ZALİMİN ZULMÜ HEP YANINA KAR MI KALACAK?!
Eklenme: 9.03.2022 00:00:00

Sevgili okurlar.

Tarih boyunca insanımıza, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanımıza yapılan mezalimler, sahte iftira odaklı fişlemeler, resmi evrakta yapılan tahribatlar, hak, hukuk ve adaleti ayaklar altına alanların yanına kar mı kalacak?!

Hele hele şu 28 Şubat vesayetçilerinin sözde devlet adına yaptıkları karanlık ve kirli, sinsi hainlikler unutulacak mı?..

Hayır, hiçbiri unutulmaz, unutulmayacaktır da...

Kayıp da edilemez...

Ve kimsenin yaptığı da yanına kar kalmayacak, kalmamalıdır?!.
İki gün boyunca BU DEJENERASYON VE TOPLUMSAL AHLAKİ çÖKÜNTÜ, TÜRKİYEYİ NEREYE GÖTÜRÜR?! başlığı altında ülkede ve yer küresinde birbiriyle ilintili mevzuları, irdeledik...

Bugün sorgulayan ama adalet çağrısını içeren bir başlıkla, sohbetimizi, derinleştirmek istiyorum!...

Hazin olan şudur ki; her gün biraz daha toplumda vücut bulan ahlaki çürümüşlüğü körükleyen siyasi yozlaşma, kamuyu da aynı minvalde erozyona uğratıyor...

Siyasetin özellikle kendine bağladığı bazı önemli kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesindeki çalışma stili apayrı bir şekilde toplumu çürümüşlüklerle karşı karşıya bırakıyor..

Hem de mahkm edici şekilde

***

Değerli okurlar..

3 maymunu oynayan, çok satan ve çok izlenen medyanın hal-i pür melali oldukça dikkat çekicidir.

Gün oğlu diyorlar ya..

İşte böylesine bir karaktere sahipler..

Kişisel rant peşinde koşan nice anlayışların peş peşe varlığı ayrı bir çile...

Kesintisiz yürümeleri ve hkimiyet kazanmaları, toplumu gerçekten içten vuruyor, üzüyor, tazip ediyor.

Yüksek dejenerasyonla karşı karşıya kalınıyor...

Haliyle, bu güdümlü siyasetin neresine güveneceksin kaygısına kapılıyorsun?

çünkü Görmedim, duymadım, bilmiyorum gibi varlık gösteren güdümlü siyaset, enva-i olumsuzluğa zemin yaratıcı...

Beri yanda kendini dava temsilcisi gösterip, devekuşu misali, olup-bitenlere karşı başını kuma gömmüş zatların varlığı...

Der demez, heyhat dedirtiyor insana...

Olup-bitenleri irdeleyip, kaleme alırken gerçekten insan üzülüyor...

Ülkemin, devletimin, bürokrasimizin ve siyasetimizin hal-i pür melalinin böyle derin çürümüşlük arz etmemesi gerekir..

Ama kime dersin?

On-on beş yıl öncesine kadar sağ kulvarda yürüyen, davayı göğüsleyen muhafazakr kesimin baş savunucusu rolünü oynuyorduk.

Kalemimizle, düşüncemizle, malımızla, canımızla

çok ağır bedeller ödedik.

Geçenlerde de yazmıştık.

İşyerimizde hain tezghların pusu kurduğu tuzaklarla, hain kurşunlarla şehit olan insanlarımızın, evlatlarımızın hiçbirine şahadet unvanı verilmedi?..

Neden mi?

Bize göre bu soruya cevap vermek çok kolay...

Zira 28 Şubatlarda devletin dönen dolabı ters dönüyordu.

Kozmopolit bir hal içerisinde yürüyordu.

Kamu kurum ve kuruluşları, her ne kadar şeklen bölgemizde devletin birer temsilcisi olarak görünüyorlarsa da bize göre şekliydi ve hayaliydi.

Zira 2000li yıllarda ansızın bir akşamüstü gözaltına alındım.

İki çalışan arkadaşımla beraber

Meğerki sebeb-i mucibesi, dönemin DGM başsavcısı Nihat çakarın talimatıymış.

O talimatın nedeni ise benim bir yakınımdan dönemin parasıyla 7 bin beş yüz lira karşılığında 0 km Ford araba alması...

Hem de Avukat İhsan Fikret Biçici aracılığıyla alınmıştı bu para..

Ben de bunu duydum ve medyalık bir duruma getirmek istedim..

Adalet Bakanlığına şikyet ettim...

Başsavcı çakarın kulağına bu şikayetim gitmiş ve bunu tehdit saymış..

Beni davamdan caydırmak için JİTEMin başkomutanı Cemal Temizöz ile beraber, plan yapılmış...

Ve ben gözaltına alındım...

Peki bunu da nasıl yapmış ve planlamışlar?..

Beni Hizbullahçılık yaftalarıyla, sahte evrak tanzim ederek, sahte yalan fişlemeyle, bir de cezaevinde bulunan Şemdin Sakıkın tanıklığıyla böyle kirli bir tezghı gerçekleştirdiler...

İşte sevgili dostlar.

O gece yarısı gözaltına alınıp sorgulanırken, bir baktık ki sözde itirafçı bir PKKlının başucunda çalışan Parmaksız Zeki kodunu taşıyan Şemdin Sakıkı karşımıza çıkardılar.

çıkaran Jandarma İstihbarat Binbaşı Cemal Temizöz...

JİTEMin başkomutanı...

Bizim suçumuz Altındağ Dinlenme Tesislerinde Hizbullah kampını kurmuş olmamızmış (!?)

İspatı da ve olayın şahidi de, ne hikmetse Şemdin Sakık!

Karşımıza çıkan Şemdin Sakıka beni tanıyor musun? dedim.

Yok, ben seni tanımıyorum dedi.

Ama oralardan geçip giderken başlarında beyaz takkeli çocuklar vardı, bize dediler ki burası Hizbullah kampüsüdür. Ben bu şekilde gördüm dedi.

Tabi illallah dedim.

Bu ne yalan, bu ne sahtekrlık, bu ne uydurma.

Bu Şemdin Sakık yıllarını Kuzey Irak dağlarında geçirmiş bir insan, nereden geldi Altındağdan geçti.

Bu arada hem gülmek, hem üzülmek, hem ağlamak elde değildi.

Tabi tek sorum buydu.

Dedim ki büyük bir iftira, yalan atıyorsunuz!.

Amma velkin Şemdin Sakıkın zorla cezaevinden alınıp getirilmiş olması yüzünden hal ve hareketinden belliydi.

* * *

İşte bakınız, sevgili okurlar.

Rejim, sistem ve sistemi yöneten bu ülkenin gelen giden iktidarlarının hal-i vaziyetleri ve ahlaksızlık çukurunun derinliğine düşmeleri, bize göre tarih boyunca böyle ibretnüma ahlaki çürümüşlük ne gelmiş, ne gitmiş, ne de görünmüştür.

Biz de karanlıkçı, vesayetçi keferetül fecerelerin inadına rağmen pes etmedik, davamızı hep üstün tuttuk..

Ki üstün tutmaya devam ediyoruz.

Ama onlar ise bugün nerdeyse tarihten silinmiş, emekli olmuşlar ve oturup devleti sömüre sömüre emeklilik maaşıyla geçiniyorlar.

Bu yazıyı yazmaktaki kastım, AK Parti iktidara gelebilmesi için bizlere ve tüm inanan insanlara çok büyük ümitler vermişti.

Ama gerek onların başına gelenler ve gerekse onlara oy verenlerin başına gelenlerin hiçbirinin ama hiçbirinin gereken haklarını koruma temsilciliğini bir türlü üstlenemediler.

* * *

Bakınız, kader tecellisi.

O günden bugüne kadar Şemdin Sakık iki defa fiilen bana cezaevinden mektup yazdı...

Özür diledi, pişmanlık duydu ve teyiden, tekraren beni ahlaksızca zorlayan o günkü o sözde devlet unsurlarının dayatmalarıyla ben geldim, o iftirayı attım, özür diliyorum diyor.

Ahlaksızlık, Dönemin DGM Başsavcısı Nihat çakar ile JİTEMin komutanı Binbaşı Cemal Temizöz tarafından uygulanmıştı...

Tüm bunları böyle hatırlayınca gerçekten sistemin ne kadar çürümüş olduğunu ve sistemin Kemalist, laikçi anlayışa bağlı rejimi ayakta tutan millet değil.

Milletin yardımı da değil.

Gizli vesayetçi mason localardan kaynaklıdır.

Ki ittihat terakki cemiyetinin kuruluşundan bu yana Osmanlı devletinin başına gelen dayatmalı mezalim ne ise uygulanan plan, proje ne ise 28 Şubattaki ve hatta ondan sonra günümüze dek, hatta 15 Temmuz başarısız kanlı darbe girişimi dhil

Vesayetçi rejimin silsilesi olarak devam ede gelmiştir...

Milletin yardımıyla değildir.

Milletin desteklemesiyle değildir.

Milletin onlara oy verip iktidara getirmesi de değildir.

Sadece ve sadece büyük bir gafletle, büyük bir vurdumduymazlıkla, uyuşturulmuş, morfinleştirilmiş bir toplumun mevcudiyetine dalalettir..

Ve ister iktidarı olsun, ister muhalefeti olsun, siyasetin kirli oyunlarla, aldatıcı kavramlarla, toplumun oylarıyla iktidara gelip ve hala da bu kirli 28 Şubattaki devlet adına milletin üzerine yapılan baskılar, yağdırılan mezalimler, yapanların yanında kar kalma şeklidir, siyasetin güdümlü halinin varlığıdır.

Biz gerçekten AK Partiden çok büyük şeyler bekliyorduk.

Ama 20 yıl içerisinde hiçbir şey yapamadı.

Ve yapmadıkları gibi de ne yazık ki yanlış politikalarla dostunu dost olarak tanımadılar, düşmanını da düşman olarak seçemediler.

Korkarız ki işte mevcut ekonomiksel sıkıntı, ahlaki çürümüşlükler, toplumda mevcut olan keşmekeşlikler ve devail-i devliye denilen devlet dairesindeki, hele hele şu belediyelerdeki yapılan yolsuzluklar

Vatandaşa bugün git, yarın gel uygulamaları.

Ve kimin eli kimin cebinde belli olmaması

Hem de bunların AK Parti döneminde vücut bulması çok düşündürücüdür.

Dünkü yazımızda da söylemiştik.

Şu belediyelerin neredeyse gasp yoluyla ama kanunlaştırma hilebazlığıyla vatandaşın ellerinden aldıkları arsaların değer payları.,,

Bu da sistemin yeni ucube bir halidir.

Gerçekten de ucube bir uygulamadır...

Daha üstün deyimle söylemek gerekirse; ucube bir 3 maymunu oynama halidir..?

Sistemin uygulayıcıları da devekuşu misali

En derin saygı ve sevgilerimle.