CUMHURİYET AÇILIMI
Eklenme: 30.10.2009 00:00:00

Evet! Dün Cumhuriyet adına, Türk Silahlı Kuvvetleri adına ve Diyarbakır halkı adına, DTP adına kısacası herkes adına 'güzel' şeyler oldu. Objektiflere yansıyan kareler 'keşke' her zaman böyle olsaydı, 'kaynaşma ve hoşgörü' daima hâsıl bulunsaydı. Komutanların Baydemir'le 'tokalaşması'. Milli Marşı herkesin yek vücut bir şekilde 'birlikte' okuması. Ve Şehit yakınlarından Baydemir'e uzanan 'Al' Bayrağı, alması. Kendisine Bayrağı hediye eden çocuğu da alnından öpmesi. Cumhuriyet için, halk için, ülke için, milli duygular için; 'güzel' karelerdi. Cumhuriyeti de ve bu kareleri yansıtanları da 'tebrik' ediyorum!

***

Akşam İl Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun 'ev sahipliğinde', Cumhuriyet Resepsiyonu vardı. Biz de davetliydik. Sayın Mehmet Ali Altındağ'la birlikte gittik. Vali Mutlu ve eşi her zamanki 'mütevazi ve güler yüzlülüğüyle konuklarını kapıda karşılıyordu. Ve tabi ki; 'bayraklı' rozet. Resepsiyon bir hayli kalabalıktı. Kentin 'tüm' tanınmış ve önemli simaları hemen hepsi gelmişti. Askeri erkan da tam kadro resepsiyona katılmıştı. 'Koyu' sohbet hakimdi; resepsiyonda. Gözüme ilişen bir iki 'Başörtülü' bayan da yok değildi.

***

Cumhuriyet'in dünkü 'açılım' resmi çok anlamlıydı.!  Ancak dikkatimi çekti; biz saat 20.10'a kadar Belediye Başkanlarını ve Milletvekili 'düzeyinde' siyasileri görmedim. Gündüzkü törenlerde vardı, akşam niye yoktu anlayamadım. Başka bir program mı vardı, yoksa siyasi bir tavır mı? Çünkü aldığım bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Gül'ün resepsiyonuna da, DTP'liler katılmadı.. Neyse!..Bizden sonra geldilerse bilemiyorum.

***

Kokteyl misali resepsiyonda 'masalardaki' sohbetler yaygın olarak; 'siyasi ve sosyal' hadiselerdi. Kimi yerde; 'İrtica belgesinin' akıbeti ve sonrası ne olacak? Kimi yerde ise; 'Kürt Sorununun' çözümünde yeni bir hareketlilik olacak mı? Ve kurumlar ölçeğinde; 'yapılan-edilenler', şikâyetler de konuşulmadı değil. Başsavcı Durdu Kavak'ın 'askeri' anıları.. Bir de; ayaküstü 'Ataması' gündem olan İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ahmet Aydın'la sohbetim oldu. 'Son durum ne diye?'!

***

Çünkü bu yönde bir hayli 'kamuoyunda' tartışma yaşandı. Protesto faksları, sivil toplum örgütlerinin tepki mesajları. Sordum; 'mahkeme' ne oldu? 'Yürütmeyi Durdurma' davası; 1520 gün içerisinde sonuçlanacak. Şuan için mahkeme Bakanlıktan 'savunma' istemiş. Savunma gelmesiyle; 'sonuç' alınacak! Aydın 'gitmemekte' bir hayli ciddi! Ve şu hissi vermiyor değil. 'Gideceksem de, çarpışarak gideceğim' der gibiydi. Ha bir de, Askeri erkanla 'havadan sudan' kısa sohbet!.. Evet!.. Günün ve gecenin 'özeti' bunlar.

***

NE DEMİŞTİK?

Sevgili okurlar! Malumunuz; bir önceki yazımda 'İstanbul Bab-i Ali'sinden söz etmiştim. Bireysel ve kurumsal ölçekte uğradığı erozyon ve kalemlerin hızla 'dejenere' oluşundan bahsetmiştim! Yazıma ana kurgu malzemesi olarak da; 'Kürt Kızı' Rojin'i almıştım. Çünkü fütursuzca, belden aşağı kendisine saldıran bir kalem vardı. Ki o kalem de Akşam Gazetesi yazarı Serdar Turgut idi!

***

Kaleminden 'salyalar' akıyordu. Mal bulmuş mağribi gibi 'Kürt Kızı' üzerine salyalarını tepiştiriyordu. Ve öylesine bir maceraperestliğe soyunmuştu ki; 'önünü' ve yazdığını göremez halde. Ne 'mesleğin' ahlakı ve ilkeleri, ne de kendi 'yaşam ahlakını' görmezden gelmişti. Gözü ve kalemi 'seks köleliğine' odaklanmıştı; 'çirkin' şehvete özentiyle!

***

Yazıya nokta koyarken; İşte Bab-i Ali'nin 'ruh halini' bozan, mesleği de katleden, kurumları da 'mecrasından' çıkaranlar bunlar demiştim. Onun için; bu tür 'fikir ve düşünce' sahibi olan 'İnsani Karakterden' çıkmış olanların 'yalnızlaşması' gerekir. Ve tepkisel güçle karşılık verilmeli. Ki 'hadlerini' bilsinler. Nitekim Serdar Turgut 'kalemindeki' çirkinliği, kafasındaki 'maceraperestliğin', bozgunculuğunu, gelen tepkilerle gördü. 'Kürt Kızı' Rojinin de yalnız, mal bulmuş mağribi saldırılacak kolay lokma olmadığını gördü. Özellikle, 'Kadınların' dayanışmasıyla; 'tükürdüğünü' yaladı.

***

Dünkü 'köşesinde' aleni bir şekilde; 'Rojin senden özür diliyorum' dedi! Bir gün önce de; Akşam Gazetesi 'okurlarından' özür dilemişti. Aslında 'yanlıştan' dönmek, doğrunun farkına varıp 'özür dilemek' erdemliktir. İnsanı küçültmez, bilakis büyütür. Tabi; 'erdemlik ve yücelik' yerini bilen içindir. Hataların ve yanlışların 'tekrarına' ısrar etmeyenler içindir. Turgut için değil. Çünkü 'özür' ifadesinin gerisinde gelen satırlarda bile; 'ahlaki' dağınıklığı kendini gösteriyordu. Serdar Turgut ve onun gibi çok sayıda 'isim' sıralanabilinir, Bab-i Ali' yokuşunu kirletenleri.

***

Sözü Taraf'ın yazarı Sevan Nişanyan'a getirmek istiyorum. Dünkü 'köşesini' pür dikkat bir nefeste okudum. Sonra döndüm bir daha! 'Kendi kendime' nasıl olur dedim? Atatürk'ün 'Gençliğe Hitabesi' kaleme alınmıştı. 'Tartışılacak' ve bazı kesimleri 'hopurdatacak' değişiklikle; 'sil baştan' değiştirilmiş. Okudunuz mu bilmem. Ama okumayanları bu yazıdan mahrum bırakmamak için; 'O yazıyı' buraya alıyorum'!

***

EY TÜRK GENÇLİĞİ BİRİNCİ VAZİFEN İNSAN OLMAKTIR

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, insan olmaktır. İnsan olmanın yegâne temeli insana sevgidir. Hayatın boyunca, insanlara güzelliği, aklı ve adaleti öğretmeyi görev bileceksin. Bilgin varsa, bedel beklemeden paylaşacaksın. Buna imkân ve şeraitin müsait değilse, yanındaki üç veya beş kişiye katıksız sevgini vermeyi deneyeceksin; onların hayat yükünü bir nebze hafifletmeye çaba göstereceksin. Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı diye sormayacaksın. Çünkü insan, galiplerin hasbelkader çizdiği sınırlara sığmayacak kadar kıymetli bir hazinedir.

***

MANEVİ HÜRRİYETİNİ ANCAK İNSAN OLMAKLA KAZANABİLİRSİN

Dâhili ve harici bedhahlarla etrafın çevrili olabilir. Sen şerri bahane etmeyecek, hayırhahlığını ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceksin. Zira kötülük, esarettir. Manevi istiklalini ve manevi hürriyetini ancak insan olmakla kazanabilirsin.

DÜŞMAN BÜTÜN TERSANELERE GİRMİŞSE.

Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamazsan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terk edecek gücü ve güveni kendinde bulursun.

***

İKTİDARLAR DAMARLARINDAKİ KANI TALEP EDEBİLİR

Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar sana "düşünmeyeceksin!" diyebilirler. Kendi çorak ve bencil emellerine seni muhafız ve müdafi yapmak isteyebilirler. Kuşaklardan beri süren iktidarlarını bir gün daha korumak için senin damarlarındaki kanı talep edebilirler. Memleketin bütün tepeleri kan ve intikam bayraklarıyla donatılmış, bütün mektepleri zaptedilmiş, bütün mahkemeleri elde edilmiş, bütün gazete köşeleri bilfiil müstevlilere terkedilmiş olabilir. Millet, cehalet ve propaganda içinde serseme dönmüş olabilir.

***

EY İNSAN EVLADI!

Ey insan evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, insan olduğunu unutmamaktır. Muhtaç olduğun kudret tanrı vergisi olan vicdanında ve her gün çalışarak geliştireceğin aklında mevcuttur.

***

Bu sözlerin üzerine ne denilebilinir ki; yorumu size bırakıyorum. Malumunuz; dünkü yazımda 'Cumhuriyeti' kutlayıp, dillendirirken, şöyle demiştim. 86 yılda 'yaptığımız zulüm ve eziyetler' yüzünden; Cumhuriyet'i 'çok yıprattık'. Yeşermesi için gerekli 'suyu vermedik'! Yeniden 'genç dinamik' ve ter-ü taze olabilmesi için; Cumhuriyet 'özüyle' yani halkıyla bütünleşmeli. Veya arkasına ya da ön cümlesine; 'Demokratik' kimlik almalı. Yani 'Demokratik Cumhuriyet' olmalı ki. Kendisini 'çepeçevreleyen' hain tuzakların ve kirli emellerin boyunduruğundan kurtulabilsin. Sonuç itibariyle; Cumhuriyet bir fazilettir. Ama, 'demokratik ve çağdaş' olursa. Halkın 'Cumhuriyeti' diye; görülürse. Aksi takdirde; biz her 29 Ekim'de 'beddua' etmeye devam edeceğiz.