Çözüm şart; ölümler olmasın!
Eklenme: 2.11.2012 00:00:00

Evet,

İlk günden itibaren buradan deklare ettim.

Ki herkes de,

Siyasetçisi,

Sivil Toplum Örgütü,

Aydını,

Yazarı çizeri. Velhasıl, mürekkep yutmuş herkes.

Ölümlerin,

Gençlerin.

Evlatların bedenleri üzerinde;

Hayat ikmalleriyle alakalı kendi emellerinin hesabını yapmasın.

Hele ki;

Siyaset

Ve siyasi istikbal çıkarcılığına, düşmesin.

***

Cezaevlerinde;

Bugün itibariyle açlık grevi, 53üncü gününü geride bırakmıştır.

Yani kritik,

Ve hayati tehlike arz edici zaman işliyor.

Aleyhte!

Son sayısal verilere göre;

PKK ve KCKdan hükümlü Hacı Aslan ve Adam Yıldız ölüm orucuna yatmış.

Diğer tutuklu ve hükümlülerden 663 kişi de süresiz, dönüşümsüz açlık grevini sürdürüyor.

Sayı içerisinde; çocuk denilecek yaşta gençler var.

Ölüme gün saylıyor.

***

Gelirsek;

Cezaevlerinden yükselen siyasi talepler nedir sorusuna?

Üç talep var.

Tekrar ifade edersek;

Öcalana tecridin kaldırılması,

Anadilde Savunma

Ve Ana dilde eğitim hakkının tanınması.

Peki,

Bu taleplerin yerine getirilmesi zor mu?

çözümsüz mü?

Değil.

***

Daha önce de buradan ifade ettim.

Ki Adalet Bakanı Sadullah Ergin.

Ve Diyarbakır ziyaretinde;

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç dillendirdi, Anadilde savunma hakkının tanınması noktasında.

Karşılanmak üzere.

çünkü hazırlanan Yeni Yargı Paketinde mevcut, yasal düzenleme yer alıyor.

CMK`nın 202inci maddesinde kısm-i değişikle her şey çözülür.

Zaten,

KCK davalarında bugüne kadar dayatılan karşılıklı inadım inat çıkmazı da, anlam dışı.

Hiç bir yasa da;

Anadilde savunmaya engel teşkil edici kesin, kesin hüküm ve madde yok.

Var olan;

Tarafların kalkanları her daim havada tutması.

***

Gelelim;

Anadilde Eğitim hakkının verilmesi.

Ve Anayasal teminat altına alınması.

Hiç kuşkusuz ki,

Bu taleple alakalı da, önemli mesafe alınmış.

Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması.

Üniversiteler de,

Fakülte ve Enstitülerin, bölümlerin açılması.

Yol ciddi manada yarılanmış.

Ha yeterli mi?

Elbette ki değil.

Ama er ya da geç.

Bu yıl mı olur, bir kaç yıl sonra mı olur, onu zaman gösterecek?

Her halükarda; Ana Dilde Eğitim ikmal olacak.

çünkü,

Eğer ki kamuda Anadilde hizmet hayata geçirilecekse.

Ki Yerel Yönetimler yasasında bu vakii.

O zaman; bu talep kaçınılmaz hayat bulacak.

***

Ne kaldı?

Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması.

Bakan Ergin diyor ki; Ailesi isterse görüşebilir.

O halde;

Neden icra edilmiyor.

Tabi diyorlar ki,

Öcalan görüşmek istemiyor, son dönemlerdeki Kandil ve BDP ile Hükümet üçgenindeki uzlaşılmaz tutumdan dolayı.

Eyvallah.

Lakin,

Amaç üzüm yemekse Adalet bakanlığı şu hakikati, icra etsin.

Aile fertlerini de,

Avukatlarını da ister feribot ister helikopterle, Adaya götürsün.

Buyrun tecrit yok denilsin.

Ha.

Öcalan görüşür-görüşmez o ayrı mesele.

***

Şimdi;

Sorun karşısında çözüm bu kadar mümkün iken.

Siyasetin,

Mevzuuyla alakalı kullandığı dil ve karşılıklı suçlama doğrusu anlaşılır değil.

BDPye bakıyoruz!

Şiddetle,

Sertlikle,

Sokağı ve toplumu geren bir aksiyonla, meseleyi işliyor.

Ayı mayanda hükümete bakıyoruz.

Geri kalır yanı yok.

Sorumluluğum yok deyip, kapıları kapatıyor.

Muhalefet ki, maşallah.

Eller ovuşturuluyor, ölümler ne zaman olacak, biz nasıl prim elde edebileceğiz hesabında.

Yazıklar olsun.

***

Peki, ne olacak?

Bu hal-i çekişme devam mı edecek?

Göz göre göre; ölüme yatanları toprağa mı gömeceğiz?

Yoksa ağzımızdan düşürmediğimiz;

Barışın,

Kardeşliğin,

Birlikteliğin,

Halkların ve hakların özgürlüğü diyorsak,

Akan kanın,

Toprağa verilen bedenlerin,

Dökülen gözyaşının,

Körüklenen kardeş kavgasının sonlandırılmasını istiyorsak.

O zaman;

Engelleri ve engel teşkil eden yapıları ortadan kaldırmalıyız.

***

Bunun için de;

Siyasi akıl,

Siyasi makbul fikri beyan ve cesaretle meseleye eğilim gösterilmeli.

Bir asrı geride bırakıyoruz.

Kaybedilmiş bir güven,

Heba edilmiş bir zaman,

Toprağa verilmiş binlerce can pare evlat.

Bakın geriye;

Olup-bitenin kazananı-kaybedeni kim olmuştur.

Hiç tartışmasız;

Kaybeden her daim ölümlerin üzerinde istikbal hesabı yapanlar.

Kazananlar ise;

İnsanları yaşatan ve var olduklarını tanıyan olmuştur.

***

Onun için.

Hükümet sorumluluktan,

BDP sağduyu ve çözümden yana tavır koymaktan,

Muhalefette,

Siyasi misyonunun gereği olarak, hayattan yana durabilen bir aktiflikle; bedenlerini ölüme terk edenleri, caydırabilirler.

Aksi takdirde;

Ölümler engellenmezse vebali iktidarın, muhalefetin, medyanın ve hepimizin olacaktır.

çünkü;

Her kim olursa olsun, renkli-ırkı, düşüncesi ne olursa olsun.

İnsan.

Ve insan hayatı en yüce değerdir

Ne demişler;

İnsanı yaşat ki, sen de yaşayabilesin.

Hayırlı Cumalar.