Tıpkı; bir soluk nefes gibi... Geride bıraktık bir "Kurban Bayramını" daha. En has duygularla idrak ettik; "O müstesna" sevaba sahip bayramı. Ve tabi ki hüzünle yolculadık, kısmet deyip bir sonraki "bayram" takviminde buluşmak dileğiyle diye... Öyle ya! Biz de Bismillah deyip "iş başı" yaptık bugün. Her ne kadar, 9 günlük resmi bir bayram tatili hâsıl ise de, mesleki ve çalışma geleneği açısından biz sadece 4 günle münhasırız. O nedenle; Bugün sizlerle birlikteyiz. Tabi! Dini Bayramlarımıza özgü; klasikleşmiş bir ifade var. Sohbetlerin... Özellikle de "Bayram" günlerinin hemen sonrasında söylenir; "Bayramınız nasıl geçti?" diye! Soruya da gelen cevap; "klişeleşmiş" bildik ifadeler. Çünkü... "Bayramın" hayat felsefesi ve geleneği açısından değişmez ifadelere sahip. Lakin! "İstisnalar" kaideyi bozmaz. Ama ekseriyetiyle; Sevinç, saygı, sevgi, paylaşım, hüzün ve hatırlanmanın "yoğrulduğu" bir hamura sahip; dini bayramlar... Daha doğrusu "dayanışma" öncü kuraldır. İlahi havayı solduran Bayram; toplumda "değer" ölçüleriyle örnek davranış ihtiva eder. Hele. Bayram Namazıyla gelen "huzur" verici duygu. Kabristan "ziyaretleriyle" farklılaşır. Ardından; eş-dost, akraba, aile büyüğü ziyaretleriyle; "coşku ve hüzün" tavan yapar. Eee! Yaşayan ve yaşatan bilir; diyebiliriz? Bayram'ı "tatil" fırsatı görüp, kaçamak hesabı yapan pek yaşamaz o duyguyu.
* * *
Bayram nasıl geçti sorusunu yeniden sorarsak? Bayram mesaimiz; Arife günü, her zamanki gibi "Mezarlık" ziyaretiyle başladı. Takdir edersiniz ki; Kabristan'a gidip vefat edeni "yâd" etmek, ruhlarına da el fatiha okumak, onlar için Allah-ü Tealaya el açıp dua etmek bir tefekkür'dür. Yani! Ders-i ibrete sahiptir. Çünkü; Ölümü hatırlamak ve gidenlerin bıraktıklarıyla hayata bakmak. Vefat eden; hele Anne-baba ve evlat, ya da hayat arkadaşıysa. Kabristan ziyaretindeki o kısa zaman içerisinde insanın yüreğinde; "duyguların" hüznüyle fırtınalar kopar. "Bak gör halimi. Kimler ne halde?" diye! Nemlenir gözler. Sonra o nem "yaşa" dönüşür. Bir bakmışsın ki dökülmüş gözyaşları "kabristanın" taşı üstüne, yaş olur. Tefekkür edersin. Sonra; "yeniden" yelkenleri açmış gemi misali; "hayatın acımasız" okyanusunda yol almaya devam dersin. Biz de; köye gittik, "anne ve babanın" kabristanını ziyarete. Bahsettiğim duyguların "en hassını" yaşadım! Hislerin; Takılı kaldığı havanın hakimiyeti sürerken.
* * *
BAYRAM TRAFİĞİ.
Akşam; Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'le buluştuk. İl Valisi Mustafa Toprak, Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam. AK Parti İl Başkanı Baki Aksoy ve diğer daire müdürleri. Önceden sözleşmiştik; Arife günü akşam "bir araya" gelmek, ardından da Televizyonda canlı program yapmak. Konuştuk; "KCK davası, Ana Dil, Kürtçe İsimlerin iptali, Ekonomi ve siyasal süreç". Hayli çarpıcı açıklamaları var, Ama sohbetin muhtevasını buradan aktarmayacağım. Zaten; hayli geniş bir haber var gazetede. Biz; "Bayram Nasıl geçti" sorusuyla devam edelim? Bayramın birinci gününe; Dicle Üniversitesi yerleşkesindeki Camide; "Bayram namazını" kılarak başladık. Maşallah! Yazdan bir gün. Daha doğrusu yazı aratmayan bir havanın atmosferiyle; bayramı geçirdik diyebiliriz. Öğleden sonra; Resmi Bayramlaşma vardı. Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü Sosyal tesislerinde. Sayın Mehmet Ali Altındağ'la birlikte gittik.
* * *
Şunu ifade edebilirim. Orda gördüğüm manzara noktasında; Kent adına hoş bir görüntü hâkimdi. Tabi eksik vardı. O da; Yerel Yöneticiler olarak gördüğümüz Belediye Başkanları yok idi. Bakan Eker, İl Valisi, Ak Parti Milletvekilleri, eski parlamenterlerden Cavit Torun. Daire müdürleri, Askeri erkan. Velhasıl katılım yüksek! Tam da bu noktada, iki yıl önce yine Kurban Bayramı ile ilgili yazdığım yazıda şöyle bir cümle kurmuş ve temennide bulunmuştum. "İnşallah bu güzel 'kaynaşma' arz eden tablo; Diyarbakır'ın 'idaresinde de' zikretsin. Gurur, kibir ve ön yargılar bir kenara bırakılmış, halisane duygularla insanlar yakınlaşıyor, kucaklaşıyorlar. Ama ne yazık ki; 'hep ümit' olarak kalıyor." Üzülmemek elde mi? Madem bu kadar iyi olmayı hoşgörüyü içimizde yaşamayı becerebiliyoruz; öyle ise 'ayrışma' nedir? Kimi yerde 'minnacık' kimi yerde büyük dahi olsa; hadiseleri 'çözümsüz' bırakıyoruz. Kucaklaşabiliyorsak ki, kucaklaşıyoruz. Bu güzel ve doğru olan 'yaşam kriterimizi' neden günlük hayatımıza. Düşüncelerimize, gelenek-görenek, istek ve taleplerimize 'yayamıyoruz'! Maalesef; birbirimizi üzme, kırma yarışı içerisinde; 'ötekileştiriyoruz'! Hayatı zehir, sokakları savaş alanına çeviriyoruz. Birbirimize saygı-sevgi ve anlayış 'kültürü' beslemeden. Yazık! Ne diyelim. Biz yine de ümit edelim!
* * *
MAYTAP TERÖRÜ VE CİNAYET!
.Ve gelelim; Bayram'ın "acılar" ihtiva eden hadiselerine. Malumunuzdur; Bayram'ın ikinci günü Sur ilçesindeki "silahlı çatışma" Cuma Erturgay öldürüldü. Bir polis memuru da yaralandı. Hadisenin sebebine gelince; "Maytap" deniliyor. Ki biz; Bayram arifesinde "etkili ve yetkili" zevatı uyardık. Bayram zehir olmasın, "maytap terörü" yaşanmasın diye. Kime dersin? İşte vardığı boyut. İki aile "kapı önünde" maytap patlatma yüzünden kavgaya tutuştu. Polis müdahalesinde; olay farklı boyuta ulaştı, silahlar konuştu. Sonuç; bir ölü, bir yaralı.
* * *
ÜST GEÇİT İSYANI!
Trafik terörü! Dün akşam saatlerine kadar; genel toplam 160 kaza 105 ölü. 551 kişi de yaralı. Bu tablo. Tabiri caizse; "Yollar" trafiğe kurban giden insan cesetleriyle doldu taştı. Tüm uyarı ve ikazlara rağmen; büyük vurdumduymazlık ve ihmal ile sorumsuzluğun ağır faturası. Dün Seyrantepe Kavşağındaki; "kaza" hadisesi. 11 yaşındaki Ahmet Bektaş adlı çocuk, otomobil çarpması sonucu öldü. Mahalle sakinleri; "Ölümler" son bulsun deyip yolu trafiğe kapattı. "Üst geçit" istiyoruz diyerek yetkililere seslendi. Sahi; Karayolları Bölge Müdürlüğü kentin trafik akışında nefes aldıran Seyrantepe kavşağını yaptı. Kente modern de görüntü kazandırdı. Ancak nedense; Oraya ne yaya, ne de üst geçit yapma noktasında bir çaba söz konusu değil. Neden? Yetki noktasında Büyükşehir Belediyesi sorumlu. Ki; Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı da öyle diyor. Defalarca da dilekçe ve başvuru varmış. Hem belediye, hem ilçe kaymakamlığına. Ama kimsede duyarlılık yok. Tıpkı; Üçkuyudaki "çukurun" iki kuzene kurban gitmesi gibi; ihmal ve sorumsuzluk. O zaman! Buradan Sayın Belediye Başkanımız Osman Baydemir'e sesleniyoruz. "Yeni ölümler ve trafik terörlerinin" yaşanmaması için; tez elden "yaya geçidi" oluşturun. Yoksa "Yeni ölümler" kaçınılmazdır. Vebali de ağırdır.
* * *
Göz ardı edilen bir diğer husus ise; "Kurban" kesiminin aleni ve çocukların gözleri önünde yapılması. Uzmanlar, kurban kesimi sırasında çocukların bulunmasının onların ruh sağlığını olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Ancak, yine eski alışkanlıklar baskın olmalı ki bu bayramda da birçok yerde çocuklar bayram öncesinde kendi elleriyle besledikleri hayvanın kesilirken can çekişini izlediler. Sonuç itibariyle; iyisiyle, kötüsüyle, doğrusuyla, yanlışıyla bir bayramı daha geride bıraktık. Bir sonraki bayrama kadar kim öle, kim kala! Her şeyin hayırlısı!