CESET FIŞKIRIYOR
Eklenme: 3.07.2009 00:00:00

Merhum Mehmet Akif! Dizelemiş 'ülkemin ve milletimin' şühedasını. Çığlıklar içerisinde, seslendiriyor. Ey ahali diyerek; 'Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda' diye. Evet. Bu topraklar, bu ülke, bu coğrafya 'ne bedeller' ödedi. Çanakkale'de, Dumlupınar'da, Allah-ü Ekber dağlarında. Çünkü 'siyonizmin' çemberi hakimdi, dört bir tarafı sarmış. İşgal altında bir ülke. Yine 'bedhahtların' işbirliğiyle vuruyordu. O gün bir değil, iki değil, üç değil. Onlarca cephede savaş vardı. Yakılmış-yıkılmış virane olmuş bir ülke.

***

Bedel ağırdı, ama ödendi. Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Zaza. Sünni-Alevi. Omuz omuza, yüz binlerce şehit, onbinlerce 'heder' verdi! İlan etti 'bağımsızlığını', ilan etti 'dosta-düşmana' zaferini. İşte o kahreden 'siyonizmin' batağından gelişen düzensizliği. Ve sonrasında 'ulaşılan' zaferi. Akif çığlıklar içerisinde ifade ediyor Enkaz-ı beşer diyerek. 'Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda'! Yani 'bu topraklar' şehit kanıyla 'sulanmış'. Sıksan 'şehit ve şahit kanı' fışkıracak.

***

Peki ya şimdi. 'Kahredici' bir tablo. Yine ölümler, yine cesetler, yine kan ve barut. Gözyaşı. Vuruyoruz, öldürüyoruz, öldürülüyoruz. Dağlarda silahlılar, ovada yüz binler. Eller tetikte. 'Kardeş-kardeşi' vuruyor. Ne yazık ki 'ateşi söndüren' yok. Gelen de, giden de, var olan da 'körüklüyor'. Hem de 'siyonizmin' ve haçlı 'zihniyetin' düşüncesine 'fark' atarak. Öyle ki, 'akan kan-dökülen gözyaşı', toprağa düşen 'cesetler'. Onlar için 'varlık' iksiri. Kan varsa onlar vardır, kan yoksa onlar yoktur. Ne hazin ve ne garip değil mi? 'Hızla' ötekileşme. Ve hızla 'soğuk savaş' üretmek. Ülkeyi ve milleti 'huzur' mecrasından çıkarmak.

***

Bakın Batı'da vurulan her kazmada 'yerden silah' çıkıyor. Bir değil, iki değil, olarca. Lav mı, roket mi? Ne ararsan. Cephanelik. El bombaları. Hepsinin 'adresi', malum yapılanma. İsminin 'zikredilmesi' yasak. Mevzu her geçen gün daha bir 'garip' ve çıkmazı geliştiriyor. Belgeler, dokümanlar, hard disklerden çıkan 'senaryolar'. Fışkırdıkça fışkırıyor. Peki 'sonuç'. Hiç bir şey 'yapılan' yapanın yanında kar kalıyor. Gidişi gelişinden daha muhteşem oluyor.

***

Öbür yandan Güneydoğu'da her kazmanın vurulduğu yerden 'ceset' çıkıyor. İnsan iskeletleri fışkırıyor. İşte son 'fışkıran' iki ceset. Her ne kadar 'ceset ve silah' için topraktan 'fışkırıyor' kelimesi uygunluk arz etmiyorsa da. Bu ifadeye karşı çıkış hasıl ise de, 'çoğunluğu' böyle bir deyimi zorunlu kılıyor. Yani çok sayıda olunca 'fışkırıyor' tabiri hak kazanıyor. İşte Lice'nin Dibek köyündeki dünkü kazıda 'iki insan' kafatası ve kemik parçaları bulundu.

***

Kazı 12 yıl önce 'kaçırılan' 'baba-oğul' için yapıldı. Viranşehir'den Diyarbakır'a gelirken kaçırılmışlar. Ve ondan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan; Baba Sadık Ulumaskan, oğlu Seyithan Ulumaskan. Uzun süreden beri ailenin 'akıbetlerini' ortaya çıkarma uğraşı var. Son olarak da Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına 'şikayet' ettiler. Ve bunun üzerine de kazı yapıldı. Çıkan 'insan iskeletlerinin de' onlara ait olabileceği ihtimali yüksek. DNA testi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na 'kemik parçaları' gönderilecek. Sonucu 'merakla' bekliyoruz. Ancak Ulumaskan ailesinin iddiası diğer kayıp 'ailelerinin' iddiasıyla aynı. 'Onlar JİTEM tarafından kaçırılıp öldürüldü"

***

İHD Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erbey 'kazı çalışmalarını' basına aktarırken çarpıcı iddialarda da bulundu. ''Aile, yakınlarının serbest bırakılması için pazarlıklar yapmış. 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım aileden bir otomobil ile 150 milyon lira para alıyor. Aile daha sonra Mahmut Yıldırım'ı fotoğraftan teşhis ederek suç duyurusunda bulunuyor. Bu iki kişi için yakınları çok büyük arazilerini parça parça satarak bu kişilere veriyor.'' Peki ya sonuç. Sonuç yine 'kayıp' yine faili meçhul. Tıpkı Batı'da kazmanın vurulduğu her yerde fışkıran silahların 'meçhuliyeti' gibi. Diyarbakır'da, Şırnak'ta, Cizre'de 'Asit kuyularında' fışkıran cesetlerin 'akıbeti' gibi meçhul.

***

Yazık! 'Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda' Sözü artık 'yer değiştirmiştir'! Çünkü 'uğrunda' binlerce 'şehit' verilen. 'Cennet' dediğimiz, taşı toprak altın diye 'böbürlendiğimiz' bu topraklar 'verim' değiştirmiştir. Bereketin yerini şimdi, 'ceset ve silah' almış. Fışkırdıkça fışkırıyor. Hemen her yerde. Aslında 'mevzuların' çözümü kolay ve basit. Öyle ağır 'yüklü' değil. Yeter ki, 'içimizdeki' fitneyi 'deşifre' edebilelim. Ve ona 'dış' desteği 'kesebilelim'! Tabi bunu sağlayan da; 'güçlü demokrasinin' bütünlükle 'işlev' görmesine. Hukukun, Adaletin ve İnsan Haklarının 'bağımsız ve hür' iradeyle icra etmesidir.

***

Hiç bir vesayet altında kalınmadan. Bu senden, bu benden 'hesabı' güdülmeden. Varsa da, yoksa da 'Eşitlik' ilkesine sarılıp, 'yarınları' mutlu kılalım. Ne topraktan 'ceset, ne de kazmanın değdiği yerde silah' çıkmasın. Dağdaki de ovadaki de 'bir bütünlük' içerisinde kucaklasın birbirini. Yoksa bu millet ve bu ülke Merhum Mehmet Akif'in; ''Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda' sözünü hep gözyaşı içerisinde; 'Tersi' ifadelerle okuyup-anacak.