Öğretmenler günü.
Yani 24 Kasım!
Bu yıl hafta sonuna denk geliyor.
O nedenle,
Bugün, “onları” konuşmak ve yazmak istiyorum.
Bir soruyla mevkuteyi, ikmal edersek Öğretmen ne ister?
Ya da öğretmenlerimizin beklentileri nelerdir?
***
Detaylandırırsak soruları.
Şuan ki,
Sosyal, ekonomik ve kültürel.
Pek tabi ki, “siyasal” zemini de teneffüs ederek; bir öğretmen ne ister?
Soralım...
***
Hiç kuşkusuz ki soruya cevap noktasında Öğretmen, şunu ister!
Özellikle,
Toplum ve öğrencilerin “huzurunda”,
Aynı meyanda,
Devlet nizamı önünde “yerlere” düşürülen itibarının iadesini ister.
İadeyi itibar!
Zira öğretmenin özellikle toplumsal “statüsü’ hayli yara almış.
Her tarafı yara-bere içerisinde!
***
Şöyle gerilere gidersek.
Öğretmenin;
30–40 yıl önceki meslek itibarini göz önüne getirelim.
O zaman dilimi içerisinde neydi?
Şuan ki hal-i vaziyeti nice?
Sanmıyorum ki vaziyet aynı olsun!
Olamaz da.
Çünkü “itibar” kaybını iliklerine kadar yaşıyor.
Hele ki Özgüven!
***
Ne yazık ki, “yerlerde” ve kaybolmuştur özgüveni.
Şimdi çırpınıyor.
Yeni baştan inşa edilmesi için; “ama” özgüven’e güven istiyor.
***
Öğretmen ne ister.
Elbette ki,
Sosyal haklarının “huzur verici” yaşam olanağı yaratmasını ister.
Performansına karşılık,
Ekonomik koşulların karşılık görmesini bekler.
İstemez,
Okul dışında sokakta limon-mendil satmak, şoförlük yapmak!
İster ki, mesleğinde ilerlemek!
***
Ama gel gör ki,
Yönetmenliklerle ne uzuyor, ne de kısalıyor.
Yerinde, ömür ve dirsek çürütüyor!
Öğretmen,
Okullarda üniversite öğretim üyeleri gibi statü istiyor.
En doğal hakkı.
Çalışma odası,
Araç-gereç ve araştırma imkânına kavuşmayı bekler.
Ne var ki “çay içme” molasına mahkûmiyetle kahve salonu misali, öğretmen odasında istiflenir.
Mekânsız!
***
Hal-i durumla,
Hem okulundan,
Hem öğrencisinden,
Hem de icra ettiği mesleğinin “aidiyet” duygusundan ne yazık ki hızla uzaklaşıyor.
Hep kayıpları yaşıyor.
Öyle ki, gözü saatte, kulağı zilde.
Ne zaman okuldan kaçabilirim beklentisinde.
Kaç…
Aman öğretmenim kaç…
***
Öğretmen ne ister.
Onüre edilmek ister.
Yaptığı mesleğin olumlu yönleriyle takdir bekler.
Okul idaresinden,
Milli Eğitim Müdürüne,
Kaymakamından Valisine, Bakanına kadar, “desteklenmek” sahiplenmeyi ister.
Ama nerde diyeceksiniz!
***
Ama ne var ki;
En sıradan bir hadisede, müfettiş tepesinde “boza” pişirir.
Ne gözünün yaşına,
Ne de mesleğinin onca olumlu mükâfat isteyen, değerlerine, bakmaz!
Kes, biç at!
Boşver; “öğretmen” değil mi ki?
***
Öğretmen,
Yaka silkeler hep eğitim ve öğretim müfredatına!
Uzaktan kumanda edilir.
Ders programı mı,
Eğitim müfredatı mı,
Yazılım,
Veya metot mu, “kimse fikrini” sormaz, ne düşünür denilmez.
Ver eline kitabı, hadi oku-anlat!
Ancak o ister ki,
Sahada olan kendisi, öğreten de kendisi “o zaman” neden benim söz hakkım yok?
Sorar kendine bu soruyu cevapsız kalacağını bile bile.
Lakin kim takar ve dinler?
***
Eee...
Boşuna söylenir durmayız.
Şu eğitim müfredatı ve uygulaması “yoz-boz” tahtası diye!
Politize olmuş.
Her iktidar kendisine göre, “milli” elbise biçiyor-biçtiriyor.
Gelen gideni aratır misali.
Zaten, bu yüzden değil midir ki, “diz dövüyoruz” nesil nasıl bir eğitim-öğretimden geçiyor diye!
Sal çayıra, Mevla kayıra!
***
Öğretmen,
İmkânsızlıklar içerisinde “sosyal” hayattan uzak!
Zaman fukarası olduğu gibi,
Ekonominin de yoksul hanesine sahip!
Kapitalsizlik karşısında, “huzursuz ve mutsuz”.
Hadi;
Mutsuz bir insandan, huzurlu ve mutlu bir “nesil” yetiştirmesini nasıl bekleyebilirsiniz?
Mümkün mü?
Değil.
***
O zaman,
24 Kasım’da mikrofonların karşısına geçecek olanlar.
Devlet büyükleri.
Etkili ve yetkili zevat.
Klişeleşmiş,
Yaldızlı sözcükleri kurmak yerine, bugün “öğretmenimiz” ne istiyor diye bir soru yöneltin kendi kendinize.
Bakın nasıl bir cevap alacaksınız!
***
Önceki gün ve dün,
Birçok eğitim örgütünden açıklamalar geldi.
Verdikleri beyanatlar da diyorlar ki,
24 Kasım Öğretmenler gününü bu hal-i ortamla “kutlamayacağız.”
Eee.
Haksız değiller ki.
Ne diyelim,
Biz yine de gönül hoşluğu sedasıyla, “siz çok yaşayasınız öğretmenlerim”.
Hayırlı Cumalar...