DİYAR’IN SUÇU NEYDİ?
Eklenme: 18.04.2011 00:00:00

Ve tarih; Bir kez daha tekerrür etti. Diyarbakırspor, 43 yıllık tarihinde ikinci kez sahaya çıkmadı. Son olarak 1983 yılında deplasmanda oynanması gereken Tarsus maçında bu durum yaşanmıştı. İki eylemi yapanlar farklı kesim ise de ortak yönleri mevcut. Şöyle ki; O zaman futbolcular sahaya çıkmak istememişti. Şimdi ise personel eylem yapıp, futbolcuları "sahaya" çıkartmadı. 1983te sahaya çıkmak istemeyen futbolcuların yerli olması ile dünkü eylemi yapanların da; Diyarbakırlı kulüp çalışanları olması ne kadar ilginç bir tesadüf değil mi? Öncelikle şunu ifade edeyim. Emek kutsaldır ve bir değeri vardır. Kulüpte çalışanlar haklarını istemekte elbette ki haklılar. Ve onların hakları verilmeli. Ancak; Hak ve talep zamanlaması, beynimi kemiriyor. Yani zamanı mıydı?

* * *

Çok değil 4 ay önce böyle bir eylem yapsaydılar kim tepki gösterebilirdi? O zaman bu satırların yazarı dâhil herkes onların yanında olacaktı. Ancak şimdi öyle değil. En azından ben onların yanında görünmüyorum. Herkes gibi ben de soruyorum; daha önce nerdeydiniz? 2 yıldır maaş alamamışsınız. Bu kulüp de 4 aydır yönetimsiz. Ve sahipsiz! Yönetimler varken bu eylem ve hak arayışı aklınıza gelmedi mi? Bu eylemi yaparken ses getirmeyeceğini, kimsenin size gelip para vermeyeceğini düşünmediniz mi? Bu eylemle kendinize ve daha önemlisi Diyarbakırspora onarılamaz zararlar verdiğinizi söylemek istiyorum. Belki alınacaksınız. Belki içinizde farklı duygular besleyebileceksiniz. Ama inanıyorum ki, "duygusal" değil, akl-ı selim düşünürseniz, "ne kadar" haklı bir eleştiri olduğunun farkına varacaksınız. Anlayacağınız; İrdelenmesi gereken bir diğer olay ise hafta içinde o kadar yazıldı, çizildi; "takım maça çıkmayacak" Pek tabi ki; Bunu sağır sultan duydu. Ama ne var ki Diyarbakırdan bir vızıltı bile çıkmadı.

* * *

Dün oynanmayan maçtan sonra ekibimizin önünü kesen bağrı yanık taraftarlar isyan etmiş. Ben onları olduğu gibi aktarıyorum. AK Partiye, BDP'ye, İl'in seçilmiş ve atanmış tüm yönetim kadrosuna veryansın var. Tamam, yönetimler kötü yönetti. Paraları çarçur edilip, kulüp borç batağına sürüklendi. Ama bu takım en azından sahaya çıkarılmalıydı. Diyarbakırspor gözden çıkarılmışsa bu herkes tarafından alınmıştır. Bunu biz demiyoruz, halk söylüyor, taraftar haykırıyor. Diyarbakırspor kent için çok şey ifade ediyordu. Kozmopolittik kent olan Diyarbakırda düşüncesi, kimliği, hayata bakışı ne olursa olsun insanların ortak mutluluk ve paydasıydı; Diyarbakırspor. Genç nüfusun bu kadar fazla olduğu kentte insanların hem eğlence hem de yaşam bağı görevini görüyordu. İşte o bağ koptu. Kentin siyasi, ticari ve mülki aktörleri bu fırsatı kaçırdı. Pek tabi ki, Diyarbakır ahalisi de, bu fırsatı kaçırdı.

* * *

Şimdi de, Siyasi havayı soluma koduna geçelim! Esen rüzgâr hangi yönden, gelişiyor! Doğrusu, Farkında mısınız, değil misiniz bilemiyorum! Ama, Mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Şöyle ki; 12 Haziran seçimleriyle alakalı "dini" bir mülahaza yok. Kimse; "Din" üzerinden siyaset güdemediği gibi "oy tercihi" anlamında atmosfer oluşturan da yok. Sanırım; Olmadığı için de "din" polemiğine yönelik te muhalefet yapma gayretinde olan da yok. Hele; Aşina olduğumuz. Ve yıllardır "din" üzerinde ülke siyasetine vesayet icra eden. Ve bunu; Gayretkeşlikleriyle "iktidar" değiştirme argümanı olarak kullananlar da yok.

* * *

Bakın; Son yıllarda ne MGK'dan "irtica ve şeriat" eksenli bildiriler yayınlanmıyor. Ne de; E- muhtıralar, ya da gece yarısı "özel" fakslar. Ve ne de; Cumhuriyet meydanlarını "laiklik" elden gidiyor, rejim değiştiriliyor gibi "akla arıza" getiren, naralar? Kimse; Bu minvalde "ortalığı" toz-dumana çeviremediği gibi, "kısır" polemiklerde körüklemiyor. Tabi; Dikkat çeken diğer bir nokta ise, karşı tez geliştirenin olmadığı. Ne, Siyasi partiler, ne kalem sahipleri ne de, oluşumlar, fikri mülahaza üretmiyor. "Din, inanç ve iman" elden gidiyor? Diyen yok! Körükleyen de yok!

* * *

Her ne kadar; "zaman zaman" küllenmiş ruhlarıyla varız deme gayretkeşliğine giriyorlarsa da; "ilgilenen" yok. Ne, Başörtüden, ne kur'an kurslarının kapısına kilit vurma gibi "bedbaht" düşünce üretenlerin varlığından söz eden yok. Yani, "Din üzerinden" siyaset üretme gibi gaflet içerisinde olan yok! Galiba; Türkiye "siyasal" zeminde, taşlarını yerli yerine oturtma noktasında, doğru yolda ilerliyor. Vesayet, Planı güden "pusudaki" kurtlar dahi artık farkındalar "kolay yem" yok diye! Toplumsal; Düzeyde "Din ve inanç" siyaset üstü bir kimlik icra ediyor! Aslında olması da gereken bu!

* * *

İşte, AK Partinin "seçim bildirgesi" yani, halka vaat ettikleri! CHP'nin ki, MHP'nin ve diğer partilerin "ardı ardına açıkladıkları" bildirgelerin muhtevasına baktığımızda. Hepsi eksen itibariyle; Tamamen "yaşam koşularını" ihtiva ediyor! Ne dini ne de inanç ve ibadet "vasfıyla" alakalı, hiçbir koşul ve vaat yok! Tabi; En büyük ortay payda "daha özgürlükçü ve bağımsız" bir hayat nizamı. Yani, "çoğulcu demokrat yapı". Belki; Muhtevaları "inandırıcılık" anlamında, zayıflık arz ediyor olabilir. Özellikle de; "Ekonomi" özgürlüğü açısındaki afakî vaatler söz konusu ise de. Özü itibariyle; Türkiye "siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel" açıdan. Artık; "Suni" hadiselerin çevresinde "kafa-kol-bacak" kırmıyor. Zaman da tüketmiyor.

* * *

Öyle inanıyorum ki; Arıza ihtiva eden, hatta önyargıyla "kabul" görmez olan şu seçim vaatlerinde; Yüzdelikleri "düşük" olsa da gerçekleşme oranında, istikamet kazanım olacaktır. Ve yine öyle inanıyorum ki; "Din ve İnanç" üzerinde yıllardır uygulanan anti-demokratik vesayetler de. Daha özgürlükçü, Daha demokratik gelişmeler sayesinde "dağılacaktır". Çünkü; Türkiye ne zaman ki demokrasiye "bağımlı" olma koduna ulaşmışsa. Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları noktasında "aşama" kaydetmişse! Görüyoruz ki; Toplumsal özgürlüklerde büyük ilerleme sağlanmıştır.

* * *

Son 10 yılı; Bu profilde resimlediğimizde "demokrasi" yolunda ne kadar geniş yelpazede yol aldığımızı görüyoruz. Kürt, Kelimesini telaffuz etmenin "suç" sayılıp, demirparmaklıklar arkasına alındığı dönem ile. Bugün; Özerklikten, Kürdistan ve Kürt yapısından "bahsediyor olmamız". Yani; Her siyasi dokunun "ortak payda" olarak görüp bütünleştiği "demokratlık". Kazanım; İlmiği aldığı sürece, "özgürlüklerin" önündeki engeller de bir bir yok oluyor. Demek ki; Türkiye 12 Haziran seçimine "önem" vermesindeki ana gaye şu olmalıdır. Tüm özgürlüklerin; Ve halkların haklarına kavuşabilmesi için "Sivil Anayasa" için tercih ortaya koymalıdır. Kim daha; "Demokrat" ise!