Galiba; "Boş vermişlik" ülkemize ve toplumumuza özgü! Ne hazindir ki; Öylesine "ciddi" bir ikilem hayatı icra ediyoruz ki; "yuh be" demek geliyor insanın içinden. Niye diyeceksiniz? Önceki gün; Yenişehir ilçesi Kurtismail Paşa mahallesinden beni aradılar. "Aman yetişin. Burda katliam yaşanıyor?" diye! Cami'nin minaresine; "baz istasyonu" kurulmuş. Bu nedenle; Yüzlerce kuş ve güvercin telef olmuş. Göğüsleri patlamış! Haber Merkezi'nden; arkadaşlar yönlendirdim "o korkunç" tabloyu görüntülemek üzere. Görüntüleyip getirdiler. İzledim. Dehşet verici! Sanırım sizler de; bugün birinci sayfada yer alan "Bunu kim izah edecek?" manşetiyle verilen haberde görüp-okuyacaksınız. Düşünüyorum; Baz istasyonunun bu kadar dehşetli bir şekilde yaydığı radyasyonla "hayvanlar" telef oluyorsa. İnsanlar üzerindeki; "tahribatı" nicedir? İşte bu düşünce üzerine; araştırdım.
* * *
Evet. Bilgi dâhilinizdir; "Baz istasyonları" GSM şebekelerinin "abonelik" iletişimini sağlayan tesis olduğu. Yani; "Cep" telefonu denilen teknoloji nimetinin "verici-alıcı" işleyişini sağlayan bir aygıt. Tabi; Bu hayatımızı hem kolaylaştıran, hem de zehirleyen "demir yığınları" elektromanyetik dalga saçıyor. Açık ifadeyle; Radyasyon! Sağlık açısından; "çok ciddi ve vahim derecede" bir tahribat özelliğine sahip. Bilimsel bir tespit. Peki; "Bariz" şekilde bilinen bu tehlikeye rağmen, "mantar" gibi her yere bu istasyonlar nasıl kuruluyor? Okul mu, cami mi, hastane mi, ev mi? Neresi "önüne" gelirse. Kirala, "istasyonu" kur? Ne soran, ne de sorgulayan var? Düşün; Tehlikesini "bil" ama bildiğini oku. Boş ver; ne olacak? "Tış-tek na be!" hesabı!
* * *
Bakınız; araştırdım bu "her sokak" başında bulunan "Çernobil" gibi; "elektromanyetik dalga" saçan Baz istasyonun; yarattığı tahribatları. İnsanoğlu'nu "nasıl" sinsice kemiriyor? Sıralayalım etkilerini; *Dokularda ısınma sebebi ile oluşan etki alanı. *Doku hücrelerinde deformasyonların meydana gelmesi. *Hücre zarlarının delinmesi. *Sinir zarlarının deformasyona uğraması. Bunların "hayat" bulmasıyla gelişen; hasarlar! Sinirlilik, unutkanlık, uykusuzluk, depresyon, Alzheimer hastalığı. Parkinson hastalığı ve pek tabi ki; "KANSER". Cep telefonları da; "Baz istasyonu" kadar "sağlık tehdidi" içermekte. Duyma ve görme bozuklukları. Psikolojik dengesizlik. Kalp rahatsızlığı. Dediğinizi duyar gibiyim; "İyi de" bu hayatı kolaylaştıran "çağın nimetini" kullanmayalım mı? 30 milyona yakın; "insanda cep telefonu" var. Ne hazin ki öyle; zaten dünyada en çok "cep telefonu" tüketen üçüncü ülkeyiz.
* * *
Evet. Bu vahim "zararları" düşüremez miyiz? Zararsız hali nasıl olabilir? Doğrusu; İki günden bu yana "internet ve konuyla alakalı" birimlerle temasa geçip araştırdım. Baz istasyonları "nasıl izole" edilir noktasında; "Limit değeri"nden söz edildi. Mevzuat çerçevesinde "Ulaştırma Bakanlığı ve TÜBİTAK" limitleri belirliyormuş. Tabi; Limit değeri malum. Ancak; istasyonun nereye kurulacağına ise Mahalli Çevre Kurulu hüküm veriyor. Bilen bir dostun ifade ettiği gibi; "İşte zurnanın "zırt" dediği nokta" Kurul kararı ve Limit ölçüsü. Ülkemizde; "Kuralların" nasıl bir hikmetle icra edildiğini bilmeyen yoktur. Bilindiği gibi; Arazi kullanımı açısından yetki; Belediye Meclisleri ile İl Genel Meclisleri "imar" ölçüsüne göre karar verir. Ancak; Baz İstasyonları için böyle bir ölçü yok. Ne "ruhsat" almasına, ne de "imar" planında gösterilmesine gerek yok. Hüküm de yok!
* * *
Düşünün; Bir evin çatısını dahi onarıyorsanız mutlaka bir yerlerden izin almanız gerekiyor. İki katlı ev yapın; imar planının dışına çıkamazsınız? Çıktınız mı, "cezalar" arka arkaya gelir; "nasıl yaparsın" diye? Gel gör ki; Baz İstasyonu herşeyde serbest. İzin almadan, ruhsatsız kuruyor. Okul mu, Cami mi, Hastane mi, bina mı? Önemli değil; yeter ki "iki üç kat" yüksekte olsun? Diker; demir yığınını; kim takar misali? Onun içindir ki; "çanak anten" gibi; her sokakta, her damda var. GSM firmalarının "artmasıyla" otomatikmen de; her firma kendisine özgü "baz istasyonunu" kuruyor olması; mantar gibi istasyon. Aslında; Bu kadar "serbestiyetin" ve yasaların işlevsizliği "sermayenin" küresel gücünden geliyor olsa gerek. Velhasıl; Biz bu nimetten kopamıyorsak. Yani; Cep telefonsuz olamıyorsak. Doğal olarak da; Baz istasyonu da şart. O zaman; "kriterleri" uygulayalım, hassasiyeti bu yöne ağırlaştıralım.
* * *
Buradan; Sesleniyorum "Limit değerinden" sorumlu kurumlara. Ve tabi ki; İl Çevre Kurulu'nun zat'ına. Başta; yüzlerce güvercin ve kuşun telef olmasına neden olan, ahalisinin panik ve korku içinde bulunduğu Kurtismail Paşa sokaktaki "baz istasyonu" olmak üzere. Kent içi ve dâhilindeki tüm bu; "elektromanyetik dalga" yayan demir yığınları; ölçülsün. O zararı minimum eden; değer ölçüsüne getirilsin. Peşinen ifade edebilirim ki; Diyarbakır'daki "istasyonların" ekseriyeti "limitlerinin" çok ama çok değerlerinin üstündedir. Rahmetli annemin dediği gibi; "Oğul şu kanser denilen illet hastalığı bizim gençliğimizde nadir di? Şimdi; kimi görüyorsan kanser hastasıyım diyor?" Aynen de öyle! Bilimsel araştırmalar zaten; sonuçları veriyor. Türkiye'de son yıllar da; "kanser vakasının" ne kadar arttığını. Evet. Mesele ciddi, risk büyük. Zaman telafisiz!
* * *
Onun için; "boş vermişliğin" bağımlılığından kurtulup az da olsa bilinçlenelim. Özellikle de; Daha ilköğretim çağına gelmeyen çocukların eline "en baba" cep telefonu tokuşturma "cinayetinden" arınalım. Çünkü itiraf etmek gerekirse; Dün bu yönde yaptığım araştırmalardan elde ettiğim bilgiler karşısında "dehşete" düştüm diyebilirim. Meğer, Teknoloji "hayatı" ne kadar kolaylaştırıyorsa, bir o kadar da "hayatı" sağlıksızlaştırıyor. Ha bir de; Bir cep telefonu değil, bir kaçını birden taşıyıp kullananları görüyorum. Allah; cep ve kapitalden çok "sağlık açısından" yardımcısı olsun. Çünkü; o zat bir değil üç ayrı baz istasyonu ve sinyalinden gelen "radyasyona" maruz. Sonuç itibariyle; Neyin nasıl olması gerektiğini aklı başındaki uygar dünya kriterlerinden yola çıkarak ortaya koymak ve uymak zorundayız. Bir de; Her önüne gelen "kira bedeli" alacağım deyip; "Baz istasyonuna" kurma alanı vermesin. Belediye de, Valilik de, Çevre Müdürlüğü de, Haberleşme kurumları da; "bil" ama bildikleri okumalılar.