DÜŞÜNDÜREN SÖZLER!
Eklenme: 27.06.2009 00:00:00

 

Bugün ne konu var, ne de sıcak gündemin mevzuları?

Diyarbakırın bozuk olan siyasi havası da yok.

Bugün yapılacak olan AK Parti Kongresinin akıbeti ne olacak?

Konumu muammalık arz eden Ahmet Öcal ne yapacak?.

Kendince söylediği ve inandığı demokrasiyle mi koltuğu kapacak.

Yoksa silsile misali yeni birileri mi oturtulacak!

Gerçi AK Parti Milletvekili İhsan Arslan Çin gezisinde.

Kongreye Tarım Bakanı Mehdi Eker ve diğer Milletvekilleri katılacak.

Burda, yaşanabilecek, atmosfer önemli. Batmandaki durum mu hasıl olacak?

Yoksa görüntülerine alışık olduğumuz kavgalı kongrelerin mevzusu mu yaşanacak?

Her ne yaşanacaksa, göreceğiz!.

 

***

 

Bir de, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğun malum belgeyle alakalı açıklamaları.

Buna karşı Başbakan Erdoğanın hukuk vurgusu! Kısacası Ankarada toz-duman olan siyasi hava.

Bugün için bunların hiçbirini konuşmak niyetinde değilim.

Zaten sizler de durumdan rahatsız ve yorgunsunuzdur.

Bir haftadın beyinleri kemiren karmaşık mevzuularını yaşadınız!..

Herşey arapsaçı misali dağınık. Bu minvalde konuşmayacağız.

Çünkü; hafta sonu.

Bu münasebetle; geçtiğimiz hafta gibi düşündüren sözlerden akıp gidelim.

Her şeyden kendimizi arındırmış vaziyette! Hani deriz ya, havadan-civadan..

Ya da laf olsun, torba dolsun misali.

Öyle takılalım..

 

***

 

Onun için de; önemli bir düşünürün deyimiyle yol alalım.

Derin anlam içerin bir ifadesi var.

Der ki; Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.

Bir de konuşabilme vardır...  Bu da kişiye özgüvendir.

Onun için de konuşan ve dinlettiren kişi akıllıdır.

Çünkü akıllı şahsiyetin söylemek istedikleri vardır.

Ama aptal için durum öyle değil. Konuşması kendi açısından zorunluluk hissidir.

Zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.

Bu da onun ne kadar vasat bir düşünceye sahip olduğunu gösterir.

 

***

 

Tabi bir de yalancı vardır. Ona en büyük ceza nedir biliyor musunuz?

Kimsenin kendisine inanmayışı değil. Kendisinin kimseye inanmayışıdır.

Çünkü; böylesi ahlak ve yaşam kriterine sahip olanlar.

Varlıklarıyla-yoklukları bir değil. Yalnızdırlar. Ve de çaresizdirler.

Ya insan karakteri! Ya da yetişme düzeyi.

İşte onu da; ister erkek, ister kadın olsun!

Oluşa gelen bir kavgadaki hareketleri ele verir.

 

***

 

Sağduyulu kişi, kendini dünyaya uydurur.

Sağduyusuz kişi ise, dünyayı kendine uydurmaya çalışır.

Tüm ilerlemeler o nedenle sağduyusuz kişilere dayanır.

Sözünüz senediniz kadar sağlam olamaz. Çünkü belleğiniz hiçbir zaman onurunuz kadar güvenilir olamaz

Hayat kendini bulmakla alakalı değildir. Hayat kendini yaratmakla ilgilidir.

Yaşam tüm insanları eşit tutar, ölüm seçkin olanı ortaya çıkarır.

İnsanlar başlarına gelenler için hep içinde bulundukları durumu suçlarlar.

Ama bu yanlış. Çünkü başarılı olan insanlar istedikleri durumları arayan ve bulamadıkları zaman onları yaratanlardır.

Tabi bir de Başarısızlık, başarının anahtarıdır

 

***

 

Bir de hayatın yol ayırımı var. Yeni bir mevzuuyla alakalı karar verme anı.

Ki bu hayatımızın her ananında zikreder.

Belli bir yol noktasına geldiğimizde, durup düşünürüz.

Kimi zaman fark ederiz, kimi zaman da fark etmeyiz.

Acaba deyip; sağa mı gitsem sola mı diye kendi kendimize sorarız.

Köklerinden başladığımız ağacın en uç dalına varmaya çalışıyoruz hep.

Sonrası malum, kuruyor ağaç

İşte o yol ayrımlarında düşünürken benzer sorular takılıyor aklımıza.

Nedir bu işin doğru yolu?

Hangisinden gitsem acaba?

Bazen kararlı bir şekilde birine sapıyoruz, doğru olduğunu düşünüp.

Zaman geçtikçe biz o yolu eskitiyoruz, o da bizi.

 

***

 

Diğerinde ne olurdu, bilmiyoruz.

Bazen bildiğimizi düşünüp Keşke diyoruz, keşke bunu yapmasaydım, diğeri daha iyiydi.

Bu yola ne kadar kararlı girdiğimizi unutuyoruz.

Bunun tam tersi de oluyor; siyah beyaza dönüyor, gece birden güneş doğuyor, her yer aydınlanıyor.

Gecenin en karanlık anının güneş doğmadan önceki an olduğunu unutuyoruz.

Bazen de, bırakıyoruz o yolda yürümeyi başka yollara sapıyoruz.

Zaten dedik ya hayatın her anında bir yol çıkıyor önümüze, tercihler yapıyoruz.

Bazen bilemiyoruz o anın önemini öylesine bir düşünüp karar veriyoruz.

 

***

 

Yürümeye devam ediyoruz.

Ve hiçbir zaman da anlayamıyoruz, öğrenemiyoruz, dönüp bakmıyoruz.

Hayatın oyunları eksik olmuyor yollardan.

Tuzaklar tuzakları takip ediyor, güzellikler de güzellikleri.

Bazen seviniyor bazen üzülüyoruz ama hiçbir zaman diğer hayatımızı bilemiyoruz.

Yaşayamadığımız diğer hayatı

Ve yine bir yol ayrımında, yeni yol ayrımları için yola koyuluyoruz

 

***

 

Ve önemli düşünürlerden, hayata yönelik anlamlı sözler.

Her biri kendisine özgü bir değer içeriyor. Hani derler ya kulağa küpe misali.

İşte böylesi inci taneleri gibi cümlelerdir bu hayata dair sözler.

Bakın kim ne diyor?

Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.

Montaigne

Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zaruri oldu mu, insan artık ne kadar büyükse, o kadar çok eğilir.

Victor Hugo

Yeryüzünde hiçbir gıda açlık kadar lezzetli değildir.

Cervantes

 

***

 

Adaletin hakim olduğu yerde silahın yeri yoktur.

Amyot

Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.

Pascal

İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.

Victor Hugo

Bir düşmanı affetmek, bir dostu affetmekten daha kolaydır.

Mme Dorothe Delusy

Başkalarını sık sık affedin, ama kendinizi asla.

Publilius Syrus

Beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlayamaz.

Rousseau

Akıllılar, zayıf taraflarını bildiklerinden yanılmayacaklarını ileri sürmezler.

Thomas Jefferson

Demek oluyor ki; Akıllı bir insanın dünyası bütün dünyadır.

 

***

 

Ahmed Arifin güzel bir şiiri var.

Kapıları çalan benim diye başlıyor.

Ve yürekleri dağlayan kelimeleri ardı sıra sıralıyor.

Hançer gibi.  

Kapıları çalan benim kapıları birer birer.

Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler.

Hiroşimada öleli oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu.

Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok.

Şeker bile yiyemez ki

Kâat gibi yanan çocuk...

Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver.

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler.