ÇALDIĞIM ÇALDIK, SÖYLEDİĞİM SÖYLEDİKTİR
Eklenme: 22.06.2010 00:00:00

Dikkatinize şayandır; Şemdinli vakasından sonra esen rüzgâr! Akla ziyan bir süreç inşa edilmek isteniliyor. Özellikle de; "malum" cenahta. Ama siyasi ayak bir başka "kan dökme" iştahıyla konuşuyor. "Topyekûn öldürün". Barış dilini kullanması gerektiği yerde "şiddet" dili körükleniyor.

* * *

Evet! Ülke ve millet olarak ne yazık ki bu "dehşetli" zihniyetlerin ağında yeniden "iki kulvardayız" Her hadisede olduğu gibi; "orta yol" yok. Ya devletçisin. Ye teröristsin. Dün olduğu gibi bugün de; aynı "istikamette" kesintisiz gidilmek isteniliyor. Aslında "hafızalarını" şöyle bir yoklasalar. "Geçmişin de" idrakine nail olup; neyi istediklerini bilebilseler. "Şiddet ve topyekûn imha" dilinin ne kadar "ülke ve millet" açısından hainlik ihtiva ettiğini görürler. Yanlış! Doğrusu hadiseye ilk günden itibaren "devlet ve siyasi" kulvardaki bakış; yanlış!

* * *

Hatırlayın; 1984'ü ve sonrasını. Kimler neler demedi ki; PKK için! "Üç-beş çapulcu. Baldırı çıplak..." Ve şehit askerler. Ardından siviller. Derken dağa çıkanlar. Ölümler artıkça arttı. Köy katliamları. Sonra; Olağanüstü Hal denildi. Gönüllü Köy koruculuğu. Özel Harekat Birlikleri. JİTEM. İtirafçılardan oluşturulan infaz timleri.

* * *

BCG evi gibi gözetliyoruz denilen Termal kameralar. İnsansız uçak Heron'lar. Teknolojinin en sınır tanımaz, iletişim cihazları. ABD istihbarat işbirliği. Bunların yansıra; "sınırsız" yetki ve harcama. Polis ve Asker'e "vur" emri. Tüm bunlar kademe kademe oluşturuldu. Tabi bunun yansıra; oluşturulmaya çalışılan zihniyet.

* * *

Neydi; "Potansiyel suçlu" görme! Fişleme. Sürgünler. Taş atan çocukların bile; 20 yıla mahkûm edilmesi. Velhasıl; Şiddet daha bir agresifleşti. Ve oluşan olumsuzluklar üzerine yeni inşalar. Tutmadı. Tıpkı Nasrettin Hoca'nın göle maya çalması gibi. Hatırlayın O.Hal dönemini. Karanlık bir süreç dehşetli bir şekilde; her yere sirayet etti. Kim kime?

* * *

Devletin gücü kimin arkasında, Rütbe kimdeyse. Ya da "kapalı" ilişkiler kiminleyse. Dışındakilerin hepsi; "terörist". Hakta, hukukta, adalette. Hep "statükocuda". Evler yakıldı, yıkıldı. Köyler silsile misali boşaltıldı. Onbinlerce insan yerinden yurdundan edildi. Faili meçhul cinayetler. İftiraya dayalı "suç" isnatları. Sahte belge düzenlenerek, "iş çevrelerine" baskı kurma.

* * *

Anlayacağınız; Körüklendikçe körüklendi vatandaşın kalbinde "devlet düşmanlığı" Sürgünler. JİTEM'in süreçle alakalı işlediği "suçlar". Ama çatışma ortamı "düşük" koduna girmesi gerekirken, tam aksine. Arttıkça arttı. Bu da şunu gösteriyor; "çözüm" reçetesi bu değil. Yani belli ki; şiddetin dokusu bunla giderilmez. Bir dönem; "ekonomi" denildi? Paketler, teşvikler sıralandı. Aslında; "terörle mücadelenin" yanında yapılması gereken önemli bir yol. Ancak her mücadele metodunda olduğu gibi; "burada da" tutmadı.

* * *

Bir ara; "siyasiler" hani derler ya "doğru yolu" buldular, onlar da buldu. "Kürt" meselesi. İktidarlar da, Muhalefette, Terörle Mücadeledeki diğer birimler de. Ne hikmetse; "isim" konuldu, doğru noktada ipin ucu tutuldu. Lakin samimiyet ve cesaret ortaya konulmadı. İlk önce; *Kürt realitesini kabul ediyoruz. *Kürt sorunu bizim sorunumuz. Denildi. Mevcut hükümet, "Demokratik" açılım dedi. Ana Dilde eğitime dayalı kurslar. Ana dilde televizyon. Ana Dilde isimler. Bir dizi; "demokratik" adım.

* * *

İyi. Genel bir kanı gelişti; "çözüm" geliyor umudu. Bir süre sonra; Habur'dan gelenlerin karşılama aşırılığı. Gözaltı ve tutuklama. KCK. Bu kez güçlerin; "güç kaybı" ortaya çıktı. Ergenekon'u da unutmamak lazım. Ve son iki aylık; "şiddet" tırmanışı. Peki; bu kadar "metot" uygulanmasına rağmen halen çözüm yok ise. Demek ki; "yanlış" bir yol tercihi var. O zaman; Oturup yanlışlarla doğruları birbirinden "ayırt" etmek lazım. Ki; üzerine de samimiyeti inşa ederek "çözüm" yolunu bulalım. Aksi taktirde; Statükocu düşünce hep bildiği yolu dayatır. O da; çaldığım çaldık, söylediğim söylediktir.