TÜRKİYE – İSRAİL İlişkilerinin Düzeltilmesi Üzerine
Eklenme: 2.02.2026 00:00:00

Ortadoğu, tarih boyunca krizlerin, savaşların ve kırılgan dengelerin coğrafyası oldu. Ancak bugün yaşadığımız tablo, geçmiş dönemlerden farklı olarak çok daha karmaşık, çok daha hızlı değişen ve çok daha fazla aktörü içine çeken bir yapı sergiliyor. Gazzede süregelen insani trajedi, Suriyede bitmeyen iç savaş, Irakta devlet otoritesinin zayıflığı ve İran etrafında giderek sertleşen kuşatma politikaları Tüm bu başlıkların tam ortasında ise Türkiye yer alıyor.

Türkiye artık bu coğrafyada yalnızca bir komşu ülke değil; askeri gücü, diplomatik kapasitesi, ekonomik etkisi ve jeopolitik konumuyla bir anahtar ülke konumundadır. Böyle bir pozisyon, hamasi söylemlerle değil; soğukkanlı diplomasiyle, çok boyutlu ilişkilerle ve denge siyasetiyle taşınabilir. İşte tam da bu noktada Türkiyeİsrail ilişkilerinin yeniden ele alınması, ideolojik reflekslerden arındırılarak stratejik bir zeminde değerlendirilmesi gerekmektedir.

SÖYLEM Mİ, DİPLOMASİ Mİ?

Dış politikada sert söylemler, iç kamuoyunda kısa vadeli karşılık bulabilir. Ancak uluslararası sistemde belirleyici olan, söylem değil sonuçtur. Türkiyenin İsrail ile yaşadığı krizlerin geçmişine baktığımızda, yüksek perdeden yapılan çıkışların ne Gazzedeki dramı sona erdirebildiğini ne de Türkiyenin bölgesel etkinliğini artırabildiğini görüyoruz.

Aksine, diplomatik kanalların tamamen kapanması; Türkiyeyi masadan uzaklaştırmış, arabulucu olma kapasitesini zayıflatmış ve karar süreçlerinin dışında bırakmıştır. Bugün gelinen noktada, duygusal tepkiler yerine rasyonel devlet aklı ile hareket etmek, Türkiyenin hem ahlaki hem de stratejik çıkarları açısından zorunludur.

TİCARETİN DİLİ: SESSİZ AMA ETKİLİ DİPLOMASİ

İsrail Ticaret ve Dışişleri Bakanlığının 2025 yılına kadar ve Türkiyede TÜİK ve ilgili bakanlıkların açıkladığı ve kamuoyunda çok tartışılmayan ticari anlaşmalar, aslında Türkiyeİsrail ilişkilerinde yeni bir sayfanın sessizce açıldığını göstermektedir.

Enerji, tarım, teknoloji ve lojistik alanlarında atılan bu adımlar, iki ülke arasında kopmayan ekonomik bağların varlığını teyit etmektedir.

Unutulmamalıdır ki modern diplomaside ticaret, çoğu zaman siyasetin önünde gider. Ekonomik karşılıklı bağımlılık arttıkça, çatışma maliyeti de yükselir. Türkiyenin bu ticari ilişkileri derinleştirmesi, yalnızca ekonomik kazanç sağlamaz; aynı zamanda diplomatik manevra alanını da genişletir.

(Türkiyeden Mayıs 2024 öncesi ithalatının neredeyse yarısı hala üçüncü ülke ve taraflar üzerinden sürüyor)

(İsraile göre Türkiye 2024te en büyük 5. ihracat ortağıydı

Türkiye Ticaret Bakanlığı: 2 Mayıs 2024ten bu yana İsrail ile ticaret sıfır)

BÖLGESEL DENGE VE MISIR FAKTÖRÜ

Cumhurbaşkanı Sisinin son dönemde kullandığı kardeşim gibi yumuşak diplomatik ifadeler, Ortadoğuda yeni bir dilin mümkün olabileceğini göstermektedir. Türkiyenin Mısır ile ilişkilerinde yakaladığı normalleşme süreci, İsrail dosyası açısından da önemli bir referans noktasıdır.

Bölgesel barış; tek başına atılan adımlarla değil, çok taraflı uyum ile sağlanabilir. Türkiyeİsrail ilişkilerinin düzelmesi, yalnızca Tel Aviv-Ankara hattını değil; Kahire, Amman, Riyad ve Abu Dabi ile yürütülen diplomasiyi de olumlu yönde etkileyecektir.

RAHİP BRUNSON KRİZİ: Ekonomik hafızayı canlı tutmak

Trump döneminde yaşanan Rahip Brunson krizi, diplomasinin ne kadar hızlı ekonomik bir silaha dönüşebileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Türkiye ekonomisini çökertebilirim söylemi, yalnızca bir tehdit değil; küresel sistemin nasıl çalıştığının açık bir ilanıydı.

Bugün benzer bir kırılganlığın yeniden yaşanmaması için Türkiyenin çatışma üreten değil, riskleri minimize eden bir dış politika hattı izlemesi gerekmektedir. İsrail ile ilişkilerin kontrollü bir şekilde normalleşmesi, olası ekonomik ve siyasi baskıların önüne geçme açısından da stratejik bir hamledir.

SURİYE, GOLAN VE DEĞİŞEN DENGELER

Golan Tepeleri meselesi, Ortadoğuda dengelerin ne kadar hızlı değişebileceğinin somut bir örneğidir. Suriyenin fiilen parçalı yapıya sürüklendiği bu süreçte, Türkiyenin hem Şam yönetimiyle hem de İsrail ile eş zamanlı ilişki kurabilmesi, ince bir denge siyaseti gerektirir.

Türkiye bu dengeyi sağlayabilecek nadir ülkelerden biridir. Ancak bunun yolu, dışlayıcı söylemlerden değil; arabuluculuk kapasitesini güçlendiren bir diplomatik çizgiden geçmektedir.

( golan tepeleri 25 yıllığına İsraile kiraya verildiTrump ise Golan Tepelerinin tapusunu İsraile verdi)

ABD İRAN GERİLİMİ VE TÜRKİYENİN STRATEJİK KONUMU

ABDnin İrana yönelik olası askeri planları, bölgeyi daha da kırılgan hale getirmektedir. ABDTürkiye temsilcisi Tom Barrackın yürüttüğü temaslar, Ankaranın bölgesel güvenlik mimarisindeki kritik rolünü ortaya koymaktadır.

SDGnin kısa sürede yaşadığı toprak kayıpları, sahadaki dengelerin bir gecede değişebileceğini göstermiştir.

Böyle bir tabloda Türkiyenin tek taraflı pozisyon almak yerine, dengeleyici ve arabulucu bir rol üstlenmesi hem kendi güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından hayati önemdedir.

HAKAN FİDAN MESAJI: Devlet aklı konuşuyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidanın El Cezireye verdiği ocak 2026 mülakatta sarf ettiği Bizim İsrail ile sorunumuz yok ifadesi, aslında Türkiyenin resmi dış politika çizgisinin net bir özetidir. Türkiye, Gazzede yaşananlara sessiz kalmadan; ama diplomasi kapılarını da kapatmadan hareket etmek istemektedir.

Bu yaklaşım, ideolojik değil; devlet aklına dayalı bir tutumdur.

SDG, KÜRT YAPILANMASI VE GÜVENLİK RİSKİ

Suriyenin kuzeyinde şekillenen federal Kürt yapılanması, Türkiye açısından ciddi güvenlik riskleri barındırdığı kanaati hkim.

1990lı yıllarda Irakın Kuzeyinde kurulmakta olan Kürdistan bölgesel yönetimi için gösterilen tepkiler yine aynısı Suriyede önümüze çıkmaktadır.

Suriyenin doğusunda Kürt Federal yapısının oluştuğu gözükmektedir.

Suriyedeki Kürtlerle diyalog kurmamız ve iş birliği içinde bulunmamızın önemini düşünelim.

Ayrıca;

Uluslararası destekle kurulan kamplar, kimliği belirsiz çocuklar, DEAŞ tehdidinin yeniden üretilme ihtimali Tüm bu unsurlar, Türkiyenin sınır güvenliği açısından dikkatle yönetilmesi gereken bir süreci işaret etmektedir.

Bu noktada İsrail dahil olmak üzere bölgedeki tüm aktörlerle diyaloğun açık tutulması, Türkiyenin elini güçlendirecektir.

11 EYLÜL SONRASI DÜZEN VE BUGÜNÜN GERçEĞİ

11 Eylül sonrası Ortadoğuya dayatılan demokratikleşme projelerinin nasıl bir yıkım yarattığı ortadadır. Bugün İrana yönelik senaryolar, Türkiyeye bu deneyimlerden ders çıkarma zorunluluğu yüklemektedir.

Türkiye ne Iraktır ne Suriye. Bu coğrafyanın denge unsurudur. İsrail ile yapılacak barış ve normalleşme adımları, Türkiyeyi bu denge rolünde daha da güçlendirecektir.

SONUç; BARIŞ, ZAYIFLIK DEĞİL GÜçTÜR.

Türkiyeİsrail ilişkilerinin düzeltilmesi, bir geri adım değil; aksine stratejik bir ileri hamledir. Bu adım, Türkiyeyi bölgesel çatışmaların tarafı değil; çözümlerinin merkezi haline getirebilir.

Saldırgan söylemler yerine akılcı diplomasi, Türkiyenin hem ekonomik gücünü hem de siyasi ağırlığını artıracaktır. Ortadoğuda barışın anahtarı, yüksek sesle konuşmakta değil; doğru masada, doğru zamanda yer almaktadır. Türkiye, bu masanın vazgeçilmez aktörüdür. Önemli olan Türkiye ve Türkiyenin güvenliğidir

2.Şubat.2026 ANKARA

DİP NOT

Bugüne kadar Türkiye için Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğana gönderdiğim raporlarda kaynak ben olduğuma dair bir ışık olmadı.

Bu nedenle bu yazımı alenen açık şekilde kamu oyu ile paylaşıyorum.

Doğacak tepkiler ortada. Ancak Konu Türkiye

Diğer raporlarıma kısaca belirteyim.

1. 2013 Açılım sürecindeki bir çok raporlarım

2. 2.KASIM.2017 Tarihli raporum. Türkiyedeki göçmenlerin durumuyla ve man adasıyla ilgili

3. 15.MART.2018 İsveç raporum

4. 2 temmuz.2018 Papaz Andrew Brunson Serbest bırakılmasının nedenlerini ortaya koyduğum raporum.

5. 9.MART.2022 RUSYA UKRAYNA Savaşında TÜRKİYENIN ARABULUCU olması yönündeki raporum

6. Ekim 2022 Mısır ile ilişkilerimizin düzeltilmesiyle ilgili raporum

7. Libya ve Doğu Akdenizde petrol ve doğal gaz arama ve Türkiyenin ilgilendiren konulardaki raporlar ve ekonomik siyasal atılım gerektirecek raporlarım

8. 22.02.2024 Sudan raporum şimdiden Sudanda bulunmamızı gerektiren raporum

9. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemiz ile ilgili, Türkiyenin ana konulardaki sorunlara yönelik bir çok alanda yazdığım raporlarım ve tek tek isim ve içeriğini yazmadan)

Bu raporlarımın tarih. Saat ve gönderiliş şekli ile ilgili bilgiler tarafımdadır.