YAFTASI ZEMZEM, ŞARAP DOLU NİCE ŞİŞELER GÖRDÜK?! (IV)
Eklenme: 18.08.2022 00:00:00

* * *

Belge aynen diyor ki;

25 Dec, 2009 08:07:00 NasnameNEWS/Aktarım

1992 yılında Abdullah Öcalan hariç Murat Karayılan ve Cemil Bayık dhil PKK elebaşlarının hepsini yakaladık. Ne yaptılar? Aman Türkiyeye götürmeyelim, beklesin dediler. Buna ben bizzat şahit oldum. Başlarında nöbet tutanlar arasında ben de vardım. PKKnın bütün merkezi kadrosunu Zahodaki Talabaninin kararghı olan komite denilen yere getirdik.

TSKya tercümanlık yapan Kerkük Türkü Yıldırım Beğler

* * *

Bakınız, bu anlatılanlar, bu ifadeler, sistemin ne kadar kirli ve çürümüş bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye toplumunun ne kadar içten vurulduğunu gösteriyor

Tabi birilerinin işine geliyor mu?

Gelmediği içindir ki her şey gün yüzüne çıktığı halde hep örtbas ediliyor, kirli şal çekiliyor.

Bu sistemin madrabazlığıyla Türkiye ne düşmanını tanıyor ve ne de dostuna sahip çıkıyor.

Onun için de sürekli içten vuruluyoruz ve kimse bu ihanetin farkında değil

Aktardığımız mevcut hadiseden sadece biri!

* * *

Sevgili dostlar.

Bizler hak mücadelesini veriyoruz

çıktığımız yolda, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne, milli birlik ve beraberliğine yönelik şer güçlere karşı vermiş olduğumuz mücadele aşikrdır

Bugün değil, 40 yıldır aynı mücadeleyi veriyoruz

Bu mücadelede ne yazık ki çok ağır faturalar ödettirildi bize.

çok büyük bedeller ödedik.

Ama heyhat!

Bildiğimiz yoldan zerre-i miskal taviz vermedik

Biz bunu yaparken, bir hukuk devleti içerisinde mücadele ettik

Dikkat edilirse

Devletin, 28 Şubat 1995li yıllardan 2000li yıllara kadar PKKya karşı verdiği mücadeleler her nedense hep fiyaskoyla sonuçlandı

çünkü içten hainler vardı

Zira bölgede devlet adına çalışan sözüm ona görevli insanlar, birer ajan olarak PKK çevreleriyle işbirliği içerisindeydiler

Sağ gösterip sol vuruyorlardı..

Terör adı altında, rant devşiriyorlardı..

Akan kandan nemalanan vampirler gibiydiler..

Tıpkı yukarıda yazılan Kerkük Türkü Yıldırım Beğler gibi

* * *

Tarihi bir ibret vesikası daha bugünkü yazımda sizinle paylaşmak istiyorum.

Hem de çok ibret-engiz tarihi bir olay.

Bakınız, sevgili dostlar.

Dünkü yazımızın son bölümünde Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Hayri Eroğlundan kısaca söz etmiştik

Ve detayını bugün sizlere aktaracağımızı ifade etmiştik..

Eroğlu bugün kendini suret-i haktan gösteriyor

Hakkı, hukuku temsil ettiğini söylüyor..

İşçinin taleplerini seslendirdiğini söylüyor..

Vaziyet der demez, helal sana, bravo Eroğlu demekten başka bir şey söylenemiyor

Ki öyle de diyoruz

Bravo sana Hasan Hayri Eroğlu (!)

Sen ne mahir bir adamsın ya!

Neyse, tarihçeni, biyografini aşağıda Adan Zye kadar kamuoyuyla paylaşıyorum

***

Şöyle ki

Hasan Hayri Eroğlu.

Sendika Başkanı adı altında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini kıskaca almış, işçilerin haklarını savunuyor, kadro istiyor ve zam istiyor.

Peki, kimin adına?

Orada çalışan işçiler adına.

Görünümde böyle görüntü veriyor.

Büyükşehir Belediye Başkanlığı, buna ne gibi bir cevap veriyor, onu bilemiyoruz.

Bizi de hiç ilgilendirmiyor zaten.

Elbette ki alın teri döken işçilerin hakkı verilir

Ki verilmesi de gerekir..

Ama devletin verdiği hakları istismar eden ve devlete, millete, özellikle Diyarbakıra karşı işçileri kendi kirli ideolojilerine alet ederek, kendi tarihi pisliklerini örtbas etmek için haktan, hukuktan, adaletten dem vurma şekli bize göre Hasan Hayri Eroğluna düşmemiştir.

çünkü tarih bize gösteriyor ki Hasan Hayri Eroğlu, PKKnın kilit noktalarından gelen bir insan.

Her nedense nasıl geldi, nasıl yakayı kurtardı ve gelip Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı nasıl oldu gerçekten büyük bir muamma!?

* * *

Neden derseniz..

Buyurun size, Hasan Hayri Eroğlunun biyografisinden bir kaç not

Diyarbakır 4 Nolu DGM Esas No: 1996/377 Esasa bağlı dosya.

Karar No: 2003/75.

Kendisi bu dosyanın bilfiil sanığı olup, tutuklanmış, sonra tahliye edilmiş ki ceza almış biri..

Ama o dönemde, yurtdışına kaçmıştı.

Peki, suçu neydi, ne yapmıştı ki yargılanmıştı!?

Resmi evraka göre

Hasan Hayri Eroğlu,

Mehmet ve Fatma oğlu 01.03.1963 Dicle doğumlu, Diyarbakır İli Dicle ilçesi Taşağlı köyü nüfusuna kayıtlı olup, Diyarbakır İli Hatboyu Caddesi Hatboyu Apartmanı No:11 adresinde oturur.

Müsnet suçtan gıyabi tutuklu olarak bilinmektedir.

Bu yazdıklarımız resmi DGM dosyasının giriş sayfasındandır..

Peki, bu Eroğlunun suçu neydi?

Elbette ki o yalnız değildi.

Birçok arkadaşı vardı.

Onları da tek tek kamuoyuna tanıtacağız.

Sanık Hasan Hayri Eroğlunun 1992 yılında örgütsel ilişkilerinden dolayı cezaevine giren sanığın serbest kalmasından sonra PKKnın dağ kadrosuna katılan ve akrabası olan Sıddık Akdağın durumunu öğrenmek üzere örgüt tarafından Ap Musa alanı olarak nitelendirilen yere giderek Yılmaz kod adlı kişiyle görüştüğü ve orada kaldığı süre içerisinde meydana gelen silahlı çatışmada akrabası Sıddık Akdağın ölmesinden sonra kendisine İlhan kod adı verilerek, örgüt mensuplarının lojistik ihtiyaçlarını karşılama görevi verilmek suretiyle Diyarbakıra gönderildiği, mobilyacı dükkanı açan sanığın yanına gelen örgüt üyesi Metin kod adlı Mahmut Bircanın ona Lave Halo kod adlı Zülfikar Odabaşı ile çalışacağını söyleyip kırsalda bulunan Sinan kod adlı kişinin kendilerini görüşmeye çağırdığını demesinden sonra Zülfikar Odabaşı, Mahmut Birdal, Halil Karacadağ ile kırsal alana giderek destek mevkiinde Sinan ve Soroş kod grubu ile buluştukları..

Bu sadece ufak bir bilgi notu

Size sunmak üzere buraya yazdık.

* * *

Bakınız, sistemin ne kadar kirli bir sistem olduğu açıkça belli.

Şöyle ki

21 Haziran 1996 akşamüstü Diyarbakır Altındağ Dinlenme Tesislerine yapılan kirli bir saldırı sonucunda 8 kişi şehit düşmüştü, 12 kişi de yaralanmıştı.

İşyerine gerçekleştirilen haddi hesabı olmayan mağduriyetler ve üzüntüler karşısında vermiş olduğumuz mücadelede dönemin DGMsindeki çok değerli hkim ve savcıların, hatta Başsavcı Nihat çakar gelmeden evvel olay olmuş, ama canhiraşane çalışan DGM mensupları ve Emniyet teşkilatı sayesinde bunlar yakalanmış, tutuklanmış, kimisi firar etmiş, kimisine gıyabi tutuklama verilmiş.

Hatta edinilen bilgilere göre o dönem Fransaya kaçmış, neyse gelmiş aklanmış veyahut aklanmamış.

Hani diyoruz ya sistem suçluyu suçsuz gösteriyor, suçsuzu da suçlu gösteriyor

İşte böyle antidemokratik bir sistemle karşı karşıyadır Türkiye.

Şimdi de bu zat-ı namuhterem çıkmış işçi haklarından bahsediyor.

İşçi haklarını istismar ederek kendi kirli amaç ve ideolojisi uğruna örgüte yeniden hizmet ediyor.

Edindiğimiz bilgilere göre bu insan işçileri önümüzdeki günlerde sokakta yürütebilir.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi hakkında veyahut İçişleri Bakanlığına yönelik Devrimci İşçi Sendikaları Diyarbakır 2 Nolu Şube Başkanı adı altında devlete karşı yapılması planlanan bir ayaklanmanın öncüsü olmaktan geri çekilmeyeceğini de düşünmüyor değiliz?!

Bu insan Diclenin yeni ismi Taşağlı olan eski ismiyle Haçek köyü nüfusuna bağlı olup, o köy ne yazık ki tümüyle bundan yüz yüz elli sene evvel Ermeni köyü olarak biliniyordu.

Sonradan hidayete geldiler, Müslüman oldular.

Demek bundan anlaşılıyor ki kinin dini imanı yoktur.

Kin KİNDİR, Din DİNDİR sloganını hatırlatıyor bize bu durum.

En derin saygı ve sevgilerimle.