Farkında mısınız? Toplumsal hayat çarkı; "eksen" itibariyle hayli dengesiz. Hadiseler. Ve hadiselerin kulvarında üretilen çözümler; akla ziyan! Düşüncel; bir batak misalli. Mesela; Sorunların yapısal dokusuna bakıyorsunuz. İhtiva ediyor "kendi" iç yapısında; Sorun... Sorunlar... Ve sorunlarımız diye... Sonra. Başlıyoruz vücuda gelen "sorun-lar-ımız" diye çözüm yapısı oluşturmaya. Yani. Çözüm... Çözümler... Ve çözümlerimiz diye!
* * *
Kimi uğraşta; pozitif yaklaşım. Kimi çabada; negatif tavır. Tabi. Bu durum; hadiselerin "doğal" seyrine özgü bir işleyiş. Ama ne var ki; Ülke ve millet olarak ne hikmete kâmilse "akla ziyan" bir doku geliştiriyoruz. Sorun-lar-ımıza.. Ve çözüm-ler-imize. Şöyle ki; en sıradan. Tabiri caizse "çekirdek kabuğunu" bile doldurmayan sorunu; anlayış ve üslup "akl-i arıza" ile birden aşılmaz ediyoruz. Bazen de; Anlayış ve ikmal edilen üslup, Yine tabiri caizse "yılanı deliğinden çıkaran" akl-i hazineyle aşılmaz görülen mevzuu, çözüm buluyor. Ama ne hikmetse; "çözümden" çok çözümsüzlüğü hep ihya ediyoruz. Kısırlık nokta da bu. Sanırım; Onun içindir ki ülke ve millet olarak "çözümsüzlükler" ağı içerisinde, debelenip duruyoruz.
* * *
Bakınız! Ülkenin "kuvvetler" yapısına. Yasama... Yürütme... Ve Yargı... Ülkenin "hayat" damarları, olmazsa olmaz dediğimiz nizamlar. Ne talihsizliktir ki; Bugün. Hatta yıllardır vücuda gelen yapı; hep arızalar ihtiva etmektedir. Ve yine bu arızaların giderilmesi yönünde; icra edilen adımların "körükleyici" hali. Çıkmaz sokak! Şöyle ki; Yapı itibariyle... Sorunu icra eden kişiye "tu kaka" derseniz. Ardından da; karşı mücadele edenin sırtını sıvazlarsan. Ve sonra dönüp; iki yapıya da "çomak" sokarsan ne olur? Elbette ki çorba olur. Yok böyle bir şey. Bir bakıyorsunuz ki; tam aksi bir fikriyat oluşmaya başlıyor. Dengesizlik vahim düzeyde.
* * *
Mesela; Son günlerde "hepimizde" derin ama farklı tepki oluşturan "Kürtçe Dili" üzerindeki tartışma. Dikkat edin. Sorun çözme ve sonrasında çözümsüzlüğü kâmil etme hali-durum... Bugün; Kürtçe dilinin kullanılması açısından yetersiz görülse ki öyledir. Buna rağmen, devletin resmi kanalı 24 saat yayın yapıyor. Özel sektörde; Gazete-televizyonlar bas bas konuşuyor, yazıyor-çiziyor. Üniversitelerde; "Kürtçe" bölümler açıldı, öğrenci alınıyor. Cumhurbaşkanı. Başbakan. Ve Bakanlar. Milletvekilleri yeri geldiğinde; "Kürtçe" konuşuyorlar. Tüm bunların ötesinde; 30 milyon ve daha yukarı bir rakamla "Kürtçe" konuşan, anlaşan; biz Kürtler varız. Ki; Kürtçe dil ve eksenindeki diğer meselelere karşı çözümde "ortaya" konulan bir de yol haritası var iken. Bu alanda; Yüz yılda atılmayan adımların "denemeleri" yapılırken. Bir anda; Çıkıp hepsini "görmezden" gelmek. Daha doğrusu; "inkar" etmek. Yani; anlayış ve üslup "arızası" göstermek. Mevzuya; Kamil ettiği "çözüm mü, çözümsüzlük mü". Açıkça ifade etmek gerekirse; "Çıkmazı ve açmazları" aşmaktan öteye bir; anlayış ve üslup değil.
* * *
İşte size; Başörtü meselesi. Yıllarca; "kamusal" alan diyerek yasak anlayış, toplumu izole eden bir üslup sergilendi. Ki halen; kalıntılar mevcut. Bakınız; Bir süredir "soruna" çözüm bulma fikriyatı gelişmekte. Artık; Üniversitelerin kampüslerinde "başörtüsü" zorla alınan genç kızların "gözyaşı" resimleri yok. Ya da; "başlarını açma, peruk takma" locaları da yok. Herkes; Özgür ve hür iradesiyle "inancını" yaşıyor. Ne; Türkiye'de rejim değişti, ne de irtica hortladı. Her şey; Olduğu gibi seyrediyor. Ama bi bakıyorsunuz ki; Anlayış ve üslup ekseninde bir fırtına estiriliyor. Tüm vücuda gelen "olumlu" yapı, tar-u mar oluyor.
* * *
Velhasıl. Ülkenin ve toplumun. Bireysel ve kurumsal ölçekte. Ciddi manada; Anlayış ve üslup "erozyonu" yaşamakta. Hazımsızlık. Teamülsüzlük. Anlayış ve üslubun; "en körükleyici" etkenleri. Düşünün! Bir partinin lideri ve kurmayları tereddüt etmeden; Zehir-zemberek bir anlayış ve üslup sergilemektedirler. Ülkenin Başbakanına; "O dilini koparırız" diyebiliyor. Galiba; Değişim ve gelişime bir de "zihinsel" açıdan "anlayış ve üslup" değişimi ve gelişi de şart. Demek ki; Topyekûn mücadele alanımız. Artık anlayış ve üslup üzerine olmalıdır ki. Herkes; İcra ettiği anlayışı ve sarf ettiği üslubu "ölçmeli". Doğru olan da bu olsa gerek. Hepinize hayırlı cumalar.