TARİH GÖSTERDİ Kİ “KURTARICILIK” LİBASI GİYDİRİLMİŞ NİCE HIYANETLER YAŞANMIŞ!? (III)
Eklenme: 1.03.2022 00:00:00

Sevgili okurlar.

Aynı başlığı bugünkü yazımıza da kullandık.

Zira bugünkü yazımızın ana teması, temel stratejisi 1997de meydana gelen 28 Şubat Postmodern darbesinin ne kadar kirli bir girişim, ne kadar karanlık ve ne kadar da dış orijinli olduğu gerçeğini, bir kez daha gözler önüne sermektir

Ki çeyrek asırdan beridir, 28 Şubatın karanlık ve sinsi yüzü, her geçen gün daha bir deşifre olduğu gibi; kendini de ele veriyor...

Diyarbakır SÖZ Gazetesi gerek o yıllar olsun, gerek öncesi ve gerekse de bugün; hep tercüman-ı hakikat olmuştur.

Gerçekleri deşifre etmiştir...

Hakikatlerin bir nevi tercümanı olma görevini üstlenerek yayıncılık yapmıştır...

Yapmaya da devam ediyor...

Her ne kadar ödediği önemli ağır bedeller olsa bile, hiçbir güç onu sindirememiştir...

Ulaştığı bilgiyi, haberi, yorumu, resmi çok boyutlu şekilde irdeleyerek, derinden derine inceleyerek topluma aktararak, paylaşmıştır.

Ki bu misyonunu ve paylaşımını dün olduğu gibi bugün de devam ettirecektir...

Paylaşmaya da devam edecektir.

Bizler, Diyarbakır Söz Gazetesi ve Uzay Haber TV ailesi, bölgemizde olsun, tüm Türkiyede olsun, tarih boyu hakikatlerin tercümanı olmuştur.

Olup biten kirli senaryoları, devletin bünyesinde oluşan gizli yapıları, yabancı orijinli nice karanlık oyunları, mekir ve hileleri deşifre etmeye çalışmıştır...

Ki deşifre etmeye de devam ediyor.

Tek gaye ve düstur, yepyeni bir Türkiyenin inşa edilmesidir...

İmanla, inançla, tarihiyle, kültürüyle yeni bir misyonu yepyeni bir aksiyona çevirerek, yeni dünya düzeninde Türkiyenin yer almasının mücadelesini vermektedir...

Netice itibariyle, diyoruz ki..

Tarihin karanlık hadiseleri; dış orjinlidir!

Ki bu salt 28 Şubat darbesini kapsamıyor...

Ondan önceki nice darbeler var...

Özellikle tarihi Osmanlı Devletinin 1909da başına getirilen sinsi tuzak gibi...

Paris ve Londra orijinli Ermeni çetelerle Siyonizme bağlı Türk kökenli Jön Türklerle yola çıkıp, tarihi bir devleti yok etme planlarını o gün gerçekleştirenler, kim ve kimler idiyse!...

27 Mayısta, 12 Martta, 12 Eylülde, 28 Şubatta ve 15 Temmuz dahil olmak üzere; tümü aynı projelerin birer halkası ve devamıdır...

Dün dedeleriydi, bugün torunları..

Dün satılmış piyonlardı bugün onların devşirmeleri!..

Ki bu proje; yukarıda bahse konu olan Fransanın, İngilterenin iki başkentinde planlanmış, gizli çetelerle Osmanlıya karşı ve son kalan Türkiyeye karşı yapılan kirli projelerin, tarih süresi içerisinde sıkça tekerrür etmesi, hiçbir zaman güne özgü olmamıştır..

Tarih sayfalarına baktığınızda; Türkiyenin iki yakasının bir araya gelmemesi adına; enva-i plan ve projeler hayata geçirilmiştir...

Nitekim kirli yapılanmalar zaman gelmiş, karanlık örgütlere dönüştürülmüştür...

Jön Türklerle Ermeni çetelerin ittifak ettiği bu karanlık projelerin paralelinde, kapsamında, dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi; ihdas edilen terör örgütlerinin amacı, geçmişin intikamını almaktır!

Kürt coğrafyasını dağıtmaktır..

Doğu ve Güneydoğudaki 6 tane ilin Türkiye coğrafyasından alınıp hayali bir Ermeni devletine dönüştürmektir, temel hedef!..

Bu karanlık ve sinsi projede, Kürtleri de kendilerine alet etme noktasında planlar tertipleniyor!..

Hatırladığımız kadarıyla 7 Ağustos 1982de Ankara Esenboğa Havalimanına Zohrab Sarkisyan ve Levon Ekmekçiyan isimli iki Ermeni terör saldırısında bulunmuştu..

Lübnanda Ermeniler tarafından oluşturulan ASALA örgütünün mensupları olarak ortaya çıkmışlardı...

Esenboğa Havalimanında yaptıkları katliam sonucunda biri öldürülmüş, diğeri ise kahraman Türk polisi tarafından canlı olarak ele geçirilmişti.

O kirli oyun ortaya çıktıktan sonra her nedense ASALA ismi, bir anda sahadan silindi..

O gündür, bugündür ASALA ismi ne konuşuluyor ne de duyan var...

1984te PKK peyda oldu...

12 Eylül darbesinden sonra genel kanı olarak, ASALA PKKya dönüştürüldü...

Türkiyenin üzerine oynanan oyunlarda aynı teşkilat, aynı kirli oyun ve tezghlar, mekir ve hilelerle bu defa Kürtler kandırılmaya çalışıldı...

Sanki PKK, Ermenilerin oluşturduğu bir oluşum değil de Kürtlerin kurmak istediği Kürdistan devleti projesi gibi lanse edilmeye çalışıldı, çalışılıyor..

Aslında derin tarihi geçmişine bakıldığında 19. Yüzyılın sonlarında İngiliz ve Fransızlar tarafından uygulanan, projelendirilen plan, aslı astarı belli olmayan ve Jön Türkler olarak bilinen Ermeni çetelerle işbirliği yapanların hedefi ne ise 1960lı yıllardaki oynanan oyunlar da aynıdır.

27 Mayıs darbesi de, 12 Mart muhtırası da, 12 Eylül ihtilali de, 28 Şubat ve nihayetinde 15 Temmuzdaki kanlı başarısız darbe girişimi de aynı membaın ürünüdür!...

Tüm bunlar dünya devleti olan Osmanlının yıkılışı ne ise ufak bir coğrafyaya sığdırılmış Türkiyeyi de böl, parçala ve yut politikası üzerine yapıla gelmiş kirli bir tezghtır.

Milletçe uyanalım.

Dünün jön Türkleri ne ise Ermeni ve Siyonist çetelerinin yaptıkları ne ise bugün aynı o hal ne yazık ki yaşatılmak istenmektedir.

28 Şubat bundan ibarettir.

Biz bunu fiilen yaşadık.

Başımıza geldi.

21 Haziran 1996da Altındağ Dinlenme Tesislerine yapılan saldırı, her ne kadar iki üç tane PKK militanı olarak gösterildiyse de tamamıyla kökü, aslı, astarı, gerçek yüzünü araştırıp ortaya çıkardık.

Ki Diyarbakırdaki Jandarma Alay Komutanlığı bünyesindeki JİTEMin bazı subayları tarafından PKKyla anlaşarak dağdan getirdikleri militanların tetikçiliğiyle katliamı yaptılar...

Bunların da başını çeken dönemin DGM Başsavcısı Nihat çakar, o dönemde PKK davasını üstlenen bazı avukatlar, organizasyonun içerisinde yer alıyorlardı...

Büyük bir işbirliği vardı...

Gizliden gizliye devlet yanlısı olan iş çevrelerini de JİTEM vasıtasıyla kıskaca, alıp söğüşleme operasyonları tertipliyorlardı..

Hem de birilerinin hatırına binaen

Ama heyhat!

Ne oldu o da bir muamma.

Ya, Gaffar Okkan ve 5 koruma polisine 24 Ocak 2001de gerçekleştirilen suikastın perde arkası, sırları ne oldu?

O da bir muamma.

Hepsi ya PKKya ya Hizbullaha veya da başka örgütlerin organizasyonuymuş gibi; gösterildi, algılar üretildi...

Ama hep balon ve yalan.

Yapanlar, gizli mahfellerin derininden çıkan unsurlardı.

Elimizde dokümanlar mevcuttur, tarih yalan söylemez.

Ama bu da şayan-ı dikkattir ki o gecedeki katliam sonucunda 8 insanımızın hiçbirine bir şahadet unvanı verilmedi.

Ve ondan sonra bizim de başımıza gelen iki evladımıza ve iki dost gencimize suikastlar düzenlendi, şehit oldular.

Onlara da herhangi bir şahadet unvanı verilmedi.

Tamamıyla PKK tarafından gerçekleştirilen saldırılar olarak gösterildiyse de şahadet unvanı verilmedi.

İşte Türkiyenin bu halden çıkarılma çabası, olup biten gerçeklere, hakikatlere bir nevi tercüman olarak yola çıkmış durumdayız.

Hakikatlerin tercümanı olma şerefine devam edeceğiz.

Dünün Jön Türkleri ne yazık ki bugünün JİTEM unsurları, yani Kemalist, laikçi, ulusalcı unvanları orta yerde dolaşıyor.

Her ne kadar kavram aldatmacası söz konusu ise de gerçek kimliğini ortaya çıkarmak gerekiyorsa, bu yüzyıl içerisinde meydana gelen birçok örgütün, üreme gösterdiği yer bellidir..

Her ne kadar, bugün esamisi yoksa da türedikleri yer faal!.

Sormak lazım...

Allah aşkına, hani o DHKP-C ne oldu?

Ne kadar katliamlar yapıldı?

Deniz Gezmişler, Mahir çayanlar vs. vs.

ASALAya ne oldu?

TKP-ML örgütünün askeri kanadı olan TİKKO da vardı, ona ne oldu?

Daha ne isimler vardı.

Hepsi ke en lem yekn, hiç olmamış gibi bir aldatmaca oyunu.

Bugün hiçbiri ortada yok, esamileri de okunmuyor.

PKK orta yerde dolaşıyor, devletin dikkati oraya çekilmiştir.

Elbette ki devlet, nerede hıyanet erbapları varsa orada mücadelesine devam edecektir ve etmelidir.

Bu paralelde millet de devletiyle beraberdir.

Amma velkin.

Dünün Jön Türkleri ne ise bugünün de gizli masonik çetelerinin mahfelleri de oranın uzantısıdır diye görmek gerekir...

Böyle düşünmemek elde değildir.

En derin saygı ve sevgilerimle.