Şu görüntüler karşısında ürküyorum!
Ve haliyle de; gergin ve tedirginim!
Tepkim de yüksek!
Nedeni de son günlerde "ikmale" getirilen bu görüntülerdir.
çünkü, kaygılar üretiyor!
Şöyle ki; özellikle Diyarbakır.
Ne güzel sağlanmıştı "huzur ve barış ortamı!"
Bölgenin ve ülkenin de tabi ki dört bir yanında aynıydı.
çatışma yoktu! Gerilimden uzak, silahlar patlamıyordu.
Molotof kokteyleri dahil.
Kepenk kapatma. Ya da faili meçhul bir cinayet.
***
çözüm sürecinin, yarattığı atmosfer!
Hiç kuşkusuz ki yaşamın her alanında.
Resmi. Sivil.
A'dan, Z'ye ne derseniz?
Ciddi bir zihniyet değişimi yarattı.
Vesayetlerin yerine, demokratik anlayış.
Güvenin.
İstikrarın.
Özetle "normal yaşamın" feyzine ulaşma alanı bulmanın huzuru hayat buldu.
Ve yaşanmaya başladı.
Acının, öfkenin, kan ve gözyaşının yüzlerdeki "o yakıcı" ifadesi değişti.
Yüzler gülmeye, insanlardaki "haliyet-i ruhiyat" değişmeye başladı.
***
Tabi, sürecin yansıması sadece bu alanla kalmadı.
Ekonomide. Kültürel alanlarda. Sosyal. Siyasal diyebileceğimiz bir çok kulvara da "hareketlilik" getirdi.
Yaşadığımız! Ama "şiddet sarmalı" içerisinde, göremediğimiz!
Gitmeye çekindiğimiz! Cennet "meknlarımızla" buluşmaya bile başladık.
Caddeler. Sokaklar. Parklar.
İşyerleri. Mesire alanları; 'insanlarla' dolmaya başladı.
Tarihi surlardaki gezintiler.
İçkale'deki inanç merkezleri.
Eğil. Dicle. Ergani ve Silvan'daki; "tarihi meknlar".
Yatırım. Turizm. Yerli-yabancı "insan" sirkülasyonu bölgede yaşamı renklendirdi.
***
Ki en son; Köşk'ün 15 Temmuz'da onayladığı, "çözüm Paketi"
Yani tüm bu gelişmeleri!
Bir ölçüde "sigortalayan", sürecin mutabakat yasal zemini, oluştu.
Artık geri dönülmez!
Ve bu "barış" artık kalıcı ve payidar olma noktasında yol seyrine devam edecek diye!
çünkü "eve dönüşler" başlayacak.
Elinde silah bulunan gerilla; "silah bırakıp" ailesiyle kucaklaşacak.
Kandilde. Mahmur'da. Avrupa'ya göç eden de hepsi, "siyasal mücadelenin" sonucuyla, buluşacak.
***
İnsan hakları. Özgürlüklerin önündeki engeller.
Gözaltı. İşkence. Gibi "onur kırıcı" hadiseler artık son buldu.
Makam ve mevki "gücü" tabiri caizse, insanileşti.
Yani anlayacağınız; Mutluluk.
Huzur. Sevgi, coşku, "yaşamın" kutsiyeti.
Kardeşlik duyguları.
İnsanı değer, Anne-baba, evlat, baçı kardeş, eş, sevgili!
Aile olabilmek.
Tüm bunlar ortaya konulan yol haritasıyla "normal" seyriyle, ivme kazandı.
***
Daha, 30 Mart'ı geride bırakalı kaç ay oldu.
Yerel seçimler yapıldı.
Bölgede!
Provokatif küçük çaplı eylemleri saymaz isek!
Her şey, demokratik bir ortamda geçti.
İsteyen istediği dille propagandasını yaptı.
İsteyen istediği, köye mezraya kadar gidebildi.
Silah yok. Kavga ve şiddet yok. Kaosu körükleyen hadiseleri vücuda getiren de yok.
***
Ürkmem...
Gerilimim ve kaygılar içerisinde olmamın nedeni tüm bunlar yaşanırken, Diyarbakır'da vuku bulan hadiseler.
Son üç günden buyana yaşananlar.
Özellikle, önceki gün DBP ve HÜDA-PAR'ı karşı karşıya getiren, şiddet!
Ve sonrasındaki; "gerilim".
Ele geçirilen satırlar, silah ve bombalı saldırılar.
Hepsi ama hepsi!
Bir anda "bu kazanımları" Kadim şehir Diyarbakır halkı nezdinde korku tüneline soktu.
Peş peşe; "provoke" edici, olaylar yaşıyoruz.
***
İşte, önceki gece!
Dikkat edin;
Önce HÜDA-PAR'a yakınlığıyla bilinen "İHYA-DER'e" patlayıcı atılıyor.
Kim niye attı, meçhul?
Sonra da aynı semtte bulunan; DBP'ye yakınlığıyla bilinen Özgür Yurttaş Derneğine, saldırı yapılıyor.
Taşlı sopalı.
Ve bir anda, "provokasyon" amacına ulaşıyor.
Karşılıklı suçlamalarla Yenişehir'de "karşıt görüşlü" bir çatışma başlıyor.
DBP-HÜDA-PAR çatışması.
***
Bilnçoya bakıyoruz.
4 yaralı, iki araç kullanılmaz hale geldi.
Gözaltına alınan da; 5 kişi!
Bir de olay yerinde elde edilen patlamaya hazır silah.
Bu silahın polisten kaçan bir otomobilden, atıldığı söyleniyor.
Kim, kime ait meçhul, kaçan araç hal-i hazırda elde değil.
Dün bir emniyet yetkilisinin anlattığına göre; O silahın hedefinde ilk olarak "Polisi" vurmak varmış.
Polisi vurup; o bölgede "üç yönlü" bir çatışma ortamı yaratmak!
Hani derler ya; bir taşla iki kuş vurmak gibi.
***
Tüm bunlar;
Apaçık gösteriyor ki; "birileri" Diyarbakır'ı hassasiyet ve misyonu noktasında; "provokasyon" alınana çekmek istiyor.
Diyarbakır'a eski günlere döndürmek istiyor.
90'lı yılları yaşatmak!
Hizbullah-PKK çatışmasını yeniden hortlatmak!
Ve tarafları; "güç ve alan" üstünlüğü hissiyatıyla dövüştürmek!
Kısacası, birbirine kırdırmak!
Eee. Bunun için de hedef belli.
çözüm sürecini sabote etmek!
Müzakereleri, sekteye uğratmak.
Sağlanan barış atmosferini "çökertmek."
***
Birileri diyebilir ki!
Yaşananlar "gençler" arasındaki bir anlık, arbede!
O kadar da, üstünde durulmaması gerekir.
Doğrusu üç gün önce aynı fikirdeydim.
Ama peş peşe, olayların gelmesi.
ABD Başkonsolosluğunun, "zaman ve mekn" tartışmasıyla, verdiği iftar esnasındaki olayın seyri.
Sonrasında yapılan açıklamalar.
Ve sosyal medyanın bu alanda; "korkutucu" şekilde provoke edici kullanılması.
Tabi ki, DBP ve HÜDA-PAR'a yakın isimlerle yaptığım görüşmeler.
***
Ve güvenlikten sorumlu yetkililerin anlattıkları.
"Kazın ayağı öyle değil" dedirtti.
Suriye'deki gelişmeler ki, IŞİD eksenli!
El Nüsra.
Irak. Kuzey Irak'taki "gerilim."
Rojava ve Kobani bölgesindeki; "çatışmalar".
Bunlar zaten; PKK ve Hizbullah arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.
çünkü iddia şu!
PYD'ye PKK destek veriyor.
El Nüsraya'da, Türkiye'deki Hizbullah destek veriyor.
Kırılganlık burda.
***
İsrail'in, Gazze'ye yönelik; "soykırım" girişimi!
En dikkat çekici olan da.
IŞİD'in, bölgede hareketlenip aktifleşmesinden hemen sonra, yaşanmış olması.
Ve tabi ki; Türkiye'nin "iç siyasetindeki" denge değişimi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi! Ve çözüm paketi!
Alt alta sıralandığında!
Gerek halen devlet çarkı içerisinde "tortuları" bulunan, derin yapı!
Bölgede yoğun şekilde cirit atattıklarını bildiğimiz "uluslararası" ajanlar.
Ki, İran ve Suriye "bu işin" başaktörleri!
***
En önemlisi de;
Artık biliniyor ki, PKK'nın da, Hizbullah'ın da, aynı zamanda "siyasi" oluşumlarının da içerisinde; sızan güçler var.
İşte Diyarbakır'daki "gerilim" üreten olayların "komuta" merkezi diyorum ki bu alandan gelmeklerdir.
Yoksa "sıradan" bir mahalle kavgası değil.
Onun için resmin büyüklüğüne bakmak lazım.
Görüntü ve neye hizmet ettiği iyice irdelenmesi gerekir.
Ve öyle görünüyor ki;
Bu gerilim üretici provokatif eylemlerin gerilimi Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır'a geliş gününe kadar devam edecek.
Tansiyon, 26 Temmuz'a kadar yüksek olacak.
***
Bu nedenle;
Şehir ahalisi olarak, "sağduyuyu" elden bırakmamamız lazım.
Aklı-selim olayları değerlendirmeliyiz.
Duygularla değil.
Bir adım ötesini düşünerek, adım atmamız gerek.
Yoksa "barıştan korkan" o birileri var ya, bizi çok kolay "kendine" meze yapabilir.
çünkü geçmişte, bizi bu yönde çok ama çok kullandılar.
Onun için aman ha "provokasyona" gelmeyelim.