu.
4 sene içerisinde kurulan AK Parti, tüm bu 28 Şubatı gerçekleştiren piyon vesayetçilerin burunlarını yere sürtmek için salt çoğunlukla iktidara geldi
2002nin son aylarında iktidara gelişi haliyle AK Parti, Türkiye Cumhuriyeti devletini yeniden gerçek bir devlet olma vasfına kavuşturdu
Yani yeni bir Türkiye denildi.
Her ne kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül olsa dahi yine 5 yıl boyunca inanmayan, keferetül fecere olarak adlandırılabilen bir Cumhurbaşkanı vardı, vesayetçi olarak
Ki İslamofobi diyordu.
Hiç ama hiç inancı yoktu.
Ne hazindir ki sistem ve dönemin parlamentosu inançlı bir milletin başına, inanç noktasında çok zayıf olan birini Cumhurbaşkanlığı makamına oturtturmuştu
Fazla uzatmayalım sevgili dostlar.
Konuyu şuraya getirmek istiyorum
Bakınız, üç gün önce Ankarada 3 yerde 3 cem evine saldırılar düzenlendi.
Hem de bir kişi tarafından.
Bu düzenlenen saldırıyla ilgili özellikle İçişleri Bakanının tespitlerine katılmamak mümkün değil.
İçişleri Bakanı Sayın Soylu çok dirayetli, çok zeki bir devlet adamı olma hasebiyle, öyle inanıyoruz ki Türkiye onunla gurur duyar.
Dediği şuydu..
Eski Türkiyenin ayak izlerine rastlanılmıştır. Elde edilen tüm bilgiler, yargıya intikal ettirilerek birliğimizi hedef alan bu planlı provokasyon en ağır şekilde cezalandırılacaktır..
Soylunun Eski Türkiyenin ayak izlerine rastlanılmıştır tespitine kesinlikle katılıyoruz.
Hatırladığımız kadarıyla;
İsmet İnönünün vesayeti altında gerçekleştirilen 27 Mayıs 1960daki kanlı darbeden sonra siyasi ortamın normalleştirilmesi yolunda darbeci askeri kesim tarafından da desteklenen İnönüye 21 Şubat 1964 tarihinde bir suikast girişimi düzenlenmişti
Ve İnönü, girişimi yara almadan atlatmıştı.
Başbakan İnönüye Kıbrıs Sorununun en zorlu safhaya ulaştığı günlerde, bu saldırı yapılmıştı
Başbakanlıktan çıkarken Mesut Suna adlı bir kişi tarafından suikast girişiminde bulunulmuştu
İnönüye yakın mesafeden üç el ateş açan Suna, isabet kaydedememiş ve suikastçı olay yerinde bulunan emniyet güçleri tarafından hemen yakalanmıştı.
Suikast girişimini soğukkanlılıkla karşılayan Başbakan İnönü, olaydan sonra Meclise gitmiş ve günlük mesaisine devam etmişti.
* * *
Ne var ki saldırı sonrasındaki gelişmeler hep muamma kaldı..
O saldırganın ne ceza yediği
Ne de kim ve kimlerin nam-ı hesabına o suikastı yaptığı
Ve hadisenin özü, ne gariptir ki tarih sayfalarına kaydedilmedi..
Bilinen tek şey, Mesut Suna adında bir kişinin üç el ateş ettiği
***
Der demez, şu 3 cem evine düzenlenen saldırı, aynı anlayışın ürünü değil midir sorusunu ikmale getirmiyor değil!?
Her nedense Türkiye seçim sath-ı mailine girdiği zaman böyle provokasyonlar hazırlanıyor.
CHPnin kendine bir masumiyet kazanması hali için böyle provokasyonlar düzenleniyor ve ortaya çıkıyor.
1980 yılı Mayıs-Temmuz aylarındaki çorum olaylarını hatırlayalım.
Keza 1978deki Maraş olayları..
Ki bu olaylarda 120 kişi hayatını kaybetmişti.
Bunlar rastgele olaylar değildir.
***
Sevgili dostlar.
Türkiye artık aklını başına almalıdır.
Keza Turgut Özalın 1988de konuşma yaptığı sırada uğradığı suikast
1993 yılında Aziz Nesin dahil olmak üzere Siirt Madımakta yapılan provokasyon
Hatırlattığımız bu olaylar sıradan olaylar değildir.
CHP anlayışının bir proje olduğunu, İttihat Terakki Cemiyetinin bir uzantısı olduğunu, CHPyi kuran İsmet İnönüler gibi İttihat Terakki siyasetinin uzantıları, İngilizlerle Fransızlarla işbirliği yaparak onların yapamadıklarını biz yapıyoruz anlayışıyla yola çıktıklarını biliyoruz
Bu parti anlayışının kuruluşu, dış patentlidir
Bugün değil, 1 asırdır Türkiyenin başına bela olmuştur.
Şimdi ise bu kez partinin başında açık ve net olarak bölücülük anlayışıyla yola çıkarak ben aleviyim sözünü zaman zaman tekrarlayan Kılıçdaroğlu, aynı kaotik ortamı körükleme gayretinde.
Seçim sath-ı mailinde CHPnin masum gösterilmesi için, birileri ellerinden geleni yapacaktır, yapmaktadır
Pür dikkat etmek lazım
Ama ne fayda ki karşısındaki iktidarda olan AK Parti, eski diri ve güçlü ruhunu erime potasına sokmuş gibi haller yaşıyor
Hali hazırda, 2002nin, 2003ün misyonunu bir türlü gösteremiyor..
Halk, AK Partinin o misyonunun arayışı içinde
Ne yazık ki o misyon yine AK Parti tarafından yok edilip toz duman edilmiş bir halde
Özellikle bölgemizde partinin hal-i pür melaline bakıldığında, hiç de iç açıcı değil!
Hele ki, AK Parti Diyarbakır İl Başkanlığı bünyesindeki görüntüler, adeta CHPye davetiye çıkarmaktadır
Denir ya; biz yorulduk yapamıyoruz, buyurun siz gelin havaları verilmektedir.
Görüntüler bunu gösteriyor.
İşte Licedeki istifalar
Bir çok şeyi anlatmaya yetiyor da artıyor..
En derin saygı ve sevgilerimle.
Failed to load the video