ECZACILAR ODASI KARIŞTI
Eklenme: 9.12.2010 00:00:00

Duydunuz mu; Sağlıkta "yeni" bir kapışma başladı? Eczacılar Odası Başkanı Sinan Özçelik, "görevi" bırakmış. Denilene göre; Başkanlıktan düşürülmüş! Nedeni mi; Bir sürü spekülasyon var! Ancak, Eldeki doküman ve resmi ifadelere göre Türkiye Eczacılar Birliğinin Denetleme Kurulunun raporuna göre; "işlem" icra edilmiş. Yani; 11. Eczacılar Odası Başkanlığı Yönetim Kurulunun "ortak kararı" üzerine Özçelik başkanlıktan düşürülmüş. Gerekçenin muhtevasına gelince; Usulsüz işlem. Bağış adı altında, Eczacılardan para alma. Ve daha nelerin iddiası. Tabi; Bu durumun bir yüzü diye gözüküyor! Çünkü, Hadisenin ana teması, hatırlarsanız SGK Müfettişleri bir süre önce "hayli" kapsamlı denetimde bulunmuştu. Bir dizi; Tespitler sonrasında bazı eczaneler hakkında hukuki işlem yapmıştı. Denilene göre; Bu işlemin de "görev düşürülmeyle" hayli alakası varmış.

* * *

Neyse. Dün, arkadaşlar iki taraflı araştırma yaparak sordu. Eczacılar Odası'nı yeniden; "Olumsuz" gelişmelerle gündeme getiren meselenin aslı-astarı nedir diye. Ne yazık ki; Her zamanki gibi "ketum" bir tutum. Ve değişmez o okkalı klişeleşmiş tek sözcük; "doğru değil". İyi de, Doğru olmayan nedir? Doğru olmayan, Özçelik'in hakkındaki "görevi bırakma-düşürme mi" Yoksa, Türkiye Eczacılar Birliğinin (TEB) hazırladığı üç sayfalık denetleme raporu mu? Ya da, SGK Müfettişlerinin hazırlamış oldukları sayfalar dolusu denetleme tutanakları mı? Karmaşık bir hal! Şöyle ki; Özçelik görevden düşürüldü veya görevden ayrıldı. Şuan; Başkan değil. İkincisi; TEB'in Özçelik'le alakalı hazırlamış olduğu "denetleme kurulu" raporu var mı, var? Üçüncüsü; SGK Müfettişlerinin yürüttüğü tahkikatın raporları ve iddiaları mevcut mu, mevcut?

* * *

O zaman; Doğru olmayan nedir? Bir de; Özçelik, Bir internet sitesinde yer alan meseleyle alakalı savunma içeren açıklamasında, söylüyor. TEB yönetimine "muhalif" olduğum için, düzenlenmiş bir komplo diye. Tabi bir de soruyor; Eğer gayri yasal olan bir durum varsa, neden Savcılığa intikal edilmedi. Bu ifade, doğru bir ifade. Ama gel gör ki; Doğrunun da iki doğrusu ve detayları var. Nitekim; Türkiye Eczacılar Birliği'nin "Denetleme Raporu" doğrultusunda her başkan sorgusuz sualsiz "görevi" bırakır mı? Veya Yönetim Kurulunun kararıyla "görevden" düşürülür mü? En önemlisi; Bu makama gelebilmek için, bu kadar uğraştan sonra "sessiz" ve tabi ki bir dizi spekülasyonla çekip gitmek ne kadar doğru? Bence; Taraflar "kaçak" güreşmeyi bırakmalı. Camiası hayli hassas olan, Eczacıların yeteri kadar "töhmet" altında kalmalarını kaldıracak başka bir hadise, icra olunmadan. TEB Başkanı Çolak. Ve devrik Başkan Özçelik. Kamuoyu önüne çıkıp, "usulsüzlük mü, hırsızlık mı, komplo mu, intikam alma duygusu mu" gerçeğini ortaya döksün. Yoksa; Ben de, okurlarım da ve Diyarbakır ahalisi başta olmak üzere herkes! Tarafları; hep olumsuz kefede görecekler.

* * *

NERDE TOPLUMSAL BÜTÜNLÜK?

Sohbet, Sağlıkla alakalı açılmışken Devlet Hastanesi'nin akıbeti nicedir? Bi ona bakalım. Şuan için; Aşamalı "kapatma" planında herhangi bir değişiklik yok! İşlem, aynen devam! Zaten; 20 Aralık'ta kesin olarak "devir" işlemi son buluyor. Evet! Göz göre göre, köklü bir çınar birilerinin "rantına". Ve tabi bizlerin de, sahip çıkmama zaafiyetiyle yok oluyor. Her ne kadar; Buradan "çığlık" atıyorsak. SES, Tabipler Odası bir kaçta katkı sunanın sesi çıkıyorsa da. Sonuç; Toplumsal bir bütünlük içerisinde "gelişme" göstermiyorsa. Mücadele, bir noktadan sonra "sonuçsuz" kalmaktadır.

* * *

Boşuna dememişler; Tarih tekerrürden ibarettir. Yeter ki, ders-i ibret almak lazım. SSK'da, Göğüs Hastalıkları Hastanesinde. Ve bugün de Devlet Hastanesi'yle alakalı aynı "zaafiyet" var. Toplumsal bütünlük ihtiva eden; "Demokratik" tepki ve duruma karşı çıkış. Yapılanın yanlış olduğunu ifade etme noktasında; hamle geliştirilmiyor. Önceki gün, Başkan Koç aradı. "Sesimizi daha nasıl gür çıkarabiliriz. Ankara'yı ve etkili makamları nasıl duyarlı olmaya çağırabiliriz?" diye sordu. Şunu ifade ettim; Hani, politik mevzulara karşı "toplu tepkiler" ortaya koyan akımlar. Hani, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünü savunanlar. Hani, Diyarbakır'ın "sivil kanaat" önderleri ve temsilcileri. Hepsi; Tribündeki seyirci misali duruma sessizler. Yineliyorum; Hastaneyle alakalı yapılan işlemlerin "yanlış" olduğunu. Ve yine yineliyorum; Bölge Eğitim Araştırma Hastanesinin yanında, ikinci basamak Devlet Hastanesi olması kötü mü? Zenginlik varken, Neden fakirlik ve kısıtlama! Velhasıl; Bizde bu toplumsal bütünlük hasıl olmadığı müddetçe hep "sömürülen" olmaya mahkumuz demek!

* * *

NE YAMAN ÇELİŞKİ DEĞİL Mİ?

Ve; ÇİROKEK ZİVİSTANE! Yani; BİR KIŞ MASALI. Önceki gün; Başkent'te Haldun Dormen'in geçen yıl Diyarbakır'da sahneye koyduğu "Kürtçe" tiyatro müzikalini sahneye koydu. Hemi de, Devlet Tiyatrosunda! Dikkat edin; Devletin tiyatrosunda. Devletin televizyonunda. Velhasıl, Devletin birçok kurum ve kuruluşunda "Kürtçe" konuşulup-tartışıldığı, söylendiği yer iken. Bu devletin; Nizamını, hak ve hukukunu, adaletini sağlayan Mahkemesi Kürtçeye "bilinmeyen bir dil" diyor. Ve en önemlisi; Bu ülkede milyonlarca insanın "ana dili" olan bir dili böyle tanımlıyor. Doğrusu; İki resme baktığımızda yaman bir "çelişki" yansımıyor değil. Zaten; Ülkenin bu eksendeki çıkmazı hep bu "çelişkinin" yamanlığından gelmiyor mu?